8.İslam Dünyasında Din Psikolojisi 1. Dinî Kaynaklar

 

İnsan ve Toplum Bilimleri son iki yüzyılda büyük bir gelişme kaydetmiştir. Fakat bu bilimlerin ele aldığı konular ve bu konular etrafındaki sorular ve araştırmalar insanlık tarihi kadar eskidir. Özellikle insanın ruhsal ve manevi yönü, huy ve karakteri, kutsal varlık/varlıklarla ilişkileri her dönemde büyük merak ve ilgi konusu olmuştur. Bu yüzden de ruh, ruh-beden ilişkisi, rüya, uyku, ölüm, nazar, büyü, ölmüş kişilerle ya da manevi varlıklarla iletişim, akıl hastalığı, insanın çeşitli korkuları ve ihtirasları vb. hakkında çok eski zamanlardan beri sorular sorulduğu ve bazı açıklamalara girişildiği bilinmektedir. Kutsal metinler, dinî ve ilmî gelenekler, felsefi teoriler, bu konular etrafında ortaya konan anlatım ve açıklamalar için önemli bir kaynak oluşturmuştur.

 

İslam Dünyasında Din Psikolojisi 1. Dinî Kaynaklar

İslam dünyasında başta Kur’ân-ı Kerim ve Hz. Peygamberin hadisleri olmak üzere dinî kaynaklarda birçok psikolojk kavram ve konuya yer verilmiştir. K. Kerim’de üçyüze yakın yerde geçen “ “nefs” kavramı, insanın kişilik yapısı, iç dünyası ve davranış eğilimlerini ifade etmektedir. Nefsin kelime anlamı bir şeyin kendisi ve özü “zât”; “benlik”, “kendilik” demektir. Kur’ân’da nefs genel olarak, ruhsal ve bedensel, bilinçli ve bilinç dışı tüm fonksiyonların bütününden oluşan insanın psikolojik yapısı anlamında kullanılmaktadır. Böylece benlik ve kişiliğimizi oluşturan tüm yapılar, yeti ve yetenekler, fonksiyon ve süreçler nefs kavramına dâhildir. Nefste bir yanda tabiî, beşerî, dürtüsel bir boyut, diğer yanda ise aklî, manevî ya da ülküsel bir boyut bulunmaktadır (Şems 91/ 7-10) . Buna göre nefs, zıt eğilimler bütününden oluşan, gelişim ve değişimlere, olgunlaşma ve gerilemeye açık, karmaşık dinamik bir yapı (Yusuf 12/53; Kıyame 75/2: Fecr 89/27-28) olarak tasvir edilir.

Kur’ânın anlatısına göre, insan tabiatında değişmez evrensel bir öz olarak doğal inanma yeteneği (fıtrat) bulunmaktadır (Rum 30/30 ). Hz. Peygamberin hadislerinde de bu doğal inanma yeteneği ile ilgili geniş açıklamalar yer alır. Buna göre doğal inanma yeteneği (fıtrat) çocukta konuşma çağına kadar bu saf haliyle devam eder. Çocuk içinde yetiştiği
toplumun dilini kullanmasını öğrenmeye başladığ andan itibaren çevresel faktörlere (anne baba, toplum, kültür) göre şekil alarak belli bir dinî kimlik haline gelir (Buhari, Cenâiz 79,80, 93; Müslim, Kader23-24-25; İbn-i Hanbel IV/24). Bu doğal inanma yeteneği kendi yönünde sağlıklı bir gelişme gösterme imkânı bulursa Allah’a inanç ve bağlılıkla son bulur (En’âm 6/76­79). Dinî inanç ve bağlılık kişinin bilincine ve karakterine işleme düzeyine göre, kişinin ruhsal hayatını ve davranışlarını düzenleyici güçlü bir içsel faktör haline gelir. Aksi durumda kişi ya kendi doğal dürtülerine ya da toplumsal arzulara ve ideolojilere tapınmaya yönelir( Furkan 25/43; Rum 30/29; Sa’d 38/26; Casiye 45/23; Necm 53/23-24).

