Ahmed Sinan Bihişti Kimdir, Hayatı, Eserleri

44

Ahmed Sinan Çelebi Bihiştî, (ö. 917/1511-12 [?]) Divan edebiyatında ilk hamse sahibi olduğu ileri sürülen şair ve tarihçi.

Kaynaklarda doğum ve ölüm tarihleri hakkında kesin bilgi yoktur. V. L. MĞnage yaklaşık 871’de (1466-67) doğduğu­nu kaydetmektedir. Âşıkpaşazâde, İstan­bul’un ilk subaşılanndan Kanşdıran Sü­leyman Bey’in oğlu olduğunu söylerken Bursalı Mehmed Tâhir babasının tarih­çi Tursun Bey’in kayınbiraderi olduğunu ifade eder. Kaynakların çoğu asıl adının Sinan olduğunu bildirmekteyse de II. Bayezid devrine ait bir in’âmât defterine, ayrıca Sehî Bey ve Riyâzrye göre asıl adı Ahmed’dir. İsmiy­le ilgili bu karışıklık Babinger’de de de­vam ederek onun Bihiştî Sinan Çelebi’yi ayrı bir şahıs gibi ele almasına ve Ahmed Sinan Bihiştî’nin babası olduğunu söylemesine sebep olmuştur. Bazı kay­naklar babasının Çorlu yakınlarındaki Karışdıran köyünden olduğunu ileri sür­mektedir; ancak bu husus isim benzer­liğinden veya Bihiştrnin, tarihinde ba­basından bahsederken onun Vize beyliği yaptığını belirtmesinden kaynaklanmak­tadır. Aslında “Kanşdıran” bir lakap ve­ya aile ismi olmalıdır. Bihiştî küçük yaşta babasını kaybetti, daha sonra saraya intisap ederek ora­da yetişti. II. Bayezid devrinde meşhur oldu ve uzun zaman padişahın hizme­tinde bulundu. Bir ara padişahın gözün­den düşünce hayatından endişe ederek İran’a kaçtı. Sehî’nin bildirdiğine göre Hüseyin Baykara’nın yanına sığındı ve orada Ali Şîr Nevâî ve Molla Câmî ile ta­nışıp görüştü. Bir müddet sonra Hüse­yin Baykara’nın Bihiştrnin affedilmesi için bir elçi ve beraberinde çeşitli hedi­yeler göndermesi, bazı şair ve âlimlerin de mektuplar yollayarak II. Bayezid nezdinde yaptıkları teşebbüsler sonuç ver­di ve kendisinin II. Bayezid’e takdim et­tiği “kerem” redifli kasidenin de tesiriy­le padişah tarafından affedildi.

Bihiştî bundan sonra eski mevkiini el­de etti ve padişahın yanında bulunarak onun çeşitli iltifatlarına mazhar oldu. Nitekim adı geçen in’âmât defterinde Bihiştî’ye 909 yılında (1503) padişah ta­rafından in’amda bulunulduğu bildiril­mektedir. Bihiştî bir ara sancak beyiliği yaptı. Ancak hayatının bu devresiyle il­gili herhangi bir bilgi bulunmamakta­dır. Bihiştrnin, tarihi kesin olarak bilin­memekle beraber XVI. yüzyılın başlarında vefat ettiğinde kaynakların hemen hep­si birleşmektedir. Menage onun tarihini

II. Bayezid devrinin sonlarında tamam­ladığını belirterek muhtemelen 917’de (1511-12) vefat ettiğini ileri sürmekte­dir. İstanbul Kütüpha­neleri Türkçe Hamseler Katalogu’nda vefat tarihi olarak gösterilen 977 (1569) yılı ise doğru değildir.

Bihiştî bazı gazellerinde Çağatay ve Azerî lehçelerine has birtakım özel söy­leyişlere de yer vermiş, Hüseyin Baykara ve Ali Şîr Nevâî ile temaslarda buluna­rak şiirde onlardan faydalanmıştır. Herat ve civarındaki ilmî ve edebî çevre­lerden istifade etmiş, bu durum İstan­bul’a döndükten sonra kaleme aldığı eserlerine de aksetmiştir.

Eserleri

1- Hamse. Bihiştî, tezkirele­rin hemen hemen ittifakla bildirdikleri­ne göre muhtemelen Ali Şîr Nevâî’den ilham alarak divan edebiyatında ilk de­fa tam bir hamse tertip eden şairdir. Nitekim ffamse’sinin sonunda, “Dedim hele ben cevâb-ı hamse / Demedi bu yol­da dahi kimse” beytiyle bu hususa işaret ettiğini Latîfî haber vermektedir. Hamse’de yer aldığı belirtilen mesneviler şun­lardır: Vâmık u Azrâ, Yûsuf u Züleyhâ, Hüsn ü Nigâr, Süheyl ü Nevbahâr, Leylâ vü Mecnûn. Bunlardan yal­nız Leylâ vü Mecnûn bugün elde mev­cuttur. Bihiştî bu eseri 912’de (1506) İs­tanbul’da tamamlamış ve eski itibarını elde etmek gayesiyle II. Bayezid’e tak­dim etmiştir. Zaman zaman Çağatay Türkçesi özelliklerinin görüldüğü eser Cârnfnin Leylâ vü Mecnûn ‘unun vezni olan “mef ûlü / mefâîlün / feûlün” kalı­bıyla yazılmıştır. Yirmi iki bölümden mey­dana gelen mesnevi 1195 beyittir. Bir nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüpha-nesi’nde (TY, nr. 5591) bulunan Leylâ vü Mecnûn’un bu nüshası üzerinde Rezzan [İter bir mezuniyet tezi hazırlamıştır.

2- Târîh-i Bihiştî. Osman Gazi’den başlayarak II. Bayezid’e kadar gelen pa­dişahların tek tek ele alındığı eser sekiz bölümden ibarettir. Bunlardan II. Baye­zid’e ayrılan bölümde bu padişah ile Cem Sultan arasındaki mücadele ele alınmak­ta ve daha sonra II. Bayezid devrinin di­ğer olayları anlatılmaktadır. Eserin “Muhârebe-i Bâyezîd ve Şehzade Cem” adı­nı taşıyan bölümü Babinger tarafından ayrı bir eser kabul edilerek Ahmed Si­nan Bihiştfye nisbet edilmiştir. Yine Ba­binger eserin anılan bölüm dışında ka­lan kısmını Ahmed Sinan Bihiştfnin ba­bası olduğunu söylediği Bihiştî Sinan Çelebi’ye izafe etmiştir. Eserin bu bölümü Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi ile British Museum’da bulunmaktadır. Babinger ve V. L. MĞnage’in verdikleri bilgiye göre British Museum’da eserin diğer bölümlerinden bir kıs­mının daha nüshası vardır. Bihiştî, tarihini Neşrî’nin (ö. 1520 [?|) eserini esas alarak meydana getirmiştir. Tarihçiler, Bihişti-nin eserinin bazı olaylar dışında Neşrî tarihinin edebî bir üslûpla kaleme alın­mış şekli olduğunda birleşmektedirler. MĞnage ise eserin İdrîs-i Bitlisî’nin (ö. 926/1520) Heşt Bihişt’ml takip ettiğini ve o derecede önemli bir kaynak olma­dığını belirtir. Eserin Fâtih Sultan Mehmed’in vefatına kadar olan kısmı üze­rinde Kâzım Dİlcİmen tarafından bir me­zuniyet tezi hazırlanmıştır.

Bunların dışında Bihiştrnin bir diva­nından bahsedilmekteyse de eser bu­güne kadar ele geçmemiştir. Şiirlerine çeşitli şiir mecmualannda rastlanmak­tadır. Sehî Bey, Bihiştrnin Nizâmfye ait Farsça Hamse ‘yi Türkçe’ye tercüme et­tiğini bildirmekteyse de bugün böyle bir eser mevcut değildir. Bu herhalde Bihiş­trnin kendi Hamse’sı olmalıdır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi