Abdülkadir bin Muhyiddin kimdir? Hayatı ve eserleri hakkında bilgi

21

Abdülkadir bin Muhyiddin kimdir? Hayatı ve eserleri hakkında bilgi: (1807-1883) Cezayirli Müslüman önder. 1831-­1847 yılları arasında Fransız işgaline karşı savaşmıştır. Maskara’da doğdu, Şam’da öldü. Babası Haşimi kabilesinin ve Kuzey Afrika’da siyasal ve dinsel alanda saygın bir yeri olan Murabıt örgütünün ileri gelenlerindendi. İslami öğreniminin yanı sıra, fen bi­limlerini de öğrendi. Babasıyla birlikte Mekke ve Ortadoğu ülkelerine yaptıkları gezi gelişimini etkile­di, bilgisini artırdı.

1830’da Fransızlar Cezayir’deki Osmanlı ege­menliğine son verince, aynı yıl, yörede Fransızlar’ın egemen olmasını kendi ülkesi açısından tehlikeli gören Fas Sultanı, Oran bölgesine asker yolladı. Fas birlikleri Cezayir kabilelerini Fransız egemenliğine karşı harekete geçirmeye çalıştı ve Abdülkadir’in babası Muhyiddin’i Fas Sultanı adına halife ilan etti. Faslılar’ın Cezayir’i terk etmesinden sonra Oran böl­gesinin ileri gelen şerifleri, Murabıtları ve şeyhleri bir araya gelerek ne yapılması gerektiğini görüştüler. Abdülkadir babasının isteğiyle Oran bölgesi emiri seçildi.

1832-1834 arasında Fransızlar’la Cezayirliler ara­sında sürekli çatışmalar oldu, ama her iki taraf da kesin bir üstünlük sağlayamadı ve 1834’te bir barış antlaşması yapılması kararlaştırıldı.

Dört yıllık barış döneminden sonra, Fransızlar Abdülkadir’in güçlenmesinden tedirgin olarak, ege­menliğini sınırlandırmak amacıyla bir saldırıya girişti­ler. Çete savaşlarında uzman olan Mareşal Bugeaud komutasındaki ordu, Abdülkadir’in birliklerini yenil­giye uğrattı. Abdülkadir yenilmesine karşın, savaş sonunda imzalanan Tafna Antlaşması’yla kontrolün­deki bölgeyi daha da genişletmeyi başardı. 1839’a gelindiğinde Cezayir’in üçte ikisi onun egemenliğini tanıyordu. Fakat Tafna Antlaşması ile ilgili bazı pürüzlerin ortaya çıkması sonucu çatışmalar yeniden başladı. 6 yıl boyunca sürekli savaşıldı ve karşılıklı ağır kayıplar verildi. Sonunda Abdülkadir yenilerek Fas’a sığındı. Fransızlar Fas’a da savaş açtılar. 1844’te Fas da yenilince, Cezayir’e dönen Abdülkadir yeni bir direniş örgütledi. 2 yıl süreyle savaştıktan sonra bazı kabilelerin savaşmaktan vazgeçerek Fransızlarla işbirliği yapmaları sonucu, 1847’de teslim olmak zorunda kaldı. 1852’ye değin bir Fransız cezaevinde kaldıktan sonra İstanbul’a oradan da Bursa’ya gitti. Bursa’da kaldığı yıllarda Zikrü’l-Akil ve Tenbihü’l-Gâfil adlı felsefi bir risale yazdı. 1855’te Şam’a giden Abdülkadir kendini bilim ve ibadete verdi. 1860’ta Lübnanlı ayaklanmacılar Hıristiyan halkı öldürmeye kalkıştıklarında Cezayirli göçmenlerin de yardımıyla Fransız Konsolosu’nu ve 1500’e yakın insanı kurtardı. Bu olaydan ötürü Fransız Hükümeti Abdülkadir’e Legion d’Honneur nişanı verdi. Yaşamının sonuna kadar da artık siyasetle uğraşmadı.

Abdülkadir, 10 yıl gibi kısa bir sürede hem savaş, hem de diplomasi yoluyla Cezayir’de Müslüman bir devlet yaratmıştı. Var olan toplumsal güçleri, kurum­ları, inançları büyük bir beceriyle istediği yönde kullanıyordu. Düzenli bir ordu oluşturmuş, silah gereksinimini de kurduğu fabrikalardan karşılamıştı. Fransız yayılmasını engelleyerek Cezayir’in üçte iki­sini egemenliği altına alması askeri başarılarından çok, diplomatik becerisinin sonucuydu.

Abdülkadir’in kurduğu devletin temeli kabilelere dayanıyordu. Güçlü kabilelere ayrıcalık tanınıyor, buna karşılık öbür kabilelerden vergi toplanmasında, düzenin ve yasaların işlemesinde yardımcı olmaları isteniyordu. Abdülkadir’in kontrolü altındaki toprak­lar, birer halife yönetiminde iki bölgeye ayrılmıştı. Halifelerin altında beyler bulunuyordu. Bu yöneticiler savaş zamanı askeri yönetimi de üstleniyorlardı.

Abdülkadir’in kurduğu devlet, bağımsız Cezayir Devleti’nin ilk biçimi olarak kabul edilmiş, 1954-1962 arasındaki bağımsızlık savaşı sırasında anısı yol göste­rici olmuştur.

YAPITLAR: Zikrü’l-Akil ve Tenhihü’l-Gâfil

Kaynak: Türk ve Dünya Ünlüleri Anskilopedisi, 1. Cilt, Anadolu yayıncılık, 1983