Abbad b. Süleyman es-Saymeri Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

28

ABBÂD B. SÜLEYMAN ES-SAYMERİ
 
Ebu Sehl Abbâd b. Süleyman (Selmân) es-Saymerî (ö. 250/864) Basra Mu’tezilesi’nin önde gelen kelâmcılarından.

Doğum tarihi kesin olarak bilinme­mektedir. Nisbesinden anlaşılacağı üze­re Saymeralıdır. Saymera, biri Basra’da Ma’kıl nehri civarında, diğeri de Hûzistan ile Diyâncebel arasında bulunan iki şehrin adıdır. İbnü’n-Nedim’in “el-Basri” Kaydına dayanarak Abbâd’ın Basra Saymerası’ndan olduğunu söylemek mümkündür. Ancak onun Hüzistan Saymerası’ndan olduğu da ileri sürülmektedir.

Abbâd, Hisâm b. Amr el-Fuvati’nin talebesi oldu ve onun düşüncelerini be­nimseyerek Ebü’l-Hüzeyl’den beri devam eden diğer Basra Mu’tezilesi’nin ana temayüllerine karşı çıktı. Bu sebep­le Ebû Ali el-Cübbâîile oğlu Ebû Hâşim ve Kâdî Abdülcebbâr gibi Mutezile âlimleri tarafından tenkitlere mâruz kaldı. Ebû Hâşim’in Abbâd b. Süley­man’ı tenkit etmek için müstakil bir eser yazdığı bilinmektedir. Abbâd’ın İbn Küllâb el-Basrî ile münazaralar yaptığı ve onu düşüncelerinden dolayı Hıristi­yanlık’la suçladığı rivayet edilmektedir.

Abbâd’a göre duyular beş değil, yedi­dir. Elem ve lezzeti hissetmek de iki ayrı duyudur. Abbâd, kıdemin Allah’ın zâtının daima var olduğu anlamına gel­diğini belirtmiş, Allah’tan önce bir varlı­ğın bulunmadığı görüşünü reddederek böyle bir kıyaslamanın dahi caiz olama­yacağını ileri sürmüştür. Allah’ın birliği sayı mânasında anlaşılamaz, sadece zâ­tını övmek için O’na “Bir” (vahid) denile­bilir. Ona göre Allah hay, âlim ve kadir­dir; fakat zâttan ayrı birer kavram (sı­fat) olan hayat ilim ve kudret O’na nisbet edilemez. Diğer bütün ilâhî isimler­de de durum aynıdır. Allah var olacağını bildiği varlıkları yaratmaya muktedirdir. Fakat O’nun hakkında, “Var olmayaca­ğını bildiği şeyleri yaratmaya muktedir­dir” denmez. “Allah binefsihi veya bi­zatihi âlim, kadir ve diridir” diyenleri reddeden Abbâd, nefs ve zât kelimele­rinin kullanılmasına kesinlikle karşı çık­mıştır. Abbâd, “Allah’ın yüzü, elleri, gözleri ve yanı (vech, yed, ayn, cenb) vardır” diyenleri de reddetmiş ve teşbi­hi andıran bu tür sıfatları ihtiva eden âyetlerin ancak Kur’an âyetleri olarak kıraat edilebileceğini, fakat bunların tefsir ve te’vil edilebilecek bir mânası bulunmadığını savunmuştur. Ona göre yaratıcı ve nzık verici (halik, râzık) gibi fiilî sıfatların kadîm veya hadis olduğu hakkında da herhangi bir hüküm ver­mek doğru değildir. Abbâd imanı, küfrü, şerri ve insanların kötü dediği şeyleri Allah’ın yaratma gücünün bu­lunmadığını iddia etmiş, onun her fiili­nin “Caiz kategorisi”ne girdiğini, fiilinde salâha riayet etmemesinin İse caiz olmadığını ileri sürmüştür. Bununla birlikte Allah’ın âhirette vereceği bir seva­ba karşılık (ivaz) olmaksızın kullarına elem vermesinin güzel bir fiil olarak ni­telenebileceğini kabul eder. Ona göre nübüvvet, işledikleri amellerin sonucu olarak peygamberlere verilmiş bir mü­kâfattır. Hissî mucizeler peygamberli­ğin delili olamaz. Çünkü asanın yılana dönmesi, ayın ikiye bölünmesi birer arazdır. Arazlar ise bu konuda delil ol­maz. Günah işleyen kimse tövbe etse de işlediği günahın cezasından kurtula­maz.

Abbâd b. Süleyman’ın yazdığı eserler, İbnü’n-Nedîm’in belirttiğine göre. Kitâbü’l-inkâr en yahluka’n-nâs ef’âlehum, Kitâbü teşbîti delâleti’l-a’râz, Kitâbü işbâti’l-cüz’i’llezî lâ yetecezze” ve el-Ebvâb’dır. Ebü Hâşim’in, bu son eseri nakz ve reddettiği rivayet edil­mektedir.

Abbâd b. Süleyman’ın fikirlerini be­nimseyenlere Abbâdiyye denildiği Eş’arî tarafından kaydedilmekte ise de daha sonraki eserler Abbâdiyye’den bahset­memiştir.