Abdurrahman Küçük – Dönmeler Tarihi

Abdurrahman
Küçük – Dönmeler
Tarihi

Sabatay Sevi (1626-1676)

Yahudileri «Siyon»a götüreceği vadiyle «Mesîhliğini»
ilân etmiştir. 16 Eylül 1666’da mesîhliğinin isbatı istenince kurtuluşu
Müslüman olmakta bulmuştur.

Müslüman olduktan sonra da, Yahudiliğini devam
ettirmiş, taraftarları da aynı minval üzere devam etmişlerdir. İşte bu ikiyüzlü
durumlarından dolayı «Dönme» diye adlandırılmışlardır. (s. 16-17)

Yahudiler,

İbrahim oğlu İshak’tan türediklerine
inanırlar.

Yahudilerin kendilerini Yahudi olarak isimlendirmeleri
Hz. Ya’kûb’un Yuda veya Yahuda adındaki oğluna nisbetledir.

Hz. Muhammed Medine’ye geldiği sırada
burada yoğun bir Yahudi kitlesi bulmuştur. (s. 28)

Hz, İsa Olayı’nda olduğu gibi Hz.
Muhammed’i de ortadan kaldırmaya, dâvasına engel olmaya çalışmışlardır. (s. 45)

…inananları parçalamak isteyenlerin başında
Abdullah b. Sebe adında «dönme» bir Yahudi bulunmaktadır.

Hz. Osman’ın şehit edilmesinde ve
Müslümanların birbirine düşman olmasında büyük rol oynamıştır.

Hz. Ali’nin şehid edilmesinden sonra (…)onun
«ilâh» olduğunu, ölmediğini, göğe çekildiğini, dünyayı düzeltmek ve adaletle
doldurmak için yakında geleceği
inancını
yaymıştır. Böylece bir «Sebeiyye» fırkası ortaya çıkarmıştır. (s. 53-54)

Abdullah b. Sebe, San’alı bir Yahudidir ve annesi
siyahidir.

Yahudiler’in kitleler halinde Türk
topraklarına yerleşmeleri 1492’den sonra olmuştur.

Babil Kralı II. Buhtunnasar (M.Ö. 605-562) Kudüs
(Yeruşalâym) şehrini istilâ etmiş ve Yehuda’yı
ele
geçirmiştir (M.Ö. 586).

İsrailoğulları (Yahudiler) esir alınıp,
Babil’e sürgün edilmiştir. (s. 71-72)

Yahudilerin biri Kudüs’te, diğeri Babil’de
yazılan iki Talmud’ları vardır.

Kudüs Talmudu’nun tamamlanması IV.
yüzyılda; Babil Talmud’unun tamamlanması ise V. yüzyılda olmuştur. (s. 75)

Sultan Orhan’ın 1326’da Bursa’yı almasıyla,
Yahudilerle yakın temas başlamıştır. O zamandan, Yahudi dönmesi Torlak Kemal’in
0419-20) isyanına kadar (bir asır), Yahudilerden hükümete karşı önemli bir
isyan olmamıştır. (s. 80)

Franz Babinger

Venediklilerin (…) Fâtih’i zehirleme işine
teşebbüs ettiklerini belirtmektedir.

İtalya’dan kaçıp Türklere sığınan, Yahudi asıllı
olup ihtida eden ve Yakup adım alan Maestro Lacopo’yu bu iş için seçtiklerini;
30 yıl Saray’da çalışıp Fâtih’in de itimadını kazanıp husûsî hekimleri arasına giren
Yakub’u büyük rüşvet karşılığında zehirleme işine ikna ettiklerini ileri
sürmektedir. (s. 100)

Fâtih, değişik tarihlerde türlü suikastlere
uğradı. Bütün suikastler Venedik Cumhuriyeti tarafından idare ediliyordu.  (s. 105)

Kanunî Sultan Süleyman zamanında Ya’sef
Nassi’nin Saray’a intisabiyle başlayan Yahudi nüfuzu, II. Selim zamanında
gittikçe artmıştır. Ticaret, gümrük ve iltizam işleri Yahudilerin eline
geçmiştir. (s. 117)

Edvar d Drumont tarafından yazılmış «La
France Juive» isimli eserin 131. sahifesinde, Mithat Paşa için, «Macaristanlı
bir hahamın oğlu (denilmektedir). (s. 131)

Mesîh inanışı (…)Yahudilik ve
Hıristiyanlıkta önemli bir yer tutmakta ve bir “kurtuluş ülküsü” halinde iman
esasları arasına girmektedir. (s. 137)

Yahudilikteki Mesîh inancının Zertdüştîlikten
geldiğini iddia edenler, M.Ö. 586 yılında başlayan Babil esaretinin 538 yılında
İranlılar vasıtasiyle sona ermesi ve Yahudiler’in yaklaşık iki yüz yıl İran
hâkimiyetinden hareket etmektedir. Zerdüştîlikte, «Düalizm» (İkicilik) ilkesi
gereği, İyiliğin temsilcisi Ahura Mazda ile kötülüğün temsilcisi Angra
Mainyu’nun mücadelesinde, Ahura Mazda’ya yardım için «Saoşyant» adında bir «kurtarıcı»nın
geleceği, «iyilik» tarafının galip geleceği ve insanların bu Saoşyant sayesinde
kurtulacakları inancı bulunmaktadır. (s. 142)

…bozulan düzeni islah etmek,

…dini tamamlamak üzere birisinin gelmesi

…bu kapı, yalnız İslâm’la kapanmıştır.

Yahudilikteki bu Mesih, Davud soyundan
gelecek, adı «İmmanuel» (Tanrı bizimle) olacak. Beyt-lehem’de bakire bir kızdan
doğacaktır. (s. 145)

Yahudiler, M.Ö. 332 yılında Büyük
İskender’in istilasına kadar, İran kontrolünde kalmış,

M.Ö. 163’de Yahudiler Mabedi ele geçirip
Yunan tanrılarından temizlemişlerdir.

M.Ö. 157’li yıllarda siyasî ve dinî yönden
bağımsız bir Yahudi devleti kurulmuştur. Bu devlet de M.S 70 yılında
Romalıların hâkimiyetleri ve Mâbed’in tahribiyle son bulmuştur. (s. 147-148)

Yahudilik, biri Allah’ın birliği, diğeri ise
İsrail’in seçilmiş milleti olması gibi iki temel üzerine kurulmuştur.

Kelime olarak «gelenek» (an’ane) anlamına
gelen îbranice «Kabbalah» (…)Terim olarak Kabbala, harf ve sayı esasına dayanan
Yahudi mistisizmine ait geleneği ifade etmektedir. (s. 166-167)

Hıristiyan inancının temelinde Mesih’in iki
defa gelişi vardır. Birinci gelişinde hakarete uğradı ve başarısız oldu. Ancak
ikinci gelişi, dünyanın sonunda, olacak ve zafere ulaşacaktır. (s. 183)

Münâfık (…) zahiren inanmış göründüğü halde
bâtınen kâfir olan kimseleri tavsîf etmek için kullanılmaktadır.

İslâm’ın başlangıcında insanlar üç kısma
ayrılmaktadır: Mü’min, Münafık, Münkir. Münafıklar, kâfirler arsasında
sayılmakta ve onların en tehlikelisi olarak gösterilmektedir.

1492 yılında, İspanya Kralı Katolik Ferdinand
ve eşi Isabelle, dinî bir birlik kurmak için, «Yahudiler, 4 ay içinde ya
Hıristiyan dinini kabul edecekler, yahut da İspanya’yı terk edecekler» emrini
vermişlerdir. Bunların bir kısmı din değiştirmeyi kabul etmeyerek, hicret
yolunu tutmuş, Türkiye dahil birçok memleketlere dağılmışlardır. (s. 238)

İstanbul’a gelen Musevî aileleri, Maran
denilen, kendilerini Hıristiyan dinine dönmüş gibi gösteren Yahudilerden
meydana gelmektedir.

Fatih’in Sadrazamı Mahmut Paşa hakkında şöyle
denilmektedir : «Rum baba ve Arnavut anneden dünyaya gelmiş olan Mahmut Paşa,
hıristiyan olarak Vaftiz edilmişti (A. de Lamartine, Cihan Hâkimiyeti). (s.
240)

Münafıklık, Abdullah b. Ubeyy’in başında
bulunduğu ve aralarında Yahudilerin de yer aldığı bir zümreyi ifade için Kur’an
ile gelen bir tabirdir. Dönmelik ise, Yahudi Sabatay Sevi’nin başında bulunduğu
bir cemaatin Müslüman olması ile Türkler tarafından kullanılan bir tabirdir.
(s. 246)

Münafıklar da, Dönmeler de ikiyüzlü hareket
ederler.

Her iki grup da İslâmî bazı davranışları
zahirî olarak yapmakta ve Müslümanların gözlerini boyamağa çalışmaktadırlar. (s.
247)

Sabatay
Sevi

…isim Musevî adı olduğundan, Musevi
telâffuzuna itibar edip, Galante’nin “Sabatay Sevi” imlâsını tercih et(tik).

Sabatay Sevi’nin, adı gibi, doğum yeri,
yılı ve menşei de ihtilâflıdır.

Mesîhliğin ilân ettiği 1648 yılında, 22
yaşında olduğunda bütün kaynaklar ittifak etmektedir.

O halde 22 yaşa itibar edersek, o zaman 1626
yılını doğum yılı olarak kabul etmemiz uygundur.

Sabatay Sevi, İspanyol asıllı Moralı bir
bakkalın çocuğu Mordehay Sivi’nin oğludur.

Mordahav’ın, Mora’ya İspanya Engizisyonu
baskısı sonunda geldiği tahmin edilmektedir. İzmir’de tellâllık, tacirlik ve bu
meyanda tavukçuluk da yapmıştır.

Mordehay Sevi’nin üç oğlu oluyor (Josef,  Elias ve en küçükleri Sabatay).

Sabatay, İzmir’in tanınmış hahamlarından
İsak d.Alba’nın öğrencisi oluyor.

Öğretimi sırasında onun ilgisi Talmud’dan
daha çok Kabbala üzerine oluyor.

Sabatay 15 yaşında evlendirilmiş, fakat o, birinci
zevcesine yaklaşmamıştır. Neticede boşanmışlardır. İkinci evliliğinde de aynı
süreç tekrar eder.

Sabatay, yaşıtlarından farklı bir hayat
yaşamakta, yeni şeyler aramakta ve aceleci bir durum sergilemektedir.

Kabbala, (onun için) bir harikalar
diyarıdır.

(Gerek
Hıristiyan gerekse Yahudi inancı o tarihlerde mesih beklentisi içindeydi.
Sabatay’ın anormallikleri, toplumdaki bu beklentiyle kesişince toplumsal bir
körlük ortaya çıkıyor
)

Sabatay; babasının evinde toplanan haham ve
papazlarla bir mübahase esnasında, dinlerin ıslaha muhtaç olduğunu söylüyor.

Sabatay’ın ortaya attığı bu fikir, küfür ve
dinsizlik olarak nitelendiriliyor. O günden sonra, Sabatay’la hahamlar arasında
bir mücadele başlıyor. (s. 270)

Sabatay, kısa bir zaman zarfında, Yahudiler
arasında meşhur oluyor

Etrafındakilere bir Mesih’in gelebileceğine
dair manidar sözler sarf ediyor.

Sabatay Sevi, 1648 senesinin bir kısmı
geçtiği halde Mesîh olarak ortaya çıkan kimse olmadığını görür. O halde,
1648’de Yahudilerin beklediği «Mesih» kendisinden başkası değildir.

İzmir’de hahamların mukavemetiyle
karşılaman Sabatay, burada daha fazla kalamayacağını anlıyor ve Mesîhliğini
kabul ettirecek bir yer bulmaya kararlı olarak seyahate çıkıyor.

M. 1650-51, Sabatay Sevi; İstanbul’a
geliyor. Orada, Sabatay’ı, kendisi tarafından uydurulan bir belge ile Mesih
olarak ilân eden Abraham Yachi adında bir hahamla tanışıyor.

Hıristiyanların 1666 yılı hikâyesini duyan
ve Yachi’nin uydurma belgesini vahiy kabul eden Sabatay, geçici bir müddet
için, «Mesih’im» iddiasından vazgeçti. 1666 senesini bekleyen bir hazırlığa ve
ele geçirdiği belgeyi, propaganda aracı olarak, Yahudiler arasına yaymaya
başladı.

1654, Selanik’e gidiyor.

Mesih’in geleceği hususunda görüşler beyan ediyor.
Bu görüş ve kanaatleriyle Yahudi halkının sempatisini kazanıyor.

1658. Sabatay ikinci defa İstanbul’a
gidiyor.

1659. Sabatay, İzmir’e babasının yanına
dönüyor. Üç sene kadar İzmir’de rahat bir hayat geçiriyor.

1662/63. Sabatay Sevi, Kahire’ye gider. Aynı
yıl Kudüs’e geçer.

Sofu bir haham tavrıyla Kudüs’ün mübarek
yerlerini ve evliya mezarlarını da ziyaret ederek sempati toplar.

Sara adlı hafif meşrep bir kız, Kahire’de
Sabatay’ı bulur. Bir rüya hadisesi uydurarak Sabatay’la evlenir.

M. 1665. Sabatay Gazze’den Kudüs’e gidiyor.
Kudüs’te, Mesîhliğini saklamaya lüzum görmeyerek
açığa vuruyor.

Sabatay kendisine : ‘İlk yaratılmış,
Allah’ın yegâne oğlu, Mesîh, Munci’i İsrail (İsrail’in kurtarıcısı) unvanlarını
verdi.

Aralık 1665/Ocak 1666. Sabatay, Mesihliğini
ilân ediyor.

Sabatay ve taraftarlarının günden güne
artan taşkınlıkları karşısında durum, İstanbul’a bildiriliyor. (s. 319)

Şubat 1666. Sabatay İstanbul’da.

…sorguya çekiliyor. İzmir Kadı’sının şahitliği
ve ısrarına rağmen Sabatay her şeyi inkâr ediyor. Subaşı’ndan mükemmel bir
dayak yedikten sonra zincire vuruluyor.

Bundan sonra Sabatay Sevi lehinde birçok
imâlı söz sarfediliyor ve onun Mesîhlik meselesi umûmî bir mahiyet kapsanıyor.
Her çeşit din ve mezhepten safdil veya menfaatçi bazı İnsanlar, Sabatay’a
inanmaya başlıyor.

Neticede Divan toplanıyor ve Sabatay
Divan’ın huzuruna çıkıyor. Sultan’ın da takip ettiği sorgusunda sahtekârlık yaptığını
kabul ediyor.

Sabatay, başka kurtuluş yolu kalmadığını
anlayınca, Şehadet kelimesini geveleyerek Müslüman olduğunu söylemiştir. (s.
338)

16 Eylül 1666 tarihinde Divan huzurunda
Müslüman olmuş, ancak Müslüman olduktan sonra kendisine Mehmed ismi verilmiştir.
Sabatay, isminin önüne bir de Aziz adını ilâve etti. Bu suretle ismi Aziz Mehmet
Efendi şekline girdi.

Müslüman olan Sabatay (Mehmet Efendi), içoğlanlar
hamamına gönderildi. Yeni bir elbise verilerek, günde 150 akçelik bir gelirle, Kapıcıbaşılığa
tayin edildi.

Yakın akrabası, dostları ve en safdil
taraftarları her hareketinde bir hikmet bulunduğunu farz ederek kendisini
takiben Müslüman olmuşlardı.

Müslümanlığının sahte olduğunun iyice
anlaşılmasına Yahudilerin ricaları da eklenince Sabatay Sevi, İstanbul’dan
Arnavutluk’taki Ülgün’e (Dulcigno) sürgün ediliyor (1672).

Sabatayistliğin temel inanç ve ibadetlerini
ihtiva eden 18 Emri ve mensuplarının riayet edecekleri bayram günlerinin
listesini burada tanzim ettiği rivayet ediliyor.

Bütün kaynaklar, sebep göstermemekle
beraber, Ülgün’de yalnızlık içinde öldüğünde ittifak ediyor (1676).

Sabatay Sevinin Müslüman Olduktan Sonraki Prensipleri:

1- Tanrı’nın birliğine ve ondan başka Tanrı
olmadığına dair iman muhafaza edilsin.

2- Mesihin hakiki Mesih olduğuna (…)Sabatay
Sevi’nin Davud neslinden geldiğine iman edilsin.

3- Tanrı’nın, ne de Mesihinin adına yalan
yere yemin edilmesin.

4- Tanrı’nın adı anıldığı zaman saygı
(ta’zim) gösterildiği gibi, Mesih’in adı anılınca da aynı saygı (ta’zim)
gösterilsin.

5- Mesih’in sırrını anlatmak ve tetkik etmek
için toplantıdan toplantıya gidilsin.

6- Sabatayistler arasında katiller
bulunmasın.

7- Kislev ayının (Yahudi yılının dokuzuncu
ayı) on altıncı günü herkes bir evde toplanarak Mesîh hakkında ve Mesîhin imanının
Sırrı hakkında işittiklerini birbirine anlatsın.

8- aralarında zina hüküm sürmesin.

9- yalancı şahitlikte bulunulmasın.

10- hiç kimse sarık imanına (İslâmiyet’e)
inansa dahi zorla sokulmasın.

11- aralarında kıskançlar ve kendilerine
ait olmayan şeylere göz dikenler bulunmasın.

12- Kıslev ayının 16’sındaki bayram, büyük
sevinçle ilân edilsin (Sabatay Sevi’nin Müslüman olduğu gün).

13- birbirine karşı merhametle davranılsın

14- her gün gizlice Mezamir (Hz. Davud’un
Mezmur’u) okunsun.

15- her ay (…)ayla güneşin karşı karşıya,
yüz yüze bakışmaları için dua edilsin.

16- Türklerin âdetlerine, onların gözlerini
örtmek maksadıyla dikkat edilsin.

17- Müslümanlarla nikâh akt edilmemesi
lâzımdır.

18- çocukları sünnet etmek için itina
olunsun. (s. 398)

Sabatay Sevi’nin ölümünden sonra
taraftarlarından ekseriyeti ona bağlı kalmıştır. Taraftarlarının büyük çoğunluğu
Selanik’te yaşamaktadır. Selanik, bir nevi Sabatayistliğin merkezidir.

Sabatay Sevi’nin macerası, ölümü ile son
bulmuyor, Selanik’te yerleşmiş bulunan kayın biraderi Abdullah Yakup Çelebi,
Sabatay’ın hastalığını duyarak Ülgün’e gidiyor. Yakup Çelebi’nin ondan
halifeliği almak için gittiği rivayet ediliyor.

Yakup Çelebi Selanik’te, Sabatay’a ait evde
kabilenin ileri gelenlerini toplayıp, Sabatay Sevi’nin onu halife tayin eden mektubunu
göstermiştir.

Yakup böylece Selânik dönmelerinin lideri
olmuştur.

Halifelik meselesinden sonra, nasıl hareket
edecekleri fikri ortaya çıkıyor. Bu iki fikirdir: 1- Museviliğe (Yahudiliğe)
geri dönmek, 2 – Bulunduklar
ı şekilde devam (Müslüman
görünmek, fakat Museviliği bırakmamak). Bir kısmı birinci görüşü, bir kısmı da
ikinci görüşü destekliyor.

Yakub’un rakipleri arasında, ilk istişare
toplantısında bulunmuş olan Mustafa Çelebi vardır.

1689’da, kabile ikiye ayrılıyor. Yakub’a
sadık kalan ve 43 aile kadar olan zümreye Yakubîler veya Hamdi Beyler
(Selânık’te belediye başkanlığı yapmıştır); Mustafa Çelebi’nin peşinden gidenlere
«Karakaşlar, Mü’minler, On yollular ve

Osman Baba» Grubu (Partisi) adı verilmiştir.
(s. 413)

Dönmeler (…)Çocuklarını da Türk okullarına yermemiş
olmak için Feyziye Lisesi’ ve ‘Şişli Terakki Lisesi’ adında iki okul
açmışlardı. Onlar, çocuklarını resmî okullara göndermez, bu okullarda
okuturlardı. (Z. Sertel, s. 434).

İnançlarına göre Cennetsin has bahçelerine
sadece kendileri girebilir; iyi bir Müslüman ise ancak tenasüh yoluyla kırk
kere dünyaya gelmiş ve her gelişinde de iyilik işlemiş, kötülükten kaçınmışsa
Cennet’e girebilir. (s. 441)

Dönmeler Endogami (İçten Evlenme) suretiyle
evlenir. Evlenme akidesi, çocuklar analarının karnında iken vuk’u bulur.

Müslümanlarla veya başka gruplarla
evlenenler «Cemaat dışı» sayılır ve «Kararmış» diye anılır.

Kuzu merasimi / mum söndü merasimi (s.
460-464)

İspanya Engizisyonundan kaçıp Türklerin himayesine
sığman Yahudi bir ailenin çocuğu Sabatay Sevi, «Mesîhlik» iddiasında bulunmuş
ve iddiasını isbat etmesi için çıkarıldığı Divan huzurunda Müslüman olup Mehmet
ismini almıştır. O, İslâm’ı kabul ettikten sonra, Müslüman görünüşü altında,
Yahudiliğini devam ettirmiş ve onu takiben Müslüman olan taraftarları, onun
ölümünden sonra da, aynı şekilde varlıklarını devam ettirmeyi benimsemiştir. O.
günden beri (1666’dan bu tarafa), dıştan Müslüman, içten (kalben) Yahudi kalan,
Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli yerlerinde ve özellikle Selanik’te bulunan
gizli Yahudi Cemaati «Dönme» diye adlandırılmıştır. (s. 467)

Dönmeler hakkında Türkçe yazılan İlk eser,
üzerinde yazan olmayan, 1335 (1919)’da, İstanbul’da, Şemsi Matbaası’nda basılan
15 sahifelik «Dönmeler» adlı risaledir.

Türk kamuoyunda ilk tartışmalar da bu
risale ile başlamıştır. (s. 469)

Dönmelerin büyük çoğunluğu İstanbul,
Edirne, Selânik ve İzmir’de bulunmaktadır.

Edirne’deki Dönmeler, buradaki Yahudilerce «Sazanicos»
olarak adlandırılmaktadır. (s. 475)

A. Galanti (Galante)’nin 1935 yılında
Dönmelerle ilgili yazdığı Fransızca kitap ve sırayla Yahudiler hakkında yazdığı
(Fransızca, Türkçe) eserlerle bu konu yeniden gündeme gelmiştir.

…ülkemizde 1974’den sonra, özellikle özel
bir kanunla İsmail Cem İpekçi’nin TRT Genel Müdürü olmasından sonra, Dönmeler
konusunda söylenenler ve yazılanlar artmıştır.

Scholem; Dönmeler’in bazı mistik
dervişlerle münasebet kurduklarını ve çok erkenden Bektaşî tarikatlâriyle gizli
bağlar oluşturduklarını; Sünnî camiaya dindar görünmek için Bektaşîlerin
uyguladıkları «takiyye» teorisi ve pratiği, Yahudi motivasyonlarıyla uygunluk
gösterdiğini ve Dönmelerin davranışlarına tam tamına uyduğunu kaydettikten
sonra şöyle demektedir : “Dönmeler, dışa karşı, içinde bulundukları ayrılıklar
sayesinde, kendilerini Yahudi kılan sosyolojik, psikolojik ve biyolojik karakterlerini
bütün alanlarda korumayı başardı.” ( Scholem, Gizli Yahudi Cemaati, 226-227)

Abdurrahman
Küçük:
1945 yılında Erzincan’da doğdu.
1974’te İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. “Sabatay Sevi ve Cemaati üzerinde
Bir Araştırma” başlıklı teziyle doktor unvanını elde etti. 1982’de yardımcı
doçent; 1986’da doçent oldu.

Rehber Yayınları

Mart 1990, Ankara