Adile Sultan Hayatı, Eserleri, Hayır İşleri (Edebi Şahsiyetler)

Osmanlı hanım sultan ve Türk Divan edebiyatı şairi. Topkapı Sarayı’nda, 1 Haziran 1825’de doğdu, 1898 Ocak ayında öldü. Babası II. Mahmud, annesi Zernigar Kadın Efendi ve Sultan Abdülmecid’in kız kardeşidir. Küçük yaşta annesini kaybetti. Adile Sultan sarayda mükemmel bir tahsil ve terbiye görmüş, daha sonra da 1845 yılında Kaptan-ı Derya ve sadrazam Mehmet Ali Paşa ile 19’ncu Yüzyıl’ın en muhteşem düğünlerinden biri olarak tarih sayfalarına geçen bir düğünle evlendi. Sultan Abdülmecid devrinde bir seneye yakın sadrazamlık yapan Mehmed Ali Paşa 1868 senesinde vefat etti.

Adile Sultan, kocasının arkasından da kızının ölümü üzerine evine çekilmiş, her şeyi bırakarak kendini ibadete vermiş ve fakir fukarayı beslemekle vakit geçirmiştir. Dindar, hassas, hayırseverliğiyle tanınmış ve ömrü boyunca herkesten daima hürmet görmüştür. Mektep ve fukara evlerini tamir ettirip, çocukların okuması için gayret sarfetti. Gelinlik kızlara çeyiz yaptırdı. Kurumuş çeşmelere su getirtti. Adile Sultan hayatının son günlerini Fındıklı’da bugün Güzel Sanatlar Akademisi olan Sahilsaray’da geçirdi ve 1898 senesi Ocak ayındavefat edince, kocası Mehmed Ali Paşanın türbesine gömülmüştür, bu türbe İstanbul Eyüp’te, Bostan İskelesi yakınındadır.

edebi_sahsiyetler/adile-sultan

 

Yetmiş üç yıllık hayatında, II. Mahmud, Abdülmecid, Abdülaziz, V. Murad ve II. Abdülhamid’in saltanatını gördü. Başta babası olmak üzere kardeşleri ve yeğenleri tarafından sevilen ve devlet işlerine karışmayan Adile Sultan, aynı zamanda Osmanlı hanedanına mensup divan sahibi tek kadın şairdir. Özellikle Fuzuli ve Şeyh Galib’e nazireler ve Yunus Emre tarzında hece vezniyle şiirler yazmıştır. Şiirleri teknik bakımdan basit ifadeli gibi görünürse de samimidir.

Adile Sultan, döneminin ünlü kadın şairleri; Leylâ ve Fıtnat Hanımlar’dan yetenek ve teknik bakımdan daha az başarılı sayılsa da özellikle Osmanlı tarihine tuttuğu ışık nedeniyle önemlidir.

Nasıl yanmam ki ben oldu olanlar Şah-ı devrana,
Bilinmez oldu hali, kıydılar ol zıll-ı Yezdana.

Adile Sultan, yukarıdaki samimi mısraları ile kardeşi Sultan Abdülaziz’in intihar süsü verilmiş bir cinayete kurban gittiğine dair çeşitli belge, bulguların yanında bir tanıklık ifadesi değeri taşır. Adile Sultanın basılmamış olan Divan’ının yazma nüshaları Üniversite ve Topkapı Sarayı Kütüphanelerinde mevcuttur. Büyük dedelerinden olan Kanuni Sultan Süleyman Hanın şiirlerini, Divan-ı Muhibbi adıyla, ilk defa yayınlanmasını sağlamıştır.

Çocuklarının ve eşinin arkasından hissettiği hüznü çeşitli şiirlerinde yoğun bir biçimde işlemiştir. Aruzun yanı sıra hece vezniyle de şiirler yazmıştır. Şiirleri; “Adile Sultan Dîvânı” ismiyle yayımlanmıştır.

Sultan Abdülmecit, kız kardeşi Adile Sultan’a bir saray yaptırmak üzere Kandilli sırtlarında Tophane Müs’iri Halil Rıfat Paşa’nın konağını ve bahçesini satın almıştır. Ancak saray daha sonra 1876 yılında Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılmıştır.

Adile Sultan Sarayı, bizzat Adile Sultan tarafından ölümünden önce, 1899’da kız okulu olması isteği ile Milli Eğitim’e bağışlanmıştır.


Adile Sultan’ın Şiirlerinden Örnekler:

Aşkta kanun imiş âşıklara cevr eylemek
Âşık oldur kim cefâ-yı yâre sabretmek gerek
Aşk nâz ü şîve evvel gösterir âşıklara
Âşık ol demde ona cânı fedâ etmek gerek

Âşıkın ancak murâdı dostunun maksâdudur
Çekse de bin derd ü mihnet hep sebât etmek gerek
Arzâ-yı dü-cihândan geçmedir aşka nişân
Terk-i cân edip reh-i cânâna azm etmek gerek

Âftâb-âsâ bilip her zerresin nâr-ı safâ
Her belâ dosttan gelir kim merhabâ etmek gerek
Havf-ı a’dâ eylemez olan müsellah aşk ile
Yanmadan Hakka erilmez pertev-i tevhîd gerek

Nefsle cehd et tecellî eylesin aşk-i Hudâ
Beyt-i kalbi Âdile ma’mâr ü pâk etmek gerek

***

Eşini ve kızını kaybettikten sonra yazdığı şiir:

Dervişim, kendi başıma yine sultân gezerim
Âlem-i aşkda seyyâh olup her ân gezerim
Pâdişâh saltanât-ı dehr için kayd çeker
Kayd-ı nâmâsu geçip, ben dahî uryân gezerim

Ne safâdan geçerim vaz, ne cefâdan hâzerim
Emr-i teslîm-i rızâ mülkünü seyrân gezerim
Kimsenin hayrı ile şerrine yokdur nazarım
Serseriyim geleli âleme hayrân gezerim

Ne dilimde olur evrâd ne elimde tesbîh
Ne velîyim, ne deliyim yine vîran gezerim
Gâh olur kendimi idrâk ile efgân ederim
Gâh isyânım anıp derd ile nâlân gezerim
Gâh Mecnân gibi dağlar aşarım Âdile ben
Aşka sâzân olup, gamla perîşân gezerim

***

Sultan Abdulaziz Han’ın vefatının ardından yazdığı ağıt:

Nasıl yanmam kim, oldu olanlar Şâh-ı Devranâ
Bilinmez oldu hâli, kıydılar ol zıll-i Yezdân’a
O gitdi mülk-i ukbâya, firâkı geçti tâ câna
Saraya velvele saldı, cihânı koydu efgâna

Cihân mâtem tutup kan ağlasın Abdülaziz Hân’a
Meded Allah, mübârek cismi ki, boyandı al kana
Nasıl, hemşîresi bu Âdile yanmaz o Hâkân’a
Ki, kıydı bunca zâlimler karındaşı cihan-bâna

Rızâ vermezdi adl ü şefkati zulm-i müşîrâna
Bütün nâr-ı firâkı saldı, kalb-i ehl-i îmâna
Cihân mâtem tutup kan ağlasın Abdülaziz Hân’a
Meded Allah, mübârek cismi ki, boyandı al kana.