Adli Psikolojinin Tarihi

162
PAYLAŞ

 

Adli psikolojinin resmî tarihi çok da eski değildir. Günümüzde kazandığı popülariteden çok daha eskilere dayansa da psikolojinin bir alt alanı olarak tanımlanması iki binleri bulmuştur. İlk psikoloji-hukuk lisansüstü programı ABD’de 2000 yılında eğitime başlamıştır,
Resmî tarihi oldukça yakın bir geçmişe dayansa da adalet-hukuk-psikoloji ilişkisinin oldukça eski bir tarihi vardır. Özellikle işlediği suçtan dolayı bir kişinin sorumlu tutulabilmesi için sahip olması gereken özellikler çeşitli hukuk sistemleri içinde ve filozoflar tarafından tartışılmıştır,
 
Suç işleyen kişilerin sahip oldukları özelliklerin incelenmesi de erken dönemlerde adli psikolojinin tarihinde yer tutan konulardan birisiydi (Howitt, 2006). I4.yy’dan önce akıl hastalıkları ile suç arasında kurulan ilişki şeytani güçlerin hem akıl hastalıklarına hem de bu kişilerin işlediği suçlara neden olduğundan ibaret olup bu güçlere kendini kaptırmış olması da kişinin kendi sorumluluğu olarak görülürdü. Dolayısıyla akıl hastaları da eylemlerinden tamamen sorumlu idiler. İlk defa, 1505’te İn-giltere’de delilik nedeniyle bir ceza yargılamasında beraat kararı verildi. Ancak ceza davalarında davalının akıl sağlığının yerinde olmamasının cezai sorumluluğu ortadan kaldırdığına dair bir prensibin kabulu 1843 yılında McNaughten davası olarak bilinen davada gerçekleşti.
Modern psikolojinin temellerinin atıldığı Leipzig’de Wilhelm Wundt’un 1875’te ilk psikoloji laboratuvarını kurması ile bu laboratuvarda yetişen, deneysel yöntem üzerine uzmanlaşan psikologların çeşitli mahkeme süreçlerine, çeşitli suçlarına aydınlatılmasına katkı sundukları görülmeye başlandı. 1896’da Leipzig’de bir mahkemede Von-Schrenk-Nortzing ilk defa “adli psikolog” rolü ile katkı sunmuştur. Bu davada adı geçen psikolog, suça ilişkin basında yer alan haberlerden tanıkların etkilenmeleri sonucu, suç olayına dair orijinal hatıraları ile okuduklarını karıştırıyor olabileceklerine dair bir uzman görüşü sunmuştur. J.M.Catell ise yine aynı yıllarda Wundt’un laboratuvarında eğitim aldıktan sonra ABD’ye giderek adli alanla deneysel ve bilişsel psikolojinin entegrasyonu üzerine araştırmalar yapmaya başladı. Başlıca araştırma konuları arasında görgü tanığı ifadelerinin doğruluğunu arttırmak için yeni yöntemler geliştirmek gerekiyordu. Yine aynı laboratuardan ABD’ye giden bir başka psikolog H.Munsterberg de görgü tanıklığı ve Amerikan yargı sisteminde yer alan jürinin nasıl karar verdiği üzerine
araştırmalar yürüttü. Munsterbeg’in öğrencisi bir başka psikolog W.
 
Marston ise 1915’te yalan söyleyenlerin sinir sistemlerinin işleyişinde uyarılmaya bağlı bazı değişiklikler olduğu fikrinden hareketle ilk poligraf (yalan makinesi) prototipini icat etti. Yine 20.yy. başlarında K.
Marbe ABD’de ilk defa bir hukuk mahkemesinde, bir makinistin treni durdurabilmesi ile tehlikeyi gördüğü süre arasında belli bir zaman aralığı olabileceğine dair uzman bilirkişi görüşünü sundu. Ceza davaları dışında ilk defa adli alanda psikologlardan faydalanılması da bu dava ile gerçekleşmiş oldu (Howitt, 2006).
Poligraf: Yalan makinesi olarak da bilinen poligraf, bugün de suç
soruşturmasında kullanılan bir araç olmakla beraber güvenilirliği tartışmalıdır. Genel prensip, otonomik sinir sisteminin olağanüstü durumlarda uyardığı ve yönettiği fizyolojik tepkilerin izlenmesi ile kişinin yalan söylerken göstereceği var sayılan bu uyarılma belirtilerinin yakalanabileceğidir. Bu uyarılma tepkileri arasında kan basıncında, cildin iletkenliğinde, nabız hızında değişiklikler başlıcalarıdır.
Adli psikolojinin modern tarihine geldiğimizde ise genel olarak bir disiplinin ayrı bir bilim dalı olarak tanımlanması için geçerli süreçlerden adli psikolojinin de geçtiğini görmekteyiz; alanda çalışanların örgütlenmesi, temel ders kitabının basılması, lisansüstü programların eğitime başlaması. Adli psikolojinin ilk temel ders kitabı 1932’de Ispanyol psikiyatr Royo tarafından yazılsa da bu alanda bilimsel çalışmaların iki dünya savaşı süresince yavaşladığını görmekteyiz. İlk defa Ispanya’da 1970’lerde ilk hukuk-psikoloji lisansüstü programı oluşturuldu. İlk uluslar arası bilimsel toplantıların düzenlenmeye başlanması yine 1970lerde gerçekleşti. 1981’de Amerikan Psikoloji Birliği altında Hukuk-psikoloji alt alanı tanımlandı. 1991’de adli alanda çalışma prensipleri ve meslek etik kuralları belirlendi. 2001 yılında ise resmen bir uzmanlık alanı olarak tanımlandı. Avrupa’da gelişimi ise 1990 yılında Avrupa Psikoloji ve Hukuk Derneği’nin 1990’da kurulması ile resmî görünürlük kazanmıştır (EFPA, 2012)
Bir diğer vurgulanması önemli nokta da şudur ki adli psikoloji alanındaki gelişim, sosyal değişimler ve genel psikoloji alanındaki gelişmelerden bağımsız düşünülemez. Örneğin 1960’lardan itibaren sosyal psikoloji alanındaki ilerleme ve karar verme süreçleri ve grup dinamiklerinin bireyin davranışı üzerindeki etkisine dair yürütülen araştırmalar adli alanın işleyişinde yer alan uygulamalara da yansımıştır. Yine 1960’lardan itibaren feminizm dalgasının yarattığı toplumsal hareketlerle birlikte geçmişte ihmal edilen aile içi şiddet ve çocuk istismarı gibi konular da birer mesele olarak tanımlanarak toplumun dikkatini çekmeye başlamıştır. 1970’lerde özellikle çocuk istismarı konusunda toplumsal farkındalığın artması ile birlikte adli alanda çalışan psikologlar çok daha fazla vakayla karşılaşmaya başlamışlardır. Özellikle cinsel istismar alanında geçerli ve güvenilir değerlendirme yöntemleri geliştirmek ve uygulamak ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda, toplumsal değişimler uygulamaları şekillendirdiği gibi, yasal düzenlemeler de bu dönüşüme eşlik etmiştir.
Adalet sistemi: kişiler birbirleriyle veya yasayla ihtilafa düştüklerinde karşılaştıkları adalet sistemi, kolluk güçleri, savcılık, mahkemeler, ceza infaz kurumlarının da içinde bulunduğu bir sistemdir. Yasalar ve yasa uygulayıcıların içinde bulunduğu bu sistemin adli psikologlar da uzman olarak parçasıdırlar.
Ülkemizde ise Ankara Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitülerine bağlı Adli Psikoloji ve Sosyal Bilimler lisansüstü programları bulunmaktadır. Ülkemizde adli alanda psikologlara duyulan ihtiyaç hukuk sistemimizin modernizasyonu ile paralel olarak artmaktadır. 1990’lardan itibaren, aile mahkemeleri, çocuk mahkemeleri, denetimli serbestlik büroları ile koruma kurullarında ve ceza infaz kurumlarında psikologlar uzman olarak görev yapmaktadır.