Abdullah Bin Selâm hayatı ve Tefsiri

56

Abdullah Bin Selâm hayatı ve Tefsiri: (Ö. 43/663-664)Benû Kaynuka kabilesinden olan bu zât, neseb ve ilim yönünden kavmi arasında tanınmış bir kişi idi. Asıl isminin “el-Huseyn” olduğu söylenir. Hz. Peygamber’in vefatından iki sene evvel Müslüman olmuş, Peygamber onun ismini değiştirerek, Abdullah adını koymuştur. Kabilesinin Müslüman olması için gayret sarfetmiş, onlara nasihatta bulunmuştur. Fakat kavmi onun sözlerini dinlememiş, hatta onu yalanlamışlardır. Sahabe arasında ilimle temayüz etmiş kimselerden addedilir. Muâz b. Cebel, ilim alınacak dört kişiden biri olarak Abdullah’ı da zikreder. Ona göre ilim alınacak dört kişi, İbn Mesud, Abdullah b. Selâm, Selmân el-Fârisi, Ebu’d Derdâ, idi. Atiyye,âyetini izah ederken, onlar Abdullah” b. Selâm, İbn Yâmin, Sa’lebe b. Kays, Esed ve Useyd isimlerindekihes kişi idiler, demektedir.

Müslümanlar ondan Tevrat hakkında çok şeyler naklettiler, ismi etrafında birok İsrâiliyat toplandı. Taberî, dinler tarihi hakkındaki sözleri, bu zata atfeder.Ahmet Emin “Tevrat ve Tevrat etrafındaki sözler, onun İslâmiyet’e girmesiylegirmiştir. Bu sözler daha ziyade Kur’ân tefsirinde ve bilhassa ondaki kıssalardagörülür” demektedir. Ahkâf Suresi’ninâyetiyle, Ra’d Suresi’nin 43. âyetinin, bu zât hakkında nazil olduğu söylenir. Abdullah b. Selâm, Hz. Osman’ zamanındaki fitne olayında, halifeyi müdafaa ederek, âsilere nasihatlerde bulunmuştur. Fakat, âsiler, bu Yahûdiyi öldürün diye bağırmış ve hücum ederek Hz. Osman’ı öldürmüşlerdir. Yusuf ve Muhammed ismindeki iki oğlu İle Avf b. Mâlik, Ebû Hureyre, Ebû Bürde b. Ebî Musa, Atâ b. Yesâr gibi zevat ondan rivayette bulunmuşlardır. O, Hz. Ömer’le birlikte, el-Câbiye ve Beytu’l-Makdis’in fethinde hazır bulunmuştur. Hicretin 43. senesinde Medine’de vefat etmiştir. Onun ilmi durumunu, Hz. Peygamber’in önünde, bizzat Yahudiler tasdik etmişlerdir. İslâm ve Yahudi kültürünü meczetmiş ve sahabe arasında ilmi ve kültürü ile tanınmış olan bu zâtı, gerek ilim ve gerekse zabt ve adalet yönünden itham etmeye muktedir olamayız. Hele hakkında Kur’ân âyetleri nazil olan ve hadis ulemâsının hassetten Buhâri gibi bir şahsın itimadını kazanan bir şahıs hakkında artık bizlerin söyleyeceği bir sözü olmasa gerektir. Zâten bu zât, hiç bir zaman münekkidler tarafından, Ka’b’a ve Vehb’e yöneltilen töhmetlerle itham edilmemiştir. Zaten bu konuda da J. Horovitz “Abdullah b. Selâm’ın bu gibi şeylerde dahli yoksa bütün bu rivayetlerin menbaı, Yahudi mühtediler olsa gerektir” demektedir. Bu sözle J. Horovitzi’n, bir cihetten Abdullah’ı tenzih etmekte olduğunu söyleyebiliriz.

Kaynak: Tefsir Tarihi, İsmail Cerrahoğlu, Fecr Yayınevi