K.Kerim’de, putperest bir babanın çocuğu olarak ve gök cisimlerine tapınılan bir kültürde yetişmesine rağmen, ergenlik çağında dinî bir arayış ve sorgulama sonucunda, kendi doğal fıtratının yönlendirmesiyle Allah’ın varlığına ve birliğine ulaşan sembol insan ve peygamber kimdir? İlgili ayetler nerede geçmektedir?

Kur’ân’ın anlatımında nefsin, içeşitli duygu ve heyecanların, inançların, aklî etkinliklerin kısacası bütün psikolojik işlevlerin yeri ve kaynağı kalbdir. Kalb, düşünme ve akıl yürütme, hidâyet ve itmi’nân, acıma ve esirgeme, manevi olarak arınma ve temizlenme, korku ve ürküntü, sıkıntı ve bunalma, hasret ve hiddet, iman ve takvâ, şüphe ve kuşku, nifâk ve inkâr gibi tüm psikolojik süreçler kalpte yaşanır. (İlgili âyetler için bkz. Mû’cemu elfâzı’l- Kur’ân, II, 415-416.) Benlik idraki ve bilinci de kalbde ortaya çıkmaktadır. Benlik bilincinin çok farklı derinlik dereceleri Kur’ân’da sadr, kalb, fuâd, lübb, nühâ. . gibi kavramlarla dile getirilmiştir.

K.Kerim, insanın psikolojik meleke ve fonksiyonları, çeşitli davranış eğilimleri, farklı insan ve inanma tipleri hakkında bilgilere yer verir. Fakat şüphesiz Kur’ân’da en geniş şekilde imân ve inkâr psikolojisi işlenmektedir. Buradaki ana fikir şu şekilde özetlenebilir: Nefsin tabiatında yer alan doğal güdüler ve eğilimler (kibir, gurur, bencillik, kendini kendine yeterli görme) ile sayısız insani arzular ve korkular (cinsellik, mal ve servet tutkusu, itibar, güç ve iktidar arzusu; toplumsal dışlanma ve horlanma korkusu) ve toplumda yerleşik anlayış ve gelenekler (atalar kültü) ve hâkim grupların baskılarına boyun eğme ilahi tebliğlere dayalı bir dinî tutumun benimsenmesi ve yerleşmesi önündeki en büyük engeli oluştrurur. İnsanların çoğunun dinî inanç ve değerlere bağlılığı işlevsel bir düzeyde gerçekleşir. Çaresizlik durumlarında Allah’ı hatırlarlayıp O’nunla iletişime geçenlerin çoğu şartların normale döndüğünde eski dinî ilgisizlik tutumlarına geri dönme eğilimi taşırlar.( A’raf 7/134-135,189-190; Yunus 10/ 12, 21,22-23 İsra 17/ 67; Ankebut 29/65-67; Lokman 30/32; Zuhruf 43/48, 49, 50). Dinî inanç ve değerlerin topluma hâkim olduğu bir ortamda, önceki toplumsal yer ve konumları ciddi bir değişime uğrayan bazı kişilerin ikiyüzlü ve gösterişçi bir dinî kimlik (münâfık) geliştirdikleri görülür.

Kur’an-ı Kerim’de çeşitli dua yönelişleri ile ilgili olarak Hayati Hökelekli’nin İslam Psikolojisi Yazıları’nın III. Bölümüne bakabilirsiniz.

2. islam Bilginlerinin Çalışmaları

Gerek dini kaynaklardan, gerekse eski felesefe ve kültürlerden yararlanarak İslam bilginleri, insanın ruhsal yapısı ve davranışları konusunda birçok kavram ve görüş geliştirmişlerdir. Hicri üçüncü asırdan itibaren İlmü’n-Nefs, İlmü’n-Nefs ve’r-Ruh, Kitabu’r-Ruh, İlmu Ahval-i Ruh gibi başlıklar taşıyan
kitaplar, risaleler ya da kitap bölümleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Çeşitli bilim dalları bünyesinde ele alınan bu konularda öne çıkan bazı isimler ve önemli görüşleri şunlardır:

Hâris el-Muhâsibi (öl. 243/857) İslam dünyasında psikolojik bakış açısıyla insanın iç hayatını inceleyen ilk bilgindir. Eserlerinde derin psikolojik tahliller ve ruhsal haller ve süreçlerle ilgili kavramlaştırmalar dikkat çekicidir.Bunların başında Nefs kelimesinin salt psikolojik anlamda en tutarlı kullanımına yer verdiği görülmektedir. Dini/ahlâki hakikatlerle uyumlu bir hayat tarzı için kişinin öncelikle kendisini iç açıdan anlamaya çalışmasını ısrarla vurgulamıştır. Bireyin kendisini “iç gözlem”e dayalı olarak araştırması ve kendisi hakkında “iç görü” elde etmesini bir araştırma ve eğitim yöntemi olarak ilk defa dile getirmiştir. Bu konuda da kendinden sonraki birçok araştırmacıyı etkilemiştir. er-Riâye li Hukuk’ı-llah derin psikolojik tahlillerinin yer aldığı en önemli eseridir.

İlk İslam filozofu olarak kabul edilen Kindî’nin (öl. 252/866) Risâle fi mâhiyyeti’n-nevm ve’r-ru’ya/Rüyanın ve uykunun mahiyeti adlı eseri, İslam dünyasında rüya psikolojisi hakkında yazılan ilk telif eserdir. Kindî’nin psikoloji kültürüne bir diğer önemli katkısı, el-Hîle li-defi’l-ahzân/Üzüntüden Kurtulma Yolları adlı ruh sağlığı konusundaki öncü çalışmasıyla olmuştur.

Rüya ve vahy psikolojisi konusunda sistemli bir teori ilk olarak Farabî (öl. 339/950) tarafından ortaya konulmuştur. Ona göre sâdık rüya, ilham ve vahyin kaynağı Faal Akıl, insandaki alıcı organ ise hayal gücüdür. İnsandaki hayal gücünün çok güçlenmesi, uyku veya uyanık durumda Faal Akılla iletişime geçmesi sonucunda “nübüvve, kehânet, menâmat ve er-rüya’es- sâdıka” gibi ruhsal olgular ortaya çıkmaktadır. O Aristo’dan devraldığı Faal Akıl kavramını İslam inancındaki vahy meleği ile eşitleyerek bunu er-Ruhu’l- Emin, Ruhu’l-Kuds gibi isimlerle karşılamıştır.

İslam filozofları içerisinde psikoloji ve din psikolojinsin çeşitli konularında en çok eser yazmış olan isim İbn-i Sinâdır (öl. 428/1037). İbn-i Sina ruhsal hallerin, çeşitli duygu ve heyecanların davranışlar ve bedensel fonksiyonlar üzerine, dolayısıyla sağlık ve hastalık üzerine olan etkisini iknâ edici tarzda ortaya koymuştur. Telkin, hipnoz, nazar, büyü, mucize gibi olayları “ruhsal etki” kavramıyla açıklamıştır.. İbn-i Sina duyuları dış ve iç olmak üzere ikiye ayırmış; bilinen beş dış duyunun yanında beş de iç duyu olduğunu ortaya koyarak bunların fonksiyonlarını açıklamıştır. Hocası Farabi’den devraldığı rüya ve vahy psikolojisi ile ilgili görüşleri geliştirerek, daha detaylı bir teori haline getirmiştir. İbn-i Sina’nın bu alana bir başka katkısı da ölüm kaygısı ve stres konusundaki çalışmalarıdır. Risâle fi def’i gami’l-mevt/ Ölüm Korkusundan Kurtuluş adlı eserinde ölüm korkusu ve kaygısının sebepleri, sonuçları ve bundan kurtulma yollarını ortaya koymuştur.. İbn-i Sina’nın es-Salâtü ve mâhiyetühâ Namaz ve Mahiyeti isimli risalesi felsefi ve psikolojik açıdan namaz ibâdetini inceleyen ve başkaca örneğine rastlanmayan özgün görüşler içermektedir.

