Abdal Yakup Tekkesi Nerededir, Mimari Özellikleri

Abdal Yakup Tekkesi

İstanbul’da Davutpaşa ve Kocamustafapaşa semtleri arasındaki Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi içinde kalan XVII. yüzyıla ait bir tekke.

Kaynaklarda Abdal Yâkub Dede, He­kimbaşı Nuh Efendizâde Ali Paşa, Heki­moğlu Ali Paşa, Hekimzâde ve Hekimzâde Ali Paşa isimleri ile de anılan tek­kenin başlangıçta hangi tarikata bağlı olduğu kesinlikle tesbit edilememiştir. Daha sonraki yıllarda Halvetiyye’ye. 1710’dan itibaren de Kadiriyye’ye inti­kal ettiği bilinmektedir.

Tekke, Abdal Yâkub Dede tarafından XVII. yüzyılın ortalarında, bugünkü He­kimoğlu Ali Paşa Camii şadırvanının bulunduğu yerde kurulmuştur; mimarî özellikleri hakkında bilgi bulunmamak­tadır. Sadrazam Hekimoğlu Ali Paşa (ö 1758). külliyesini inşa ettirirken bu ilk tekkeyi yıktırarak biraz ilerisinde yeni­sini yaptırmıştır (1748). Bugün ayakta duran bu ikinci tekkedir. İnşaat sırasın­da, biri ilk tekkenin naziresinde gömü­lü olan Abdal Yâkub Dede ile halefleri­ne, diğeri de Ali Paşa ve aile fertlerine ait olmak üzere iki bölümlü bir türbe yapılmıştır. İkinci tekke, muhtemelen küçük fakat bağımsız bir yapı olan ilk tekkeden farklı ve daha şümullü bir şe­kilde inşa edilmiş, fakat Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesinin bir parçası durumun­da kalmıştır. Nitekim derviş hücreleri, harem, selâmlık, mutfak ve hamam bölümlerini içermesine rağmen müstakil tevhidhanesinin bulunmadığı dikkati çekmekte ve âyinlerin, külliye­nin merkezini oluşturan camide icra edildiği anlaşılmaktadır. Ahşap olan harem ve selâmlık bölümlerinin XIX. yüzyılın ikinci yarısında yenilendikleri belli olmaktadır. Bütün bölümleriyle bugüne intikal edebilmiş olan Abdal Yâkub Tekkesi’nin harap durumdaki mutfak ve hamamı hariç, diğer kısım­ları halen mesken olarak kullanılmak­tadır.

Tekkeyi teşkil eden unsurlardan der­viş hücreleri, ortadan doğu-batı istika­metinde uzanan bir kitle içinde sıralanmaktadır. Sayıları beş olan bu hücrele­rin duvarları moloz taş ve tuğla ile örül­müş, üzerleri de aynı istikamette giden ve ahşap çatı ile gizlenen basık bir be­şik tonozla örtülmüştür. Bu hücreler dizisinin batı ucunda meydan odası, taamhâne veya mihmanhâne olması muhtemel, nisbeten büyükçe ve üzeri doğrudan ahşap çatıyla örtülü bir me­kân yer almaktadır. Pencereleri, ocak­ları ve dolap nişleri bulunan bu yapıla­rın kuzey cephesinde ahşap direklere oturan, zemini arnavut kaldırımı döşeli bir sundurma uzanmakta ve kapılar buraya açılmaktadır. Hücrelerin doğu ucunda ise alelade bir ahşap mesken niteliğinde olan iki katlı harem ve se­lâmlık bölümleri bulunmaktadır. Bu grubun kuzeyinde, birbirine bitişik mutfak ve hamam yer almaktadır. Ka­re planlı mutfağın duvarları bir sıra kesme taş, iki sıra tuğla ile örülmüş, üzeri de içeriden sivri tromplara, dışarı­dan sekizgen kasnağa oturan kurşun kaplı bir kubbe ile örtülmüştür. Bir sıra tuğladan örülmüş ince duvarlı ve beşik tonozlu tek mekândan ibaret, küçük bir halvet görünümündeki hamam, mutfağın güneybatı köşesinde yer al­maktadır. Hamamla mutfak ocağının arasında, içinde su kazanının durduğu bölme bulunmakta ve bundan ocağın aynı zamanda hamam külhanı olarak da kullanıldığı anlaşılmaktadır. Türk-İslâm mimarîsinde pek az karşılaşılan bu mutfak-hamam terkibi, Abdal Yâkub Tekkesi’nin en dikkate değer mi­marî özelliğini teşkil etmektedir.

Bibliyografya

1- Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-ceuâmi’, İstanbul 1281.
2- Âsıtâne Tekkeleri.
3- Hacı İsmâil Beyzade Osman Bey, Mecmûa-i Ceuâmi’, İstanbul 1304.
4- Bandırmalızâde. Mec­mûa-i Tekâyâ, İstanbul 1307.
5- Tahsin Öz. İstanbul Camileri, Ankara 196

2.
6- Zakir Şükrü. Mecmûa-i Tekâyâ.
7- R. Ekrem Koçu. “Abdal Yakub Tekkesi”, İst A, I, 16-17.

DİA