Abdülbaki Gölpınarlı Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

34

Abdülbaki Gölpınarlı (1900-1982) Türk tarikatları ve özellikle Mevlevîlik, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Yûnus Emre üzerindeki araştırmaları ile tanınan âlim.

Baba tarafı Azerbaycan’da Gence’ye çıkan, oradan Bursa’ya göç etmiş bir aile­nin çocuğudur. Kendisine seçtiği Gölpınarlı soyadı, büyük babası Mustafa İzzet Efendi’nin dedesi Abbas Ağa’nın Gence’deki Gökçay bucağının Gölpınar (Gök-bulak) köyünden olması dolayısıyla ailesinin Gölpınarlızâdeler diye tanınmasın-dandır. Aile zamanla Rusçuk’a yerleş­miş, büyük babasının oranın Eytam mü­dürü oluşunun yanı sıra babası Ahmed Agâh Efendi de Vilâyet Mektubî Kale-mi’nde hizmet görmüştür. 1877-1878 Türk-Rus Savaşı sırasında İstanbul’a ge­len Agâh Efendi, burada Dağıstan göç­menlerinden Aliye Şöhret Hanım ile ev­lenmiştir. Agâh Efendi Evkaf Nezâreti’n-de vazife aldıktan başka Rusçuk’ta iken takdirini kazandığı Ahmed Midhat Efen­di’nin maiyetinde ömrünün sonuna ka­dar onun çıkardığı Tercümân-ı Haki­kat gazetesinde çalışmış; burada yıllar­ca verdiği hizmetten dolayı “şeyhülmuhâ-birîn”, “baba” gibi unvanlarla anılmıştır. Abdülbaki Gölpınarlı 10 Ramazan 1317′-de(12 Ocak 1900) İstanbul’da Kadırga semtinde dünyaya geldi. Kendisine baş­langıçta dedesinin taşıdığı Mustafa İz­zet adı verilmişse de ailenin çocukları çok yaşamadığı için uzun ömürlü olsun diye adı Abdülbaki’ye çevrilmiştir. “Kıya­mı” mahlası ile şiirler yazan büyük ba­bası gibi şairlik tarafı olan babası Agâh Efendi kendi gayretiyle Çağatayca ve Farsça öğrenmiş, Rusçuk’ta iken Bekta­şîliğe intisap etmiş, İstanbul’a gelişinde ise Nakşî olmuştu. Kültürlü bir aile mu­hitinde yetişen, daha yedi sekiz yaşla­rında iken Bahariye Mevlevîhânesi’ne devama başlayıp küçüklük çağından iti­baren tasavvuf ve tarikat kültürü ile te­masa geçen Abdülbaki, Babıâli’de Hoca Tahsin Medresesi’ndeki Yûsuf Paşa İlk-mektebi’nden sonra özel Menbaülirfan İdâdîsi’nin rüşdiye kısmını bitirip devam etmekte olduğu Gelenbevî İdâdîsi’nin son sınıfında iken 1916’da babasının ölümü üzerine tahsilini bırakarak çalışma ha­yatına atılmak zorunda kaldı. Mezun ol­duğu Menbaülirfan’da coğrafya ve Fars­ça hocalığından başka bir ara Vezneci-ler’de kâğıtçılık ve kitapçılık yaptı. Ge­çim sıkıntısı çektiğinden dostlarından bi­rinin davetine uyarak 1920’de gittiği Ço-rum’un Alaca ilçesinde Kenzülirfan İlk-mektebi’nde başmuavin, daha sonra da başmuallim oldu. 1924’te İstanbul’a ge­lerek imtihanla Erkek Muallim Mektebi’-nin son sınıfına kabul edildi. 1925’te bu­rayı bitirip babasının ölümüyle eksik kal­mış devam süresini doldurmak için son sınıfına girdiği İstiklâl Lisesi’nden me­zun oldu(15 Ağustos 1926). Bir yandan öğretmenlik yaparken bir yandan da de­vam ettiği Edebiyat Fakültesi’nde yük­sek tahsilini tamamladı (1930). Konya. Kayseri,   Balıkesir  liselerinde  edebiyat

öğretmenliğinden sonra bir ara İstan­bul Üniversitesi Kütüphanesi hâfız-ı kü-tübtüğünü takiben tekrar Balıkesir’de az bir süre edebiyat ve kısa bir zaman da Gazi Osman Paşa Ortamektebi’nde Türk­çe öğretmenliği yaptı. Daha sonra Vefa üsesi’ne tayini çıkıp bunun ardından iki yıl kadar da Kastamonu Lisesi edebiyat öğretmenliğinde bulundu. Resmî sicil özetinde (JTS, XIX |1995], s. XIII) yer al­mamakla beraber birçok yerde onun Haydarpaşa Lisesi’nde edebiyat öğret­menliğini sürdürdüğünden söz edilir. Ve­fa Lisesi’ndeki Öğretmenliğinin tarihi de belli değildir. Gölpınarlı, 1939’da Anka­ra Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ne ilkin okutman, ardından do­çent olarak tayin edildi. Söylenene bakı­lırsa akademik kariyere geçişi, Yunus Emre. Hayatı adlı eseri doktora tezi sa­yılmak suretiyle gerçekleşmiştir. Bu fa­kültede Farsça ve metinler şerhi hocalı­ğı yapmakta iken 1942’de İstanbul Üni­versitesi Edebiyat Fakültesi’ne geçerek burada İslâm-Türk tasavvuf tarihi ve edebiyatı derslerini okuttu. 194S Nisa­nında Marksist faaliyette bulunmak is­nadı ile tutuklanıp on ay süren bir yar­gılanma sonunda beraat ederek(26 Şu­bat 1946) görevine döndü. 1949’da ken­di isteğiyle emekliye ayrıldı. Bundan son­ra kendini tamamıyla Mevlânâ, Mevlevî­lik ve tarikatlarla ilgili araştırmalarına veren Gölpınarlı 25 Ağustos 1982’de ve­fat etti. Kabri Üsküdar’da Seyitahmet deresindeki Şiî Mezarlığı’ndadır.

Çok hassas ve farklı bir karaktere sa­hip olan Abdülbaki Gölpınarlı, küçük yaş­larından başlayarak çeşitli tarikatlara girmişse de fazla sebat göstermeden bunlardan ayrılmıştır. Görüş ve cephe değiştirmesiyle ilgili olarak, Nâmık Ke­mal’e yaptığı hücumlardan dolayı Nâzım Hikmet aleyhinde yazılmış yazılar ara­sında en ağır hicviyeyi kaleme alan bir kimse iken sonraki yıllarda Marksist tanınan bir çevre ile ilişkide bulunabilme­si onun değişken mizacı hakkında bir fikir verebilir. Nâzım Hikmet’e karşı, adı geçenin Peyami Safa’ya olan hicviyesi yolunda yazdığı bu manzume Atsız ta­rafından, “Bu aşağıdaki şiiri arkadaşım Abdülbaki Gölpınarlı gönderdi. Nâzım Hikmetof Yoldaşa haddini bildiren bu yazıyı da Türkçüler’in duygularına makes olduğu için neşrediyorum” kaydıyla yayımlamıştır. Çabuk parlar, bir görüşten onun tam karşıtı bir görüşe geçebilen mizacına mukabil bütün ha­yatı boyunca Şiîlik ve Mevlevîliğe büyük bir sadakatle bağlı kalmıştır. Şiî usulün­ce namaz kılarken secdede başını koydu­ğu Necef taşını göz yaşı İle ıslatır, Mevlânâ’dan söz ederken gözleri yaşarırdı. Farsça’yı iyi öğrenmiş, ayrıca girdiği ta­rikatlarda tasavvuf ve bu tarikatların âdabı hakkında bilgi edinmiştir.

Gölpınarlı nın araştırma yazılarının bü­yük bir kısmı Atsız Mecmua, Orhun, Azerbaycan Yurt Bilgisi ve Balıkesir Halkevi mecmuası Kaynak ‘tan başlaya­rak Türkiyat Mecmuası, Şarkiyat Mec­muası, İktisat Fakültesi Mecmuası, Türk Dili dergisiyle Aylık Ansiklope­di, Türk Ansiklopedisi ve İslâm Ansik­lopedisi gibi ilmî yayın organlarında çık­mıştır. Aynca çeşitli gazete ve dergilere de çok sayıda yazı yazmıştır. Onun yo­rulmak bilmez çalışmaları ile Türk tari­kat ve tasavvuf tarihi üzerindeki bilgi­ler gelişmiş. Yûnus Emre, Mevlânâ ve Mevlevîlik araştırmaları mühim ilerleme­ler kaydetmiştir. Kendisine gelene ka­dar Yûnus Emre’nin iptidaî ve güvenilir­likten uzak neşirler seviyesinde kalmış şiirlerinin sağlam metinlerine ilk defa onun sabırlı çalışmaları ile kavuşulmuş­tur. Bu arada Gölpmarlı’nın Yûnus Em-re’yi bâtınî göstermek gibi birtakım zor­lamalara girişmekten kendini alamadı­ğı da kaydedilmelidir. Öte yandan yakın zamanlarda Fr. Taeschner’in kalemine inhisar etmiş gibi görünen fütüvvet mü­essesesiyle ilgili literatür onun vukuf­lu araştırmaları, Arapça ve Farsça’dan yaptığı fütüvvetnâme tercümeleri ve Türkçe fütüvvetnâmelerden açıklamalı metin neşirleriyle fevkalâde zenginleş­miştir. Divan şiirinin en seçme eserle­rinden bazılarının metinlerini, açıklayıcı giriş ve notlarla yeni nesillere sunmuş olduğunu da belirtmek gerekir. Bütün bunlardan başka Mevlânâ Celâleddin’in eserleri de günümüz Türkçe’sine onun kalemiyle külliyat halinde kazandırılmış­tır. Gölpmarlı’nın zengin ve işlek Türk­çe’si, yaptığı bütün tercümeleri asılla­rına yakın bir zevkle okunur kılmıştır.