Abdülvahid bin Zeyd Kimdir, Hayatı, Hakkında Bilgi

0
38

Abdülvâhid bin Zeyd (ö. 177/793) İlk devir sufîlerinden. “Şeyhü’l-ubbâd” ve “Şeyhü’s-sûfiyye” unvanlarıyla da anılır. Zühdle ilgili menkıbeleriyle meşhurdur. Hasan-ı Basrî ile görüştüğü ve talebesi olduğu rivayet edilir. Attâr, Abdülvâhid’i Yûsuf b. Hüseyin er-Râzî (ö. 304/916) ile çağdaş gösterip onun meclisinde tövbe ettiğini bildirirse de bu doğru değildir.

Abdülvâhid, Basra’daki “Ağlayan zâhidler”dendir. Kaynaklar­da, Mâlik b. Dinâr’ın vaazını dinlerken yüksek sesle ağlaması yüzünden yanındakilerin vaazı takip edemedikleri, ağ­larken kendinden geçtiği, meclisinde bulunanların da aynı şekilde vecde gel­dikleri, hatta vecdden ölenler olduğu bildirilmektedir. Vezzân, onun bütün Basralılar’a yetecek kadar hüzne sahip olduğunu söyler. Sürekli olarak sevgi ve aşktan bahsettiği, sevgi üzerinde fazla duran bir zümreyle beraber olduğu, çevresinde bu anlayışta bir cemaatin oluştuğu ve Râbia el-Adeviyye’ye evlen­me teklifinde bulunduğu rivayet edil­mektedir. O, “En üstün derece muhab­bettir” der; ancak rızanın bundan da üstün olduğunu ifade eder. İbn Teymiyye, Abdülvâhid’in peygamberlerden bi­rine atfen. “Allah bana, ben de Allah’a âşıkım” dediğini-ki bu söz umumiyet­le Ebü’l-Hüseyin en-Nüri’ye nisbet edi­lir-ve ilk sûfî zaviyesinin onun müridlerinden biri tarafından kurulduğunu söyler.

Aleviyye ve Kümmeliyye tarikatlarının silsilelerinde adı geçen Abdülvâhid’in. başta Yâfirnin Ravzü’r-reyâhîrü olmak üzere, menâkıbnâmelerde ve sûfî tabakat kitaplarında birçok söz ve menkıbe­leri yer almaktadır. Kesb konusunda Mu’tezile’nin görüşüne meyletmesi ve yine bu istikamette. “Allah (dilerse) kul­ları dalâlete düşürür” demeyi Allah’ı tenzihle bağdaştıramaması gibi sebep­lerle bu mezhepten olduğu ileri sürülmüşse de Mu’tezile’nin kurucularından Amr b. Ubeyd’le “İ’tizâlî” görüşlerinden dolayı ilgisini kestiği de kaynaklarda nakledilmektedir. Hasan-ı Basrî ve Atâ b. Ebû Rebâh’tan hadis rivayet etmiş, kendisinden de Veki, İbnü’l-Semmâk ve Dârânî gibi âlimler rivayette bulun­muşlardır. Ancak, hadis münekkitleri onu metruk bir râvi, rivayet ettiği ha­disleri de münker kabul ederler.

Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi