Abdülbaki Arif Efendi Kimdir, Hayatı, Eserleri

24

Abdülbâki Arif Efendi (ö. 1125/1713) Osmanlı âlimi, şair ve hattat.

İstanbul’da Kasımpaşa’da doğdu. Ba­bası. Tersâne-i Amire mahzen kâtibi Ammizâde Mehmed Efendi’dir. Bazı eserle­rindeki müellif ve ketebe kayıtlarında dedesinin adının Mustafa olduğu belir­tildiğinden, kaynaklarda Abdülbâki Arif b. Mehmed b. Mustafa seklinde anıl­maktadır. Şiirlerinde Arif mahlasını kul­landığından Arif Abdülbâki olarak da tanınmıştır. Arapça kaynaklarda ise Arif er-Rümî ismiyle zikredilmektedir. Sa­lim Tezkiresinde belirtildiğine göre (s 443), medrese tahsilini tamamladıktan sonra Rumeli kazaskerliğinden mâzul Memikzâde Mustafa Efendi’den mülâzemet aldı (1062/1652). Şeyhî ise Vekâyiu’l-fuzalâ’da (s. 358) Bosnalı Bâlî Efendi’den mülâzım olduğunu kaydet­mektedir. Fakat İ. H. Uzunçarşılı Sâlim’in verdiği bilgiyi daha doğru bulmak­ta, doğum tarihi bilinmeyen Abdülbâ­ki Efendi’nin. Memikzâde’den mülâzemet aldığı yıl belli olduğuna göre. 1043’te (1633) doğmuş olmasının kuvvet­le muhtemel olduğunu belirtmektedir. Abdülbâki Efendi bir müddet Hare­meyn evkafı kâtipliği yaptı ve sırası gelince. 1076 Muharreminde [576] İstanbul’da kırk akçe yevmiyeli Defierdar Yahya Medresesi müderrisli­ğine tayin edildi. Burada görevini ta­mamladıktan sonra Şeyhülislâm Minkârîzâde Yahya Efendi’nin yaptığı imtihanda birinci olarak İbtidâ-i hâriç pâyesiyle Mâlulzâde Medresesine müder­ris oldu (1668).

Önce Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa’ya, sonra eniştesi Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’ya inti­sap ederek onların yakın ilgi ve yardım­larını görmüştür. Vazifelerinde başarı gösterdiği için süratle dereceleri yük­seltildi ve 1672’de Hüsrev Kethüda, er­tesi yıl Sekban Ati, 1675’te Hayreddin Paşa, bir sene sonra Atik Murad Paşa, 1678’de Mahmud Paşa. ertesi sene Atik Valide Sultan, 1680’de de Süleymaniye medreselerinde çalışarak müderris­lik hizmetini tamamladı ve 1092 Rece­binde (1681) Selanik kadısı oldu. Bu görevdeyken, zevku safaya düşkün ol­duğuna dair bir şikâyet üzerine IV. Mehmed’in fermanıyla meslekten çıka­rılarak sürgüne gönderildi (1683). Açık­ta kaldığı dört yıl boyunca hattatlık ya­parak geçindi. Affedildikten sonra yine kadılık göreviyle Bursa’ya tayin edildi (1687). Burada müddetini tamamladı ve Mekke payesi ile Kahire kadısı oldu. Buradan azledildikten sonra İstanbul payesini aldı (1697) ve ardından da İstanbul kadılığına getirildi.

(1698). Önce Anadolu (1702), sonra da Rumeli kazaskeri oldu (1706). Bu va­zifesinden Antep ve Mudanya arpalık’larıyla mâzul olan Abdülbâki Efendi. 1710’da tekrar Rumeli kazaskeri olduy­sa da burada müddetini tamamladık­tan sonra Bursa’da ikamete mecbur edildi (1711) 1712’de affedilince İstan­bul’a döndü. On ay sonra seksen yaşını geçmiş olduğu halde vefat etti ve Eyüp Sultan Türbesi hazîresine defnedildi. [578] Kabrinin tür­beden Bostan İskelesi’ne çıkan kapı­nın solunda, vasiyeti üzerine kendi vak­fı olarak hanımı tarafından yaptırılan abdest musluklarının arkasında bulun­duğu belirtilmektedir. Vefatına yazılan birçok tarih manzumesi arasında tale­besi Seyyid Vehbî’nin, son mısraı “Gi­dip Arif Efendi kaldı ismi dehre bakî” (1125/1713) olan şiiri güzel bir talik ile mezar taşına yazılmıştır. Son zamanla­rında malının üçte birini hayır işlerine vakfetmiş, ölümünden sonra, damadı ve talebesi olan Abdürrahim Faiz Efen­di Eyüp Hamamı’nın külhanı karşısında adına bir medrese yaptırmıştır.

Arif Efendi’nin Arapça, Farsça ve Türkçe şiir söylemeye kudreti olan, di­van sahibi bir şair ve kelâm, ahlâk, si­yer gibi dinî ilimlerle sarf. nahiv ve be­lagatta devrin önde gelen âlimlerinden biri olduğunda kaynaklar birleşmektedir. Yazıyı Mehmed Tebrîzfden öğrene­rek zamanının “İmâd”ı kabul edilecek kadar iyi bir ta’tik hattatı olan Abdülbâ­ki Efendi birçok murakka’ ve kıta yaz­mış, kitap istinsah etmiştir. Beyânî. bir murakka’da onun 1101 (1689-1690), 1113 (1701-1702) ve 1116 (1704) ta­rihli üç parça yazısını gördüğünü söylü­yorsa da yerini bıldirmemektedir. Yetiş­tirdiği pek çok talebe arasında Kâtib-zâde Mehmed Refı Efendi, Vak’anüvis Râşid Efendi, Şair Seyyid Vehbî, Şeyhü­lislâm İshak Efendi, kendi kölelerinden olan ve Padişah III. Ahmed’e takdim edi­len bir yazısı çok beğenildiği için Abdül­bâki Efendi’den satın alınıp azat edil­dikten sonra saraya meşk hocası yapı­lan Ali Rûmî belli başlı isimlerdir. Ayrıca iyi bir ta’ük hattatı olarak devrinde inşa edilmiş birçok eserin kitabesini yazdığı tahmin edilen Abdülbâki Efendi’nin, o yıllarda kitabelere imza atma geleneği yerleşmemiş olduğundan, bu nevi yazı­ları bilinmemektedir.

Şeyhülislâm Esad Efendi, Atmbü’îdsâr’da (s. 450) onun mûsikide ilim ve pratik bilgi sahibi olduğunu, besteler yaptığını belirterek bu sahada da dev­rin üstatlarından biri kabul edildiğini yazmaktadır. Ancak Selanik’teki müderrisliği sırasında rindmeşrep ve ehi-i keyf olduğu suçlamasıyla azledilmesi ve ilmî muhiti sebebiyle, bu yönü ile az tanınmış ve eserlerinin birçoğu unutul­muştur. Bununla beraber güfie mec­mualarında bazı besteleri zikredilmek­te, edebiyatımızın ve dinî mûsikimizin en güzel eserlerinden biri olan mi’râciyesi ise devrinde çok tanındığı gibi gü­nümüze de birçok yazması intikal et­miş bulunmaktadır. [579]