Adiyat Suresi Konuları, Kaçıncı Sure, Kaç Ayet, Nüzulü

0
52

Kur’ân-ı Kerîm’in yüzüncü sûresi.

Mekke döneminde Asr sûresinden sonra nazil olmuştur. Medenî süreler­den olduğu da söylenmiştir. Ancak konusu ve üslûbu itibariyle Mekkî sûrelerin belirgin özelliğini taşımaktadır. Ye­minle başlayan sûrelerden olup on bir âyettir. Fâsıla’sı elif, dâl ve râ harfleridir. Adını, ilk âyette geçen âdiyât kelimesinden almıştır. Müfessirler âdi­yât kelimesini genellikle, “soluk soluğa koşan savaş atlan” olarak anlamışlar­dır. Esasen âdiyât, “Hızla koşmak, se­ğirtmek” anlamına gelen ve at. deve gi­bi koşan hayvanlar hakkında kullanılan adv kelimesinin ism-i fail müennes cemidir. Sürekli olarak savaşa ko­şup düşmana hücum eden askerî birli­ğe ve akıncılara da adiy veya âdiye de­nilir. İkinci âyetteki kadh kelimesi ise “Taşlı yollarda at nallarından çıkan kıvıl­cımlar” veya “Baskın sonrasında kamp yerlerine geri dönünce geceleyin orada yakılan ateş” diye tefsir edilmiştir. İkrime’den gelen bir rivayete göre kadh, kılıç ve mızrak çarpışmalarından çıkan kıvılcımlardır, vuruşmanın şiddet ve dehşetiyle ilgili bir mecazdır.

Sürenin ilk beş âyeti, kıyameti andı­ran bir savaş sahnesini canlandırmak­tadır. Bu beş âyet. “Uğultulu sesler çıkararak hızla koşan, kıvılcımlar, ateş­ler saçan, sabah erken baskınlar yapan, tozu dumana katan, düşman birliklerini kuşatıp onlara cepheden saldıran” ce­sur gazilerin Allah katındaki değerlerini İlân ve şanlarını yüceltir; müminleri de böyle olmaya teşvik eder. Daha sonraki âyetler, genelde insanoğlunun nankör ve menfaat düşkünü olduğuna dikkat çeker. İnsanın kendisinin de yakından şahit olduğu bu özelliğinin ona bir de­ğer kazandırmayacağını, aksine ilerde basına iş açabileceğini ima eder. Niha­yet sûre, insanların bir gün yeniden dirilip Allah’ın huzuruna döneceklerini ve esasen Allah’ın hepsini bütün yönleriyle bildiğini hükme bağlayan âyetlerle son bulur. Böylece sûre, Allah yolunda can­larını bile feda etmekten çekinmeyen inanmış ve fedakâr insanlarla en küçük bir çıkarı için başkalarının hakkını çiğ­neyen, aç gözlü ve nankör insanlar ara­sındaki çelişkiyi, inançları ve manevî de­ğerleri uğruna mücadele edenlerle, hak hukuk ve mukaddesat tanımadan toplumu kemirenler arasındaki farkı göz­ler önüne serer.

Bu süreyi yalnızca Asr-ı saâdet’te ger­çekleşmiş olan İslâm inkılâbının haber­cisi gibi görmek, sadece ona mahsus bir müjde sanmak da doğru değildir. Daha sonraki yüzyıllarda gerçekleşmiş olan yenilikler, özellikle savaş silâh ve araçlarındaki gelişmeler de onun geniş muhtevası içine girer. Sûrenin Mekkî ol­duğu, o dönemde müslümanlann elin­de at ve silâh bulunmadığı göz önüne alındığında, bu âyetlerdeki mânaların bütünüyle gelecek zamanlarla ilgili ol­duğu anlaşılır. Burada sonraki yüzyıllar­da icat edilecek ateşli silâhlardan söz edilmesi, geleceğin harp alet ve vasıtalarındaki gelişmeleri çok önceden haber veren bir mucize sayılır. Buna göre âdiyât yalnızca at ve develeri değil, motor­lu savaş araçlarını, mûriyât kelimesi de ateşli silâhların hepsini içine alır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi