Aforoz Nedir, Ne Demek, Yahudilikte ve Hıristyanlıkta Aforoz Hakkında Bilgi

33

Kilise hukukuna göre, yetkili dinî şahsiyetler veya meclisler tarafından suçlu görülen bir hıristiyanın cemaatten çıkarılması. Latince’si excommunicatio olan afo­roz Türkçe’ye. Yunanca “Dışarda bırak­ma, dışarı çıkarma, kovma” mânalarına gelen aphorozein sözünden geçmiştir. Topluluğun, kendisine karşı olanlarla il­gili bir savunma vasıtası olan “Cemaat­ten çıkarma” cezasına bütün eski dün­ya kavimlerinde rastlanmaktadır. Kitâb-ı Mukaddeste lanetleme ve beddua, bazı sosyal haklardan mahrum etme ceza­sından önce gelir. Cemaatten çıkarma ise ikinci derecededir. Zira lanetlenme, gözden düşmeye ve tecrit edilmeye kâ­fi sebep teşkil etmektedir. Yahudiliğin ilk dönemlerinde, ahdi bozan ve ahd kanunlarını çiğneyen, Allah’ın lânetiyle cezalandırılmıştır. Cemaatten kovma (aforoz) ise Ezra zamanında bağımsız bir müessese haline gelmiştir. Bâbil esa­reti döneminde putperestlerle evlenen­ler boşanmaya zorlanmış, kabul etme­yenler hem mülklerini kaybetme, hem de cemaatten çıkarılma ile tehdit edil­miştir. İlk defa haham­lar (rabbâniyyûn) tarafından uygula­nan sinagogdan uzaklaştırma işlemiyle bu ceza kesin şeklini almıştır. Söz ko­nusu ceza Talmudcular (Amoraîm) zamanında (m.s. 200-500) üç şekilde orta­ya çıkmıştır:

1- Nezifa. Fazla önemli ol­mayan yasakların çiğnenmesi sebebiyle verilen kınama cezası.

2- Niddûî (küçük aforoz). Cemaatle münasebeti yasak­layan, yas tutmaya mecbur eden ceza.

3- Herem (büyük aforoz). Kişinin suç işle­mekte ısrar etmesi durumunda uygula­nan ve toplumdan atılmayı gerektiren süresiz ceza. Bununla birlikte milâttan sonra 70 yılından itibaren, dinden dö­nenlerin ve sapıkların süresiz olarak ce­maatten çıkarıldığı bilinmektedir. Hatta Ünlü filozof Spinoza, yahudi kutsal kitaplarının orijinalliği hususunda şüphelerini dile geti­ren eserler yazdığı için aforoz edilmiş­ti. Reformcu Mendelssohn. ancak XVIII. yüzyılda topluluktan çıkarma cezasına karşı çıkabilmiştir.

Aforoz cezası Hıristiyanlığa Yahudilik’ten geçtiği, dolayısıyla temeli Tev­rat’a kadar indiği halde ilk kiliseler bu cezanın kaynağını. Hz. İsa’nın günahkâr biri hakkındaki şu sözlerine dayandırır­lar:

“Kardeşçe nasihatları kabul etmeyi reddeden herhangi bir kişi kiliseye bil­dirilmeli, kiliseyi de dinlemeyi reddetmesi halinde putperest ve vergi tahsil­darı olmaya mahkûm edilmelidir”  Pavlus da mahremiyle zi­na yapan kişi hakkındaki hükmünü be­lirtirken bunu önce beddua şeklinde ifade eder, sonra da cemaatten atılma­sını ister. Ancak havariler döneminden sonra lanetleme önemini yitirmiş ve za­manla bu ceza sadece cemaatten çıkar­ma şeklinde uygulanmıştır. Aforozun karşılığı olan excommunicatio tâbirine ise ilk defa dördüncü yüzyılın sonların­da rastlanmaktadır. Bu dönemde afo­roz, cemaatten tamamıyla çıkarma sek­linde değil. ıslah gayesiyle ve tövbe et­mesi halinde suçluyu tekrar cemaate alma tarzında uygulanmıştır. XII. yüzyıl­da, “Küçük aforoz” (excommunicatio mi­nör) ve “Büyük aforoz” (excommunicatio majör) ayırımı yapılmış, birincisi suçluyu sadece dinî merasimlere katılmaktan alıkoyduğu halde, ikincisi cemaatten ve cemaatle ilgili bütün sosyal haklardan mahrum etmiştir. Daha sonraki kilise hukukunda bu ayırım kaldırılmıştır.

Aforoz cezasını ancak papalar yahut piskoposlar veya ruhanî meclisler vere­bilir. Bir piskopos, yalnız kendi ruhanî dairesi içinde yaşayanlar için, papalar­la ruhanî meclisler ise bütün hıristiyan-lar için aforoz ilân edebilirler. Son kilise kanununda, aforozu gerektiren suçlar­dan bazıları şu şekilde tesbit edilmiştir: İmandan dönmek; sapık bir mezhebe mensup olmak veya dalâlete sapmak (md. 1364); papaya saldırıda bulunmak (md. 1370); kutsal eşyayı saygınlığına yaraşmayan yerlere atmak yahut bu­lunması gereken yerden başka bir ye­re nakletmek veya gizlemek; bu dav­ranışları kutsal şeyleri tahkir etme ga­yesiyle yapmak (md. 1367); günah çı­karan kimsenin doğrudan doğruya dinî nitelikteki sırrı ifşa etmesi (md. 1378); çocuk düşürme suçuna yardımcı olmak (md 1398)  Aforoz, en ağır şekliyle de olsa, kiliseden tamamıyla atılmak de­mek değildir. Bu cezaya çarptırılan kim­se esas itibarıyla yine kilisenin üyesi­dir. Ancak Evharistiya âyini ve diğer di­nî âyin ve merasimlere katılmaktan, kili­se üyesi olmanın sağladığı faydalardan mahrum bırakılır. Bundan dolayı aforoz edilen kimse günahını kabul edip piş­manlık gösterirse affedilir ve tekrar es­ki haklarına kavuşur. Ortodoks ve Er­meni kiliselerinde de aforoz cezası var­dır. Protestanlık”ta, Katolikler’deki ka­dar ağır olmasa da, dinî bir disiplin va­ıtası olarak bu ceza özellikle Kalvinci kiliselerde mevcuttur. Evharistiya âyi­ninden atılma, günah çıkarma hakkının belli bir süre kaldırılması, kilise kütü­ğünden silinme ve Protestan mezarlı­ğına gömülmeme aforoz cezasının so­nuçlarıdır.

Aforoz cezası, Hıristiyanlığın ilk za­manlarından başlayarak dinî akideden sapanlar ile büyük günah işleyenlere ve­rilmiş, bilhassa Ortaçağ’da papaların ve piskoposların elinde siyasî otoriteye kar­şı bir baskı aracı olarak kullanılmıştır. Hıristiyan mezheplerin birbirlerini afo­roz etmelerine de rastlanmıştır. Katolik kilisesi 15 Temmuz 1054te Ortodoks kilisesini aforoz etmiş ve bu aforoz 7 Aralık 1965 tarihine kadar devam etmiştir.

İslâm cemiyetinde, kilisenin fonksiyo­nunu icra eden bir kurum ve buna bağlı olarak ruhanîler veya din adamları sınıfı bulunmadığı gibi aforoza benzer bir uy­gulamanın varlığı da söz konusu değil­dir. İslâmiyet’te, işlenen suç hangi tür­den olursa olsun, mahkemelerden baş­ka suçluya ceza verme yetkisine sahip bir zümre yoktur. İslâm hukukunda be­lirlenen cezalar arasında bir müslümanı dinî görev ve ibadetlerinden mahrum bırakma veya toplumdan tecrit etme gibi bir ceza da bulunmamaktadır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi