ADALET

0
241

 

 

 

ADALET

 

Herkese hakkı olanın
verilmesini öngören ahlakî ilke. Toplum örgütlenmesinde malların, hakların ve
görevlerin veya şereflerin arilmetİkbölüşiiJmesincadaletiııyerine
getirilme­si denir. Adalet herkesin yeteneğine ve top­lumda oynadığı role uygun
olarak dağıtıldığı zaman doğru dağıtılmış kabul edilir. Aynı za­manda, neyin
doğru, neyin yanlış (ya da haklı veya haksız)
olduğunu karara bağlamak da adalet olarak adlandırılır. Bu, ya
haksızlığa uğ­rayanın (mağdur) zararını telafi etmek, ya
da haksızlık yapanı cezalandırmak suretiyle yeri­ne getirilir.

üenel anlamda “adalet” kelimesi, hükümran
devletin kendi uyrukları arasındaki uyuşmaz­lıklar! veya anlaşmazlıkları kanuna
göre bir hükme bağlama işiyle ve toplum aleyhine tu­tumları olan yurttaşları
kanunlar temelinde engelleyici tedbirler alma İşiyle uğraşan belli bir
güvenilir organa bırakma fonksiyonu ola­rak anlaşılır. Bu anlamda adalet
terimi, “yargı gücü”nü ifade eden diğer kelimelerle karıştırı­lır.
Çünkü modern toplumlarda adalet hem bir faaliyet (adalet dağıtma faaliyeti)
olarak, hem de bir teşkilât (bir ülkedeki mahkemeler ve yargı görevlileri)
olarak algılanır.

Aynı zamanda siyasî
adaletten de bahsedil­mektedir. Bir anlamda bülün
adalet siyasîdir. Çünkü adalet ister islemez toplumun örgüt­lenme biçimini
yansıtır. Fakat terimin özel an­lamı bunun dışında şekillenmiştir: Bir ülkenin
siyasî iktidarına verilecek zararları karara bağ­layacak şekilde adlî
organların uzmanlaşması. Siyasî adalet, siyasî kişiliklere karşı olduğu ka­dar
siyasî rejime ve onun unsurlarına karşı İş­lenen suçlara da yönelmiştir.[1]

 

Filozoflara Göre Adalet

 

Adalet kavramı tarih
boyunca farklı şekiller­de tanımlanmış olup filozoflar ve düşünce adamları konu
hakkında değişik fikirler ileri sürmüşlerdir. Adalelin yerine getirilmesi an­cak
adaletsizliğin ortaya çıkması sunucudur. İlk anlamında adalet, insanların
birbirlerine nasıl davranacaklarını Öngören kuralları gözönünc alma ve uygulamayı, yani ‘haklar1 ve ‘revler’i kapsar. Bu İki kavram
Aristoteles’in Et/ıics’indc sistematik biçimde ele
alınmıştır.

Platon tarafından
açıklıkla, Aristoteles tara­fından da belirsiz biçimde gösterildiği gibi (içi­ne
örfü de alacak şekilde geniş tutulduğunda) kanun, olduğu şekliyle ve nasıl
olması gerekti-ğİyle anlaşılmalıdır. Platon kanun
yönetimin­den çok bilgelerin (filozofların) yönetiminden yana olduğunu
belirtir. Çünkü kanun herkes için en soylu ve en adil olanı anlayamaz ve
böylelikle en iyiyi uygulayamaz. Platon Dev-/c/’te
insanın tabiatına mükemmelen uygula­nabilen bir
adalet kavramı geliştirir. Bu ada­let, aklın kullanılmasıyla keşfedilebilir.
Aristo­teles Et/vcs’öe doğal ve uziaşımsal
(İtibarî) adalet ayrımını yapar; birincisi evrensel, ikinci­si ferdî durumlara
mahsustur. Bu ikisi çatışın­ca doğal adalete müsaade etmek itibarî adale­te
düşer.

Devlel’lc Platon, adaleti itidal, bilgelik ve ce­saretle
birlikte dört aslî erdemden biri olarak zikreder. Adalet denetleyici ve
düzenleyici er­demdir. Adil kişi, ihtirasları akılla denetlenen, kendisini
disipline edebilmiş kişidir. Stoacılar için, Platon için olduğu gibi adalet
akılla bulu­nabilen ve yürürlükteki kanun ve Örfün üzerin­de bir şeydir. Akıl
sahibi bir varlık olarak in­san, kendi tabiatı hakkında düşünmekle nasıl
davranacağını anlayabilir. Plaioıı’dan farklı olarak
Stoacılar her insanın tabiî kanunun far­kına varıp ona uyma konusunda eşit
oldukları görüşündedir. Roma kanun koyucuları bu gö­rüşten etkilenmişler ve
kölelik kurumunun ta­biî kanunla ve tabiî adaletle çeliştiği görüşünü
belirtmişlerdir. Bu görüş Kilise Babaları tara­fından devralınmıştır. Hobbes ise farklı bir adalet kavramı öne sürmüştür:
“Bir akit, bir sözleşme yapılmışsa onu bozmak adalet dışı bir şeydir.
“Adaletsizlik söz verip yapmamak­tır ve adaletsiz olmayan herşey adildir. Böyle­ce yeni dünyada tabiî adalet kavramı
sarsılır.

Hume adaleli, “sunî erdem” olarak adlandı­rır.
Ne insan tabiatında ne de sözleşmede ada­leli ihdas edecek kurallar bulamayız.
Faydacı­lar adalet kelimesini aynı anlamda, yani adale­lin insanların
uzlaşmasından doğduğu anla­mında kullanıyorlardı. “Adalet fikri iki şeyi
varsayar: Bİr davranış kuralı ve bu kuralı tas­dik
edecek bir duygu.” (J.S.Mill)

Adalet bugün de
herkese hakkım vermek ve doğruyla yanlışı birbirinden ayırmak
anlamla­rında kullanılmakla birlikte devletin bu görevi­ni yerine geürecek kamu teşkilatlan farklı bi­çimlerde olmaktadır.
Genelde adalet hizmet­leri siyasî ve idarî otoritenin kumanda alanı­nın dışında
bağımsız kurumlar şeklinde düşü­nülmektedir. Devlet ve fert açısından adalet
farklı anlamlar taşımaktadır. Devlet İçin ada­let, kanunların yapımında ve hak
ve görevle­rin dağıtılmasında belli kişileri veya zümreleri ötekilere üstün
tutmadan vatandaşlara aynı hakları vermesini ve aynı görevleri yüklemesi­ni
ifade eder. Fert için ise vatandaşların müm­kün olduğu kadar birbirinin hakkına
uymaya mecbur bırakılmasını ifade eder.

İslam toplumlarında
adalet kavramının top­lu msal-siyasal hayat
içerisinde işgal ettiği ye­rin kendine Özgü bazı niteliklere sahip olduğu
görülüyor. [2]

 

İslam’da Adalet Kavramı

 

Arapça bir kelime olan
“adalet”, adi kökün­den türemiş ülup bir
şeyi yerli yerine koymak demektir. Adalet, zulmün karşıtı bir kelime olarak
çoğunlukla “Hak” ile eşanlamlı biçim­de kullanılır.

İslam toplumlarında
adalet kavramının top­lu msal-siyasal hayat
içerisinde işgal ettiği ye­rin kendine özgü bazı nitelikleri olduğu görü­lüyor.

İslam toplumlarında
adalet terimi, insanın Allah, toplum, canlı varlıklar, maddî tabiat ve diğer
insanlarla ilişkilerinin mahiyetini ve da­yanacağı temel ilkelerin doğru
tespiti için be­lirleyici bir kriter olarak tanımlanır. “Hukuk” kelimesinin
tekil hali olan Hakk’la yakın İlişki­si, insan ve
toplum hayatını düzenleyecek te­mel kuralların doğru tespitiyle ilgilidir. Bu
eti­molojik ve ıstılahı tanım, adalet kavramının çeşitli din ve hukuk
sistemlerine göre izafi (gö­rece) bir anlama sahip olabileceğini gösterir.
İslam, sosyal, ahlakî ve entellektüel özellikleri
yanında hukuk alanında da, kendisinin getirdi­ği temel ilişki ve kurallar
toplamının adaleti ifade ettiğini savunur. Görece bir tanım olsa da bu, adalet
kavramı ve olgusunun tanımda meşru ve anlaşılabilir olabileceğini gösterir.
Buna rağmen Kur’anî terminolojide adaletin salt
hukukî olmaktan öte, daha geniş anlam­larda kullanıldığını tespit etmek
mümkündür: Söz gelimi, eksiklik ve fazlalık
bakımından aşı­rılığa karşı orta yolu tutup korumak; hakka ni­yet, doğruluk,
eşitlik gibi.

İslamİyetİnkutsalkitab’ıKttr’fl/ı, adalet olgu­suna tevhid,
İman, İslam, takva, salih amel ve ibadet kadar önem
verir. Hatta Kur’an’a göre bütün ilahî öğretiler son
tahlilde İnsanlar ara­sı ilişkilerde adaleti tesis etmeye yöneliktir. Adil
olmayan bir ilişki ve tutum, tanım gereği Allah’ın rızasına ve İslam’a uygun
değildir. Çünkü Allah herşeyden evvel, bir şeye hüküm
verildiği zaman adaletle hükmedilmesini is­ter. (Nahl;
90) Anlaşmazlığa düşen iki toplu­luk arasında (Hucurat;
9), insanlar arasında vuku bulacak anlaşmazlıkların giderilmesinde (Nisa; 58),
her türlü borç, vade, alışveriş, tica­ret ve şahitlikte (Bakara; 282),
kadınlara karşı takınılacak tutumun belirlenmesinde (Nisa; 129) adalet, hukukun
koruması ve hayata geçi­rilmesi için vazgeçilemez bir ilkedir.

Yine İslam’a göre
kişiyi veya grupları adalet­ten saptıran ana faktör, kişi veya grubun ken­di
istek ve tutkusunu ön plana geçirmesi (Ni­sa; 135) ve Allah’ın gösterdiği
şekilde karar vermeyi ihmal etmesidir. İlahî hukukun ön gördüğü İlke, kural ve
hükümlere riayet, ada­letin tecellisinin mümkün olan tek yolu ve te­minatıdır.

Bu anlamda diğer hukuk
sistemlerinde oldu­ğu gibi İslam hukukunda da adaletin anahtar terimi konumunda
olduğu söylenebilir.

Ali BULAÇ

Bk. Devlet; Eşitlik;
Hukuk; Zulüm. [3]

 



[1] Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Risale Yayınları:
1/2-3.

[2] Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Risale Yayınları:
1/3-4.

[3] Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Risale Yayınları: 1/4.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here