Filozof Ebû Bekir Râzî‘nin (öl. 313/925) et-Tıbbu’r-Rûhânî isimli eseri gerek kavramsal gerekse içerik açısından ilk ve özgün bir ruh sağlığı kitabıdır. Kitapta bazı eski filozofların görüşlerine atıflar yer almakla birlikte, konuların ele alınış tarzı yazarın kendine özgü bir yenilik gösterir. Kişilik ve karakter bozuklukları ve bunların tedavi yollarını ele alan bir çalışma olan bu kitap, kendinden sonra aynı ya da benzeri adlarda birçok başka esere örnek ve kaynak olmuştur.

Büyük İslam bilgini Gazzâli (öl.505/1111) sistemli iç gözlem ve davranış tahliline dayalı yaklaşımlarıyla pek çok yeni görüşler dile getirmiştir. Onun büyük eseri İhyâu Ulûmi’d-Din, psikolojik kavramlaştırmalar, tahliller ve tasnifler yönünden oldukça zengindir. Bu kitabın özellikle üçüncü cildinin başında yer alan “Acâibü’l-Kalb” bölümünde, sistemli davranış tahlillerine dayalı dinî ve ahlâkî çıkarımlar yer almaktadır. el-Munkizu mine’d-Dalâl/Dalaletten Kurtuluş Gazzâli’nin otobiyografisi olup, bu kitabında fikri gelişimi, yaşadığı bazı bunalımlar, manevî/tasavvufî tecrübeleri hakkındaki şahsî gözlem ve değerlendirmeleri yer alır.

Büyük müfessir ve kelam âlimi Fahrüddin Râzî (öl. 606/1209) nin Kitâbü’n-Nefs ve’r-Ruh ve şerhu kuvâhuma isimli eseri ahlâk psikolojisi alanında yazılmış, hem felsefi hem de dinî görüşleri bir araya getiren en güzel kitaplardan birisidir. Râzi’ye göre, en temel psikolojik güdüler güç ve bilgi isteğidir. İnsandaki sonsuzluk arzusuna da değinen yazar, Allah arzusunu da buna bağlar. Ona göre, insanî gelişmenin dinamiğinde sürekli değişen ruh halleri ve denge durumları vardır ki, bu da insanı diğer varlıklardan ayıran özelliklerin başında gelir.

İbn-i Haldun (öl. 808/1406) ünlü eseri Mukaddime’ de insanın toplumsal eğilim ve yeteneklerine özel bir önem atfetmektedir. “Asabiyet” adını verdiği dayanışma ve sosyal bütünleşme güdüsünü, bütün tarihî ve toplumsal olayların temelindeki psikolojik faktör olarak görür. Bunun yanında, Allah’ın halifesi olarak yaratılmış olan insanda liderlik, üstünlük, makam ve mevki elde etme, yönetme güdüsü çok güçlüdür. Özellikle yöneticilerde, ilim ve sanat, makam ve unvan sahibi kimselerde büyüklenme ve kendini yüksekte görme duygusu karşı konulamaz bir şekilde kendisini hissettirir.. İbn-i Haldun, refah ortamı ve baskıcı yönetim tarzının ahlâk ve karakter yapılanması üzerindeki olumsuz etkilerini özellikle vurgular. Ona göre baskı, şiddet, zor ve cezaya dayalı yönetim tarzları altında yetişen kimselerde korku ve boyun eğme psikolojisi hâkim olur; direnme ve metanet gücü ortadan kalkar, aşağılık duygusu (mezellet), kendine güvensizlik ve edilgenlik (meskenet) karakteri gelişir. Böyle bir karakterle yetişmiş insanların meydana getirdiği toplulukta dinî ve toplumsal hiçbir yenileşme ve gelişme olmaz, tam tersine tutuculuk, katılık ve gericilik hâkim duruma gelir.

İslam kültüründe insan fıtratının doğal açılımını felsefi bir roman halinde kaleme almış olan Endülüslü filozof ve eserinin ismi nedir?

İslam Dünyasında yapılan çalışmalar hakkında daha geniş bilgi almak için Hayati Hökelekli’nin İslam Psikolojisi Yazıları kitabının 1. Bölümüne bakılabilir