AGNOSTİSİZM

145
PAYLAŞ

 

 AGNOSTİSİZM

 

Gerçek ve mutlak
varlığın, kendinde nesne­lerin ve dayanağının insan ruhu tarafından bi­linemeyeceği
öğretisine agnostisizm denir. Dolayısıyla gerçek varlığa, a) ya büsbütün eri-ş,
İlemeyeceği; b) ya da akıl ve bilgiyle değil de, ancak İman ile ulaşılabileceği
ileri sürülür. Thomas Huxley ve Herbert Spencer tarafın­dan bilginin ancak
varlığımızın güven içinde bilebileceği konularla sınırlı bulunduğunu sa­vunan
bir akım halinde ortaya konulmaya çalı­şılmıştır.

Agnostisizm terimi,
Yunanca’dan alınmış “(/” olumsuzluk edatı İle, “bilgi,
bilinebilir” an­lamına gelen “^/ias7av” kelimelerinin birleşme­sinden
oluşmuştur. Dolayısıyla “a-gnosli-sizm”, bilinebilir karşıtı olarak
“bilinenıezci-Uk” anlamını taşıyan bir kavramdır. Bu anlam­da
“gnosos” kelimesi, Arapçadaki ilin terimi değil “ûfan”
terimi, “agnostos”da “itfamye” karşılığında kullanılır.

Kavram olarak
agnostisizm, XIX. yüzyılda Huxley tarafından, bilginin duyuma ait algı­dan
İleriye gitmesinin imkansız olduğu ve ak­lın olayların ve görünüşlerin Ötesine
nüfuz edemeyeceği anlayışını temellendirmek üzere ortaya atılmış, dolayısıyla,
olay ve görünüşle­rin dışında hiçbir şeyin kabul edilmemesini önermiştir. Bu
görüşe bazan fenomenizm (p-henomenism) adı da verilmiştir. Algısal güçle­rimizin
sınırlılığı ilkesine dayanan agnosti-sizm’in en geniş şekli, duyularımızla
algıladığı­mız şeylerin dışında kalan nesnelerin varlığı hakkında
bilgisizliğimizi itiraf etmektir. Açık­ça görüldüğü üzere burada, daha çok
Hıristi­yan ve Yahudi gnostisizminin karşısına çıkıl­makla; Yahudi-Hristiyan tanrıcılığı
İle tanrı ta­nımazlık reddedilmektedir. Böylece Tanrının varlığının ne kabul
edilebilir, ne de reddedile­bilir olduğu savunulmakta, bu gibi akıl-üstü ve
dinî düşünceler bir tarafa bırakılmaktadır.

AugusteComte’un
pozitivizmi, Kant’m eleş­tiriciliği, Spencer’in evrimciliği ve Hamİl-ton’ıın
izafetçiiiği gibi görüş ve düşünceleri, başka yönlerden birbirinden farklı
olmakla birlikte, bilgi ve marifet konusunda agnosti­sizm içinde yer alırlar.
Agnostisizm’in diğer iki temsilcisi Lange ve Jodl İse, her türlü meta­fiziği
imkansız saymış ve inkar etmişlerdir. Ag­nostisizmi “Kuşkuculuktan ayırmak
gerekir.

Agnostisizmin temel
ilkesi mutlak ve şarta bağlanmamış varlığa bilgimizin erişemeyeceği
önermesidir. Spencer, evrenin bize açtığı kud­retin Özünü tamamiyle
kavrayamayacağımız görüşündedir. Bu bakımdan insan ilk nedenle­re (causes
primaİres), son amaca (cause final) nüfuz edemez.

Littre’ye göre,
sınırsız uzay (mekan) gibi maddî, sonsuz nedenlerin dizilişi gibi manevî olmak
üzere nesnenin ötesinde olan “perde­nin” arkasında bulunana insan
ruhu kesin su­retle yanaşamaz. Fakat bu yanaşamama, onun yokluğu anlamında
düşünülemez. Çünkü ge­rek maddi, gerekse manevi bir payansızlık ve sonsuzluk
sıkı rabıtalarla bilgilerimize bağlı ol­malıdırlar.

Metafizik meselelerin
anlam ve önemini kay­bettiğini, bilgimizin sınırlı hiçbir şeyin gerçek özüyle
bilinemediğini ve bilinemeyeceğini sa­vunan inkarcıları agnostiklerden ayırmak
ge­rekir Agnostikler tabiatı açıklamak için biline­mezciliği temel alırlarken,
bunu bilimin sınır­ları dahiline sokmak isterler. Evren, onlara gö­re bir
kudretin görünüşüdür ve biz bunu bile­meyiz, fakat evreni açıklamak ve anlamak
ba­kımından da ona ihtiyacımız vardır. Zihin için kendisine nüfuz olunamaz bir
mutlak varlığın tasdiki, bilim ile din arasında ortak ve kesişen nokta, uzlaşma
alanı ve birbirinin kaynaşacağı bir ilkedir.Yeni-E leş tir içil ik’e göre
agnostisizm;

 a) bir taraftan mutlakı, sonsuzu, aslî cevheri;

 b) öte taraftan gözlemlenmesi mümkün olan olayla­rın
kaynak ve amacını birbirine karıştırmak­tır. Onlara göre birinciler

 a) insan zihninden bütünüyle atılmalıdır, çünkü
düşünülebilir bir gerçeği anlatmazlar. İkinciler

 b) ise, bilimsel bilginin ötesindedirler. Fakat felsefe
ve din alanında bunların inkar edilemez konumları vardır.

Teologlara göre
agnostisizm, reddedilmesi gereken nedenleri içinde taşımaktadır. İlk ne­denler
ve nihai amaç konusunda açık ve kesin bir şey bilemiyor isek, hangi yelki ve
gerekçey­le buna bir gerçeklik atfedebiliyoruz? Nihai amaç veyeıerli neden
konusunda hakikat ke­malden ibarettir. Bir anlamda nesne ve zihnin karşılıklı
sınırında duran Descartes, düşünce­sinde daha İleri gitmeyip ruhun kudreti dahi­linde
bu sonsuz ışığın kıyas kabul etmez, eşine rastlanmaz güzelliğini düşünür ve
ibadetin ge­rekliliğini hatırlatır.

Yüksel KANAR[1]

 



[1] Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Risale Yayınları:
1/15-16.

PAYLAŞ
Önceki makaleAHLAK
Sonraki makaleAKRABALIK