64.DİNİ DEĞİŞİMİN GÜDÜLERİ

242
PAYLAŞ

Bir kimsenin sahip olduğu dinî inancının değişmesinde, din dışı, dine ilgisiz ya da inançsız bir hayat yaşarken dine yönelmesinde ya da bulunduğu dinden uzaklaşmasında ve yeni dini seçmesinde hangi faktörlerin etkili olduğu konusu dinî değişimin güdülerini oluşturur. Araştırmalara göre dinî değişimin gerek bireyin içinden gelen zihinsel ve duygusal, gerekse dışardan gelen toplumsal birçok nedeni olabilmektedir. Bunları farklı şekillerde sınıflandı¬ranlar olmakla beraber zihinsel (entelektüel), duygusal ve sosyo-kültürel güdüler başlığı altında üç grupta toplamak mümkündür. Dinî değişim göste¬ren bireylerde bu güdülerin farklı oranlarda etkili olduğu bilinmektedir. Bazılarında zihinsel, bazılarında duygusal, bazılarında da sosyo-kültürel güdüler daha etkin halde bulunur. Şimdi bu güdüleri görelim.
Birçok din değiştireni bulunduğu dinden uzaklaştıran güdülerle yeni girdiği dini tercih ettiren güdüler farklı olabilir. Örneğin birey duygusal etkenlerle bulunduğu dinden uzaklaşabilir, zihinsel etkenlerle başka bir dine girebilir.


Zihinsel Güdüler

Bunlar zihinsel dinamiklerin oluşturduğu etkilerdir. Dinle, dinî esas ve uygulamalarla ilgili şüphe, tereddüt ve tatminsizliklerin bireyde oluşturduğu dinî yönelişlerdir. Bu güdülerin daha çok şu noktalarda yoğunlaştığı görülmektedir.

Zihinsel Tatmin Arama

İnsan düşünen, değerlendiren, sorgulayan bir varlıktır. Zaman zaman kendi varoluşu, hayatın anlamı, ölüm ve ölüm sonrası hayat üzerinde düşünür ve bunlara tatmin edici açıklamalar bulmaya çalışır. Yeterli açıklamalar bulamadığı zaman ise bir iç huzursuzluğu, gerginlik yaşar. Din değiştiren birçok kişideki en temel psikolojik elemanın gerginlik olduğu söylenebilir. Dinî değişime yönelmiş bir kişide gerginlik bir noktaya gelinceye kadar bilincinde olmadan, daha sonra kısmen bilinçli olarak büyür ve gelişir. Kişinin dinî esaslarla ilgili şüphesi devam ettiği sürece gerginliği artar ve ruhen tatmin olamadığı için bunalmaya başlar. Birey bu gerginlikten kurtulmak için çeşitli arayışlar içine girer, kitaplar okur, konuyu bilenlere sorar ve başka dinlere de yönelebilir. Aşağıdaki örnekte bu psikolojik durum kendini göstermektedir.
Din değiştirenlerle ilgili örnekler için, Ali Köse’nin Neden İslam’ı Seçiyorlar ve A. Arı ve Y. Karabulut tarafından hazırlanan Neden Müslüman Oldum (İhtida Öyküleri) kitaplarına bakılabilir. 
“Çok içiyor ve arkadaş partilerine katılıyordum. İyi vakit geçirdiğimi zannediyordum. Fakat iç dünyamda mutlu değildim. Sonunda, ‘insanı mutlu eden daha anlamlı, daha önemli şeyler olmalı, bu hayatta’ diye düşünmeye başladım. Tatminsizliğim giderek artıyordu ve hayata ait önemli sorulara ilgi duymaya başlıyordum. Hayatın ne için var olduğu hakkında daha iyi bir fikrim olursa, bu hayatta neler yapmam gerektiğini daha iyi anlarım diye düşündüm. Bunun sonucunda diğer dinlere baktım. Aslında dindar olmak gibi bir niyetim falan yoktu, fakat ilgilenmeye başladığım sorular dinin sahasına giriyordu: Biz kimdik, ne idik, hayatın anlamı ne idi, hedefimiz ne olmalıydı ?”

İnsan hayatının en sarsıntılı, kritik dönemlerinden olan ergenlik döneminin dinî değişime götürücü zihinsel ve duygusal özellikleri barındırdığını bu konudaki araştırmalar göstermektedir. Çocukluk döneminde edindiği dinî bilgileri sorgulama, anlam arayışına girme, çeşitli problemlerin oluşturduğu kaygı ve endişelerden dolayı sığınak arama, kimlik krizi geçirme gibi oluşumlar, ergenliği dinî değişim için uygun dönem haline getirmektedir.
Diğer taraftan birey kendi özel hayatında yaşadığı bazı olaylar ve tecrübeler sonucunda kendini manevi ihtiyaç içinde hissedebilir ve bu ihtiyacını dine yönelerek gidermeye çalışabilir. O bu yönelişle dinin esaslarını öğrenmeye, incelemeye ve uygulamaya başlar. Fakat zihnine takılan, çözemediği, şüphe duyduğu konular olabilir. Kişinin dinî esaslarla ilgili şüphesi devam ettiği sürece gerginliği artar ve ruhen tatmin olamadığı için bunalmaya başlar. Böylece bunalımdan kurtulma, şüphe duyduğu konuda tatmin olma ve huzura kavuşma yollarını arar. İşte böyle bir durumda, kendisini tatmin eden bir başka dine ait okuduğu bir kitap, karşılaştığı bir şahıs dinî değişim göstermesine hatta din değiştirmesine neden olabilir.
Araştırmalar, Hiristiyanlığı terk ederek Müslüman olan birçok mühtedinin, eski bağlı oldukları dinin Teslis, Hz. İsa’nın ulûhiyeti, ruhban sınıfının otoritesi, aslî günah doktrini gibi konulardaki zihinsel tatminsiz¬liklerinin onları yeni bir dinî arayışa sevk ettiğini göstermektedir.

Anlam Boşluğu, Amaçsızlık ve Anlam Arayışı
Viktor Frankl 20. yüzyılda yaygınlaşan varoluşsal boşluktan söz etmekte ve bunun özellikle “kendini değersiz ve anlamsız bulma” duygusuyla oluştuğu¬nu belirtmektedir. Frankl, insanların bu varoluşsal boşluğa düşmekten ancak hayatta belli hedefler ve amaçlar (sevgi, yüce bir dava, bir eser üretme vb.) elde ederek ya da dinin açıkladığı, hayata yüklediği anlamı, ahlâk ve değer yargılarını benimsemekle kurtulabileceğini vurgular.

İnsanın anlam arayışı ile ilgili ayrıntılı bilgi için Viktor Frankl’ın İnsanın Anlam Arayışı adlı kitabını okuyunuz.
Bir zamanların ünlü ağır siklet boks şampiyonu Muhammed Ali, Müslüman olmadan önce böyle bir boşluk içine düştüğünü, ruhundaki sıkıntıdan, huzursuzluk ve gerginlikten kurtulmanın yollarını aradığını, huzursuzluktan İslam’ı seçerek kurtulduğunu anlatır.
Araştırmalar birçok kişinin, hayatı açıklayan, kendilerini tatmin edici anlamı bulabilecekleri bir din arayışı içine girdiklerini ve bu güdünün etkisiyle zamanla din değiştirdiklerini göstermektedir. 


İnsanların Eşitliğine Dayalı Esasları Sorgulama
Toplumdaki dini esaslardan kaynaklandığı düşünülen sosyal adalet ve eşitlik konusundaki olumsuz yaklaşım ve uygulamalar da bireyde sorgulamalara neden olmakta, zihinsel tatminsizlik meydana getirmektedir. Bu durumda olan bireyin bu konudaki tatmin edici açıklamalara sahip bir dinden etkilenerek ona yönelebildiği ve zamanla din değiştirdiği görülmektedir. Özellikle İslam’ın sosyal adalet ve eşitlik konusundaki prensipleri diğer din mensuplarını daha çok etkilemektedir. Örneğin şu açıklamalarda bu etki açıkça göze çarpmaktadır:
“İslam Dini’ne ilk yakınlığım 16-17 yaşlarında başlar. Doğu memleketlerinden gelen Müslümanlar ve onların liderleri, konferanslar, konuşmalar düzenler, İslam Dini hakkında bilgi verirlerdi. İslam’ın tek Hak din olduğunu, ilim ve akla önem verdiğini, bütün dünya insanlarını kardeş ve eşit kabul ettiğini, herkes için fikir ve inanç hürriyetini tanıdığını söylerlerdi. Bu hususlarda Kur’an’ı kerim’den ayetler okuyarak İslam Dini’nin esaslarını açıklarlardı. Yaradılışta bütün insanların eşit olduğunu, hiçbir ırkın diğer ırklar üzerinde herhangi bir üstünlüğü bulunmadığını söylerlerdi. Bu Müslümanların söylediklerine karşı içimde bir yakınlık hissettim. Onlara çok ısındım. Kendilerine karşı derin bir sevgi duydum.”
Çeşitli Etkilerle İnançlarını ve Bulunduğu Dinin Esaslarını Yeniden Gözden Geçirme
Hayat süreci içinde yaşadığı bazı olaylar ve tecrübeler bireyi kendi inançlarını yeniden gözden geçirmeye itebilmektedir. Bulunduğu dinin esaslarını kritik ederek onlardan uzaklaşabilmekte, başka bir dine yönelebilmektedir. Ancak böyle bir entelektüel tutum önemli bir zihinsel çabayı gerektirir. Birey şu etkilerle bu duruma gelebilmektedir:
1. Başka inanca sahip kişilerle dinî konularda tartışma: Birey farklı inançtaki kişilerle ilişkisi sırasında onlarla dinî konularda tartışmaya girişebilir. Tartışmaya giren kimse, dinî konulardaki inancını tahkik ve kuvvetlendirme, bu konuların doğruluğuna ait delil gösterme ihtiyacını duyar. Karşısındakinin düşüncesine etki etmek üzere harcadığı çabanın uzantısı olarak dinî konularda akıl yürütür. Tartışma yolu ile geliştirilen bu ihtiyaç içselleşir; kişi tıpkı kendi kendisiyle konuştuğu gibi kendi kendisiyle tartışır ve inançlarının doğruluğunu kendi kendine ispata çalışır.
Ancak birey bu tartışma sırasında kendi dininin kabul edilebilir olmayan yönlerini öğrenme fırsatı bulur. Ayrıca tartışmaya giriştiği kişinin fikrinden etkilenebilir. Bu durum, onun yeni dine karşı tutumunun değişmesine, yeni dine ilgi duymasına ve onu araştırmasına neden olabilir. Böylece birey araştırması sırasında, yeni dinin akla daha uygun, daha tatmin edici, bağlı olduğu dinden daha üstün esaslar içerdiğini görürse, bu dine karşı duyduğu direnç gittikçe azalarak üstün gördüğü dine girer.
Fakat şu da bir gerçektir ki kişi, az kavrayabildiği veya tartışılması çatışma yaratacak nitelikteki yahut kendisini doyuracak ispatı yapamadığı inançlarının çoğunu derine, yani bilinçaltına iter. Onları açığa vurmadan, üzerlerinde fazla düşünmeden, onlarla ilgili tartışmaya pek girmez ve günah kavramıyla bunu kendi kendine açıklamaya çalışır. Ancak bu tip inançlar, kişinin hayatını gizlice ve için için etkileme gücüne her zaman sahiptir.
2. Diğer dinleri araştırma: Birey, zihinsel tatmin arama, araştırmaya meraklı olma, ya da mesleğinin araştırıcılık olması (Bilimsel araştırma kurumlarında görevli olması, din görevlisi olarak dinî propaganda yaparken başka dinlerle karşılaşması) gibi nedenlerle diğer dinleri araştırabilir.
Kültürünü artırmak, çeşitli dinlerin inanç esaslarını öğrenmek, bilimsel bir araştırma veya dinî bir propaganda yapmak amacıyla dinleri araştıran bir kimse, bu araştırması sırasında karşılaşacağı bir dinden, onun bazı esaslarından etkilenebilir. Edindiği bilgiler kendi dinî inancına karşı kuşku oluşturabilir. Böylece bulunduğu dinin esaslarını yeniden inceleme gereği duyar ve iki din arasında karşılaştırma yapar. Karşılaştırma sonucu, yeni dinin daha mükemmel ve üstün bir dünya görüşüne sahip olduğunu görmesi ve ona duyduğu hayranlık zamanla din değiştirmesine neden olabilir.


Duygusal Güdüler
Yoğun duygusal yaşantılar bireyin zihin dünyasında, hayata bakışında ve din anlayışında önemli değişmeler meydana getirebilmektedir. Bu tür tecrübeler, bireyi dinî değişime yöneltici bir etkiye her zaman sahiptir. Bunları iki gruba ayırabiliriz:

Travmatik, Gerilimli Olaylar Yaşama
Bireyin travmatik olaylar ve stresli durumlar yaşaması, örneğin çok önem verdiği bir yakınının ölümü, boşanma gibi olaylar, iç sıkıntısına ve duygusal karmaşaya neden olabilmekte ve bu da dinî değişimi tetikleyici bir etki meydana getirmektedir. Loflang ve Stark gibi bazı psikologlar, aşırı bir gerilim ve sıkıntının, dinî değişim öncesinin gerekli şartı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bazı yazarlar da dinî değişimden önce bireyin yaşadığı en önemli beş problemi şöyle belirtmişlerdir:
1. Ruhsal problemler: Anlamsızlık, hedefsizlik, güçsüzlük ya da kendini küçük görme.
2. İletişim problemleri: Evlilik, aile içi ilişkiler ve çocuk yetiştirmedeki sıkıntılar.
3. Kişilik ve karaktere bağlı problemler: Alkol ve uyuşturucu kullanımı. Benmerkezci tutumlar.
4. Ekonomik problemler: İşsizlik, işinden memnun olmama ve eğitim sorunları.
5. Fiziksel problemler: Sinirlilik, kronik hastalıklar. (Köse, 2008, 124-125).
Bu problemlerin kuşkusuz bireyin duygu dünyasını da düşünce ve değerlendirmelerini, hayata bakışını da ve diğer davranışlarını da etkileyeceği
bir gerçektir. Dolayısıyla bu problemler bireyi dinî bir değişime götürebilmektedir. Ancak özellikle din değiştirmenin oluşması ve kararın verilmesinde duygusal unsurları destekleyen entellektüel unsurların da etkili olduğunu araştırmalar göstermektedir.


Suçluluk ve Günahkârlık Duygusu
Suçluluk ve günahkârlık duygusu bireyi dinî değişime götüren önemli güdü¬lerden biridir. Özellikle dince büyük günah sayılan tutum ve davranışlarda bulunan bazı kişiler günahkârlık ve suçluluk duygusu duyabilmektedir. Bu duygu bireyin inancına ve kişilik yapısına göre oluşmakta ve onda rahatsızlık meydana getirmektedir. Bu rahatsızlık onu kamçılamakta ve çoğunlukla tövbe ederek dine dönüşe yöneltmektedir. Ancak bazen dinden tamamen uzaklaşmaya ve isyana da götürebilmektedir.
Özellikle ergenlik döneminde günahkârlık ve suçluluk duygusunun diğer dönemlere göre daha yoğun olarak yaşandığını araştırmalar göstermektedir. Günümüzde bilhassa basın yayın organlarındaki cinsel duyguları tahrik edici görüntü ve resimler bir taraftan ilgi ve arzu uyandırmakta, diğer taraftan dince yasaklandığından dolayı gençte çatışmalara neden olmaktadır. Bunlara karşı duyduğu eğilimler sonunda onda günahkârlık ve suçluluk duygusu oluşturabilmektedir.
Din değiştirme olgularının birçoğunda da dinî değişim öncesinde suçluluk ve günahkârlık duygusunun yaşandığı dile getirilmektedir. Ancak bir insanın kendi günahkârlığının bilincine varması ve bu durumdan rahatsız olup pişmanlık duyması değişmeyi sağlayan tek belirleyici faktör değildir. Edinilen yeni bilgiler ve diğer etkenler de bu konuda yönlendirici bir rol oynarlar.


Sosyo-Kültürel Güdüler

Dinî değişim/din değiştirme sürecini hazırlayan ve bu kararın verilmesinde etkili olan çeşitli sosyo-kültürel güdüler vardır. Bilindiği gibi kişi, sosyal çevre adı verilen bir ortam içinde yaşar. Bu çevre kişinin hareket ve davranışlarını kontrol eder, onlara adeta bir sınır çizer. Psikolojik inceleme¬lerin verilerine göre, insan davranışları üzerinde toplumun ve kültürün rolü açıkça bilinmektedir. Bireyin davranışlarının belirmesine, hatta biyolojik özelliklerinin bile şekillenmesine belli oranda etkide bulunan etmen çevre faktörüdür. Sosyo-kültürel etkilerin hepsi toplumdan, çevreden gelmektedir.
Bir din değiştirme olayı tek nedene bağlı olarak açıklanamaz. Hatta din değiştirme konusunu araştıranların önemli bir kısmı çocukluk dönemine kadar gidilmesi gerektiği üzerinde dururlar. Dolayısıyla bireyin geçmiş yaşamının bütün davranışlarda olduğu gibi din değiştirmede de etkili olacağı, çocukluk döneminden itibaren gerek aile içinde gerekse aile dışında ona gösterilen tutumların, maruz kaldığı muamelelerin de önemli olduğu göz ardı edilmeme¬lidir. Çocuk, anne baba ilişkisi, ailenin parçalanması, dağılması, anne baba yoksunluğu, arkadaş çevresinin dini inanç ve tutumları dini değişimde derece derece rol oynar. 
Bireyi din değiştirmeye kadar götüren sosyo-kültürel güdülerin önemlileri şunlardır:
Başka Dine Bağlı Kişilerin Olumlu Davranışları
İnsanlar birbirlerinin tutum ve davranışlarından oldukça etkilenirler. Güleryüzlü, kibar, ılımlı bir yaklaşımla, asık suratlı, kaba bir yaklaşımın etkileri çok farklı olur. Adaletli, sevecen bir tutum insanları kendine çeker, haksızlık ve ilgisizlik ise onları uzaklaştırır, iter. Özellikle bu haksız ve itici davranışlar bireyin kendi dinine mensup kişilerden geliyor, başka dine bağlı insanlardan yardım ve iyilik görüyorsa bu durum onu daha da çok etkiler. İnancını sarsar. Onu yardımını gördüğü kişilerin dinine doğru iter. Kendi dinine bağlı kişilerin haksızlıklarının olumsuz etkisi ile bulunduğu dinden uzaklaşan birey, diğer dine bağlı kişilerin olumlu etkileri ile inanç değişimi yaşar ve bu dine yönelir.
T. W. Arnold’un “İntişar-ı İslam Tarihi” adlı eserinde kaydettiği şu tarihsel olay bunun en güzel örneğidir:
“Haçlılar, Küçükasya (Anadolu) yolu ile Kudüs’e varmağa çalıştıkları sırada Frigya dağlarının geçitlerinde Türkler tarafından acı bir yenilgiye uğratıldılar. Fakat buna rağmen büyük zorluklara katlana¬rak Antalya sahillerine gidebildiler ve orada Rum tüccarlarının istedikleri yüksek ücretleri verebilenler Antalya sahiline geçebildiler. Halbuki hastalar ve yaralılar ile bir sürü hacı, hain müttefikleri Rumların merhametine ihtiyaçları olduğunu arz eder bir şekilde geri kalmaya mecbur oldular. Bunlardan üç veya dört bin kişilik bir kafile, ümitsizlik içinde kurtulmaya uğraştıkları sırada Türkler tarafından etrafları sarılıp büyük bir bozguna uğratılmıştı. Türkler bu zaferlerinden sonra karargâhı tazyike başladılar. Eğer Müslüman Türklerin kalplerine, o sefaleti ve felâketi görerek bir acıma duygusu gelmemiş olsaydı, geri kalan haçlı kafilesinin durumu çok feci olurdu. Türkler, bu biçarelerin yaralarına baktılar, fakirlerini cömertlikle beslediler ve sıkıntıdan kurtardılar. Hatta bazı Müslümanlar, Rumların tehdit ve hile ile Hıristiyan hacılardan koparmış oldukları Fransız paralarını satın alarak ihtiyacı olan hacılara verdiler.
Aynı dinden olmayanların bu koruyucu muameleleri ile dindaşları olan ve kendilerini ağır işlerde kullanan, döven, dolandıran Rumların hareketleri, haçlı hacıları arasında öyle bir karşılaştırma vesilesi oldu ki, bunlardan pek çoğu kendi istekleri ile kendilerini kurtaran Müslümanların dinini kabul ettiler.”
Bundan başka ayrıca, bireye yeni dine karşı duyduğu ilgi ve eğilimler sırasında yapılan iyi davranış ve muameleler, onun din değiştirme kararını vermesine yardım eden ve bu kararı çabuklaştıran önemli bir güdüdür.


Başka Dine Bağlı Bir Kimse İle Evlenme
Başka dine bağlı bir kimse ile evlenme sonucu din değiştiren birey, ya evlenirken ya da evlendikten sonra din değiştirmektedir. Bu şekildeki din değiştirmelerde şu güdüler etkili olmaktadır:
1. Evlenilen kişiye karşı duyulan sevginin, inanılan dinî değerlerden daha üstün gelmesi: Birbirleri ile evlenmek isteyen eşlerden biri diğerine, evlenebilmeleri için kendi dinine dönmesinin gerektiğini söyleyebilir. Böyle bir durumla karşılaşan kişi, ya bulunduğu dini terk ederek evlenecek olduğu kişinin dinine dönecek ya da o kişi ile evlenemeyecektir. Bu durumda eğer bireyin, evleneceği kişiye karşı duyduğu sevgi ve evlenme ile amaçladığı değerler, inanmakta olduğu dinî değerlerden daha üstün gelirse, bulunduğu dini bırakarak eşinin dinine döner. Böylece sadece evlenmek istediği kişiyi memnun etmek için din değiştirmiş olur.
Ancak şunu da hatırlatmak gerekir ki birey daha önce, evlenecek olduğu kişinin bulunduğu dine ilgi duymuş, eğilim göstermiş, fakat din değiştirme kararını verememiş olabilir. İlgi duyduğu dine bağlı bir kimse ile evlenmesi, kararsızlık engelini aşmasına ve din değiştirmesine neden olabilir.
2. Din değiştirdiği takdirde, kendini yeni akrabalarına daha çok sevdirebileceği düşüncesi: Kişiler ihtiyaçlarından fazla emniyete sahip olmak isterler. Başkaları ile iyi geçinme yollarını öğrenmeyi, dost kazanma ve insanlar üzerinde etki yapmasını isterler. Ayrıca sosyal bir ortamda, sadece kabul edilmiş olmaktan ziyade yüksek bir saygınlık isterler. Bu duygularla birey, evlendikten sonra yeni bir çevresi olacağını, din değiştirirse, yakınları ve çevresindeki kişilerle daha iyi ilişkilerde bulunabileceğini, saygınlığının artacağını, kendisini onlara daha çok sevdirebileceğini ve daha garantili bir sosyal emniyete kavuşabileceğini düşünerek din değiştirebilmektedir.
Ancak bireyin önceki dinî inancı bilinçaltına iyice yerleşmiş, kök salmış ise, din değiştirdikten sonra, din değiştirmeye karşı olan direnişler tekrar bilinç alanına çıkacak ve bireyde büyük bir gerginlik ve huzursuzluk belirecektir. Eğer birey, bilinç alanına çıkan dönme eğilimlerini bastıramaz, bilinç dışına itemez ise, gerginliği yok etmek ve huzura kavuşmak için tekrar önceki dinine dönecektir. Buna göre, din değiştirmeye karşı olan direnişlerin, din değiştirdikten sonra da yine bir araya gelip örgütleşeceğini ve kişiliğin yeniden bir bütün olarak şekillenmediği sürece, çatışmanın tekrar başlayacağını ifade etmek mümkündür.
Bu tür bir psikolojik güdünün etkisiyle din değiştirmiş bir kişinin açıklamaları şöyledir:
“Önceden Müslümandım. Annem, babam da Müslümandırlar. Eşim Ermeni ve Hıristiyandır. Eşimin anneannesi koyu bir Hıristiyandı. Evlenebilmemiz için Hıristiyan olmamı şart koşmuştu. Eşimle birbirimizi çok seviyorduk. Heyecanlı olduğum sıralardı. Bunun da etkisinde kalarak ve arada huzursuzluk olmaması için Hıristiyan olmuş, resmen Hıristiyanlığı kabul etmiştim. Fakat annemin, babamın ve kendi ailemin bu durumdan haberleri yoktu ve hala da yoktur.
Ancak Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra kendi kendime vicdan azabı duymaya başladım. Bir ara bunalım bile geçirdim. Bu durum rüyalarıma giriyordu. Bu şekilde beyimin anneannesi ölünceye kadar devam etti. (Aşağı-yukarı dokuz sene.) O öldükten sonra tekrar İslâmiyet’e döndüm. Şimdi çok huzurluyum.”
3. Eşi ile dinî konularda tartışma sonucu onun dinini daha uygun bulma: İki ayrı dine bağlı kişilerin evlenmesinden sonra, eşler birbirlerinin dinine karşı ilgi duyabilirler. Ancak birey, nasıl her şeyi aynı derecede idrak etmezse, her şeye de aynı ilgiyi göstermez. Kişinin değişik inançlara ilgi duyması için onların, kendi ihtiyaç ve isteklerinin tatmini yararına bir değer taşıması gerekir. Bireyin ihtiyaçlarını ve ilgi etkinliğini, o ana kadar kazandığı tutumları, eğilimleri, inançları, fikirleri ve kanaatleri belirler.
İşte eşler, bu özelliklerin etkinliği oranında birbirlerinin dinine ilgi duyar ve zamanla dinî konularda tartışabilirler. Tartışma onlarda, bilinçaltında gizledikleri ve doyuracak ispatı yapamadıkları inançlarının bilinç alanına çıkmasını ve gerginlik yaratmasını sağlar. Böylece ortaya çıkan gerginlikten kurtulmak için, ya gerginlik doğuran konuları bilinçaltına iterek (repression) inanmakta oldukları dini olduğu gibi kabul ederler ya da eşlerden biri, zamanla diğerinin dinine döner.
Bu güdüyle ilgili örnek bir din değiştirme olayı şöyledir:
“Eşim Türk ve Müslümandır. Onunla tanıştıktan sonra bana zaman zaman İslâmiyeti, İslâmın esaslarını anlatırdı. Hıristiyanlığı az çok biliyordum. Ara sıra ailemle beraber kiliseye gider, orada vaaz dinlerdik. Protestan ‘dım, Katolikler gibi sık sık kiliseye gitmezdik.
Hıristiyanlıkta, Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğu inancı vardır ve ben de buna inanıyordum. Üzerinde hiç düşünmemiştim. Kesin bir inançla buna inanıyor ve Hz. İsa’yı çok seviyordum. Eşimle konuşurken bana, Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olamayacağını, Allah’ın oğula ihtiyacı olmadığını, İsa’nın ancak bir peygamber olduğunu anlatırdı. Ayrıca, İslâmiyeti araştırmamı, onun en son gerçek bir din olduğunu söylerdi.
Daha sonra bende de aynı inanç belirmeye başladı. İslâmiyeti bizzat kendim öğrenebilmek için almanca Kur’an tercümesini ve daha başka kitaplar okudum. Eşimle evlendikten sonra da araştırmalarım devam etti. Hz. İsa’nın bir peygamber olduğunu, en son peygamberin ise Hz. Muhammed olduğunu öğrendim. Artık İslâm’ın şartlarını tatbike başlamıştım. Oruç tutuyor, ara sıra namaz da kılıyordum. Eşim beni hiç bir zaman Müslüman olmaya zorlamadı. Evlendiğimizden 25 yıl sonra resmen İslâmiyeti kabul ettim. Zaten Çoktan Müslüman olmuştum. Böylece resmen de Müslüman oldum.
Hıristiyanlığa ait öğrendiğim inanç ve esaslarla ilgili hiç bir zaman şüphe duymadım. Ancak eşimin anlattıklarını düşününce, Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olamayacağı, Allah’ın her hangi bir oğula ihtiyacı olmadığı konusunda içime şüphe düştü.
Peygamberler arasında hiç bir farklılık görmemesi, Hz. İsa’yı da peygamber olarak kabul etmesi, İslâmiyete en fazla yakınlık duymama neden oldu.”
İçinde Bulunduğu Başka Dine Bağlı Kişilerden Oluşan Bir Gruptan Etkilenme
Birey küçük yaştan itibaren başka dine bağlı kişilerin oluşturduğu bir
toplumda yetişmiş, büyümüş ve arkadaşları, çevresindeki kişiler farklı dine 
mensupsa psikolojik olarak onlardan, onların inancından, tutum ve davranışlarından etkilenebilmektedir. Bu etkinin şu noktalarda olduğu görülmektedir:
1. Toplumun kültürünü, gelenek ve göreneklerini benimseme:
Arkadaşlarının çoğunluğu başka dine bağlı kişilerden oluşan birey, zamanla onlardan etkilenebilir, toplumun kültürünü, örf ve adetlerini benimseyebilir. Benimsediği bu örf, âdet ve iyi davranışlar, çoğunlukla toplumun inancından doğduğu için, toplumun dinine karşı ilgi ve hayranlık duymaya başlar ve bu duygu gittikçe gelişerek bilinçaltına yerleşir. Böylece bireyde, takdir ettiği bu dine girme istek ve eğilimleri belirir. Bu istek ve eğilimlerin gittikçe kuvvetlenmesiyle veya karşısına çıkacağı bir şahsın etkisiyle din değiştirmeye karşı olan direnişler yok edilir ve birey din değiştirerek toplumun dinine döner.
Ünlü şairimiz Tevfik Fikret’in oğlu Haluk’un din değiştirip Hıristiyan olmasında bu faktör son derece açıktır. Babası tarafından küçük yaşlardan itibaren Hırıistiyan azınlık cemaat okullarında yetişmek üzere yönlendirilmiş olan Haluk’un burada kendi ana babasının dininden farklı bir dinî ortamda ve misyoner papaz öğretmenlerin elinde, Hıristiyan gelenek ve görenekleri ile kimliği şekillenmiştir. Önce İskoçya sonra Amerika’da, benzer bir dinî ortamda eğitimini tamamlayıp, İstanbul’da Robert Kolej’de çalışmaya başladığı yıllarda da dinini resmen değiştirerek Hıristiyanlığı seçer.
Kuşkusuz içinde bulunduğu toplumdan, hatta din adamlarının yanlış tutum ve davranışlarından olumsuz şekilde etkilenerek bulunduğu dinden uzaklaşan ve dinî değişim gösteren kişiler de vardır. Bu nedenle toplumsal etki iki yönlü de (olumlu da olumsuz da) olabilir.
Halük’un din değiştirme sürecini inceleyiniz ve bu örnekte başka hangi güdülerin etkili olduğunu belirtiniz.
2. Çevresindeki kişilerce saygı görme, takdir edilme arzusu: Bir
kimsenin arkadaşları tarafından beğenilme arzusu oldukça kuvvetli bir motivdir. Birey her şeyden önce, çevresindeki kişilerce saygı görme, takdir edilme arzusu duyar. Değişik dinden olması nedeniyle kendisinin ayıplanacağını, hor görüleceğini düşünebilir. Dinî yönden duyduğu eksiklik, çevresindekilere karşı aşağılık duygusuna kapılmasına neden olur.
Aşağılık duygusu kişiye çok ağır ve acı gelen, hoşa gitmeyen bir ruh hali olduğundan ve bu duyguya sahip olan kimseler, kendilerini diğer insanlar yanında küçük gördüklerinden, birey aşağılık duygusundan kurtulmak, çevresindeki kişilerce sevilip saygı görmek, onların beğenisini kazanmak isteği ile din değiştirir ve bulunduğu toplumun dinini kabul eder.


Ekonomik Mahrumiyet

Ekonomik mahrumiyet kimi insanlar için dinî değişim nedenlerindendir. Bu değişim olumlu yönde de olumsuz yönde de olabilir. Yani dine bağlılıkla da dinden uzaklaşmakla da sonuçlanabilir. Ekonomik ya da başka mahrumiyet ve çaresizlik içinde bulunanlardan bazıları bu mahrumiyetlerini telafi etmek amacıyla yeni bir gruba ya da yeni bir dine girebilmektedir. Burada
ekonomik, psikolojik, sosyal destek de söz konusu olabilmektedir. Bunlar kendilerini güven içinde hissedebilecekleri bir yer ararlar.
Ülkemizde din değiştirerek Hiristiyan olan gençlerimizi etkileyen faktörlerle ilgili ayrıntılı bilgi için Hayati Hökelekli’nin Çocuk, Genç, Aile Psikolojisi ve Din adlı kitabının “Din Değiştiren Gençlerimiz: Hiristiyan Olan Gençler ve Psiko- sosyal Etkenler Üzerine Bir Araştırma” bölümünü okuyunuz.

Türkiye’deki İslam’dan Hiristiyanlığa dönenler üzerinde yapılan araştırmalar ekonomik ve duygusal faktörlerin daha çok etkili olduğunu göstermektedir. Maddi çıkar sağlama önemli bir etken olarak belirmektedir