Abdullah bin Übey bin Selül Kimdir, Hayatı, Hakkında Bilgi

26

Abdullah bin Ubey Medine’li kabilelerden Hazreclilerin reisi olup, annesine izafeten İbn Selül diye isimlendirilir. Peygamberin Medine’ye hicretinden önce, Abdullah Evs ile Hazrec kabilelerinin reisi idi. İbn Hişâm, bu iki ka bîlenin aynı reisin idaresi altında birleşmelerinin ilk defa vaki olduğunu açıkça söyler. Peygamberin Medine’ye gelişinde, çoğunluğun takip ettiği yolu tutarak, İslâmiyeti kabul etmeye mecbur oldu; zaten bir köşede kalmamak için yapabileceği yegâne çare bu idi. Bununla beraber siyasî bir maceraperest olarak düşündüğü rakibine karşı kalbinde derin bir kin saklıydı. Hattâ, bütün kudretini sarfederek, onun mevkiini sarsmağa uğraştı. İşte bu sebepten müslüman müellifler onu ayıplayıp ve kötülemek için, hiç bir fırsatı kaybetmemişler ve kendisini münafıkların reisi adetmişlerdir.

Peygamber 624 senesinde Abdullah’ın müttefikleri olan Beni Kaynukâ ve bîr sene sonra yine Hazreclilerin müttefikleri olan Beni Nadir’lere karşı harekete geçtiği vakit, Abdullah bunlara yardım için, hiçbir cîddî çareye teşebbüs etmedi. Yalnız uzun müddet kuşatma edildikten sonra, müttefikleri Peygambere teslime mecbur kalınca, Abdullah işe karıştı ve Peygambere, hiç olmazsa mağlûpların canlarını bağışlaması için, ısrar etti, Uhud gazvesinden önce (625) toplanmış olan harp meclisinde Abdullah, savaşmak için şehirden çıkmama ve düşmanın yaklaşmasını beklemek görüşünde bulundu; Peygamber dahi aynı fikirde olmasına rağmen, diğer müslümanlar kendisini Mekke’lilere karşı yürümeğe mecbur etmişlerdi, İbn Hişâm Abdullah’ın ancak ertesi gün Peygamber ile birlik hareket ettiğini, fakat yarı yoldan 300 kişi ile beraber geri döndüğünü iddia ediyor. Acaba İbn Hişâm’in dediği gibi mi hareket etti, yoksa Kur’an’dan (Âli İmrân Suresi, 166-167. ayet) istidlal edilmek istenildi; gibi, Abdullah hiç bir vakit hareket etmemiş ve evinde mi kalmıştı, bu husus şüphelidir. Fakat gerçek bir nokta var ise, o da Abdullah’ın Uhud gazvesine katılmamış olmasıdır. Tebûk seferinde dahi  Abdullah’ın Uhud’da yaptığı gibi hareket etmiş olduğu söylenir. Yine Hendek Savaşı’nda Medine şehirinin müşrik saldırısı gelmesi muhtemel cephesine müslümanların tüm güçleriyle hendek kazmağa çalıştıkları bir sırada, Abdullah ve etrafındakiler, zamana karşı yapılan bu çalışmadan peygamberden izin almadan ayrılmışlardı. Abdullah bin Übey ve adamlarının bu ihânet ve müslümanları sabotesi, Nûr sûresi 63. âyetinde meâlen şöyle haber verildi: “İçinizden, birbirini siper ederek gizlice kaçanları, Allahü teâlâ muhakkak biliyor. Onun emrinden uzaklaşıp gidenler, dünyâda fitneye, âhırette de elem verici bir azaba uğramaktan sakınsınlar!”

Abdullah b. Übey, Müstalikoğulları Savaşı’ndan dönerken de eskiden be­ri sürdürdüğü bozguncu hareketlerine devam ederek muhacirler aleyhine çir­kin sözler söylemiş, fakat öldürülmesi­ne yol açacak muhtemel sert tepkileri bizzat Hz. Peygamber engellemiştir. Yi­ne bu sırada Hz. Âişe hakkında uyduru­lan iftiranın baş tertipçisi ve yayıcısı da o olmuştur. Kur’an’da Ab­dullah kastedilerek. “İftiranın büyüğü­nü üstlenen adam için en büyük azap vardır” buyuruImuştur. Hz. Peygamber kendisini çok üzen bu hadiseden dolayı da Abdullah’ı cezalan­dırmamış ve ona karşı daima müsama­halı davranılmasını istemiştir.

Peygamber kendisine kin ve hased dolu olan, ve Evs ve Hazreclilerin reisi olduğu ilk dönemde ki gücüyle müslümanlara zararı dokunabilecek olan Abdullah’a karşı, kendini tuttu ve olağanüstü akıllıca ve tedbirli sınırlı harekette sonuna kadar sabr etti. İbn-i Selûl, hicretin dokuzuncu yılı şevval ayının sonlarına doğru (şubat ortaları 631) hastalandı; yirmi gün sü­ren bu hastalıktan sonra da öldü. Oğlu Abdullah, babasını kefenlemek için Peygamber’den gömleğini istedi, cenaze na­mazını kıldırmasını da rica etti. Hz. Pey­gamber gömleğini verdi, fakat namazı­nı kıldırmak için harekete geçtiği sırada Hz. Ömer’in ısrarlı itirazlarıyla karşılaştı. Ömer, Tevbe sûresinin sekseninci âyeti­ne dayanarak münafıkların affı için dua edilemeyeceğini ileri sürüyordu. Niha­yet aynı sürenin nazil olan seksen dördüncü âyeti. Ömer’i tasdik eder ma­hiyette, münafıklara dua etmeyi ve ka­birlerini ziyareti kesinlikle yasakladı.