Ahmed Şevki Kimdir, Hayatı, Edebi Kişiliği,Eserleri

34

Ahmed Şevki b. Alî b. Ahmed Şevki (Kahire 1868-13 Ekim 1932) Son devir Arap şairlerinin en meşhuru.

Yaşamı

Adını taşıdığı dede­si Ahmed Şevki, Mehmed Ali Paşa dev­rinde Osmanlı Devleti’nin Kahire’de yük­sek seviyedeki memurlarından biriydi. Üç yaşında iken İbrahim Paşa’nın azatlı cariyelerinden olan anneannesi tarafın­dan Hidiv İsmail Paşa’nın himayesine ve­rildi ve onun sarayında büyüdü.

İlk ve orta tahsilini tamamladıktan sonra 1885’de Kahire’de yeni açılan Hukuk Fakültesi’ne girdi; fakat hukuk­tan hoşlanmadığı için aynı fakültenin Tercüme Bölümü’ne geçerek 1887’de bu bölümü bitirdi. Doğuştan sahip olduğu şiir kabiliyetinin gelişip ortaya çıkmasına. Arapça hocası ve aynı za­manda şair olan Şeyh Muhammed el-Besyûnî yardımcı oldu. el-Veka’i’u’l-Mışriyye gazetesinde Hidiv Tevfik Paşa’yı metheden ilk şiirleri yayımlanma­ya başladıktan sonra Ali Mübarek Pa­şa’nın delaletiyle sarayda bir memuri­yete atandı. Bu göreve başladıktan kısa bir süre sonra Hidiv Tevfik Paşa tarafından, yarım bıraktığı hukuk öğre­nimini tamamlamak üzere Fransa’ya gönderildi (1888) ve dört yıl süreyle Montpellier ve Paris üniversitelerinde hukuk ve edebiyat tahsil etti. Bu suret­le Batı edebiyatını yerinde ve yakından tanıma fırsatını da bulmuş oldu. Öğre­nimi sırasında İngiltere ve Cezayir’i zi­yaret etti. Tahsilini tamamlayıp Mısır’a döndükten sonra Hidiv Abbas Hilmi Paşa’nın divanında Frenk Kalemi müdür­lüğüne getirildi. 1894’te Cenev­re’de toplanan Müsteşrikler Kongresi’ne Mısır temsilcisi olarak katıldı.

I. Dünya Savaşı çıktığında İstanbul’da bulunan Hidiv Abbas Hilmi Paşa’nın İn­gilizler tarafından azledilerek İngiliz sö­mürgeciliğine karşı faaliyette bulunan milliyetçilerin sürgüne gönderilmesi sı­rasında Hidiv Abbas Hilmi Paşa tarafta­rı olan Ahmed Şevki de İspanya’ya sü­rüldü (1915). 1919 sonlarına kadar kaldığı İspanya’da Endülüs İslâm mede­niyetini, Arap ve Batı edebiyatını derin­liğine inceleme imkânını buldu. Mısır’a dönünce bir kahraman gibi karşılandı. 1927’de Mısır Ayan Meclisi (Meclisü’ş-şüyüh) üyeliğine seçilen Ahmed Şevki 13 Ekim 1932’de Kahire’de öldü ve res­mî törenle defnedildi.

Edebi Kişiliği

Arap edebiyatının uzun bir durgunluk devresinden sonra gelen ve modern Arap nazmına mükemmel şeklini veren en büyük şair olarak kabul edilen Ah­med Şevki’nin şiirlerini, muhteva itiba­riyle, sürgünden önce, sürgün sırasında ve sürgünden döndükten sonra yazdığı şiirler olmak üzere üç grupta incele­mek mümkündür.

Sürgünden önceki şiirlerinde, bir sa­ray şairi olarak geleneğe uygun bir şe­kilde klasik Arap nazmının hicviye dı­şındaki bütün türlerini denemiş, ancak insanlarla iyi münasebetler içinde bu­lunmayı düstur edindiği için hicviye yaz­mamıştır. Gazel tarzında yazdığı şiirler­de ise fazla başarılı sayılmamaktadır.

Maddî menfaat sağlamak için methi­ye söylemeye karşı olan Ahmed Şevki, yapılmamasını tavsiye ettiği bu işi ken­disi yapmıştır. Ancak sürgünden önce­ki methiyeleri ile sürgünden sonrakiler mahiyet bakımından farklı olmuştur. Sürgün dönüşü saraya bağımlı olmak­tan kurtulduğu için kendisini daha ser­best hissetmiş, bu dönemdeki methi­yelerini daha sade ve aşın övgülerden uzak olarak kaleme almıştır. Sürgün esnasında eski konuları işlemekle bera­ber bunların yanında vatan ve aile has­retini dile getiren şiirler de yazmıştır. Sürgünden döndükten sonra halktan yana bir tavır takınmış, şiirlerinde günlük olayları, dinî, siyasî ve tarihî konulan Mehmed Akif gibi millî şuurla işlemiş, cemiyetin dikkatini İslâm dünyasındaki sosyal ve ahlâkî çalkantılara ve modern Batı’nın sömürgeciliğine çekmeye çalış­mıştır. “Milletler ahlâkları ile yaşarlar, ahlâkı olmayan millet çöküntüye uğrar” anlamındaki darbımesel haline gelen beyti onun bu devredeki hâkim düşün­cesini gösterir. Bu dönemde yeni nazım türlerinde de eser veren Ahmed Şevki, Abdülhak Hâmid tarzında manzum pi­yesler, hikâyeler ve fabller yazmış. La Fontaine, Victor Hugo ve Shakespeare gibi Avrupalı şair ve ediplerin etkisinde kalmıştır.

Sarayda bulunduğu zamanlardaki si­yasî, dinî ve sosyal konulara ait görüş­leriyle sürgün dönüşü sarayla ilişkisinin kopmasından sonraki fikirleri çelişkili­dir. Önceleri sarayın görüşüne uygun olarak İngilizlerin Mısır siyaseti aley­hinde bir şey söylemediği halde daha sonra İngilizler’e karşı çıkmış, yine ön­celeri, Mısır’da ve İslâm dünyasında fe­minist hareketin öncülerinden olan Kâsim Emîn’e karşıyken sürgünden sonra onu desteklemiştir. Ancak hilâfetin ve İslâm dünyasının liderliğinin Türkler’in elinde kalması gerektiği konusundaki siyasî kanaatlerinde değişiklik olmamış, bu fikirlerini sonuna kadar savunmuş­tur. Her vesile ile halifeyi, hilâfet makamını öven kasideler yazmış, Türk İstik­lâl Savaşı’nı dikkatle takip etmiş, bazı şiirlerinde bu savaşın kumandanlarına ve Türk gençlerine takdir ve şükranları­nı dile getirmiştir. Şiirlerinde birçok dinî ko­nuyu samimiyetle işleyen Ahmed Şevki, dinî olayları ve peygamber kıssalarını malzeme olarak bol bol kullanmıştır. Bûsîrrnin meşhur Kasîde-i Bürde’sine Nehcül-Bürde, Hemziyye’sine de elHemziyyetü’n-nebeviyye adıyla eş-Şevkiyât içinde basılmış bulunan iki nazire yazmıştır, ömrünün sonlarına doğru tiyatro ile de ilgilenmiş, altısı trajedi biri de komedi olmak üzere yedi tiyatro eseri yazmıştır. Klasik Fransız tiyatro­sunun tesirinde kalmakla beraber ro­mantizmden de faydalanan Ahmed Şev­ki piyeslerinde zaman mekân konu bir­liğine pek bağlı kalmamıştır. Tiyatro eserlerinde fazla başarılı olmasa bile modern Arap edebiyatına tiyatroyu sokmak suretiyle bu alanda da hizmet etmiş sayılır. Yazdığı piyeslerin çoğu hem şairin sağlığında hem de ölümün­den sonra Mısır’da defalarca oynanmış­tır. En başarılı tiyatro eseri Maşratu Kleopatra’dır.

Ahmed Şevki sürgünden sonra dinî, millî ve sosyal meselelerle diğer Arap ülkelerindeki olayları konu edinen şiir­ler yazmaya başlayınca bütün Arap dünyasında tanınıp sevildi. 1927’de, eş-Şevkıyyât adını verdiği divanının birinci cildini yeniden düzenleyerek yayımla­ması münasebetiyle yapılan ve çeşitli Arap ülkelerinden gelen heyetlerin de katıldığı bir törende edip ve şairler ta­rafından kendisine “emîrü’ş-şuarâ” un­vanı verildi. Arap edebiyatı tarihinde ilk defa bir şaire böyle bir unvanın veril­mesi çeşitli tepkilere yol açtı ve Akkâd, Tâhâ Hüseyin, Mâzinî gibi Ahmed Şevki’ye muhalif şairler, gençliğinde saray şairi olduğunu ileri sürerek ona bu un­vanın verilmesine karşı çıktılar. Ancak Ahmed Şevki günümüzde de bu unvan­la anılmaktadır.

Eserleri (başlıca)

1) eş-Şevkıyyât. Dört cilt halin­deki divanıdır. Kahire’de 1898’de bası­lan birinci cildi Dr. Muhammed Hüseyin Heykel’in bir mukaddimesiyle birlikte 1927’de ikinci defa yayımlanmış, diğer ciltleri de 1930. 1936 ve 1943te Kahire’de basılmıştır. Divanın Kahire’de 1970’te yapılmış yeni bir baskısı daha vardır.

2) Maşra’u Kleopatra (Kahire 1929).

3) Mecnûn ve Leylâ (Kahire 1931).

4) Kambîz (Kahire 1931).

5) Alî Bek el-Kebîr (Kahire 1932).

6) Antere (Kahire 1932).

7) Düvelü’l-Arab ve cuzamâ’ü’l-İslâm (Kahire 1933). Bu eserlerin divan dışında kalanları trajedi tarzında manzum piyeslerdir,

8) es-Sittü Hüdâ (Kahi­re, ts.) Bu eser de komedi tarzında manzum bir piyestir.

9) Emîretül-Endüîüs (Kahire 1933). Trajedi tarzında mensur bir pi­yestir.

10) Esvâku’z-zeheb (Kahire 1932). Sosyal konulara dair makalelerinden meydana gelmiştir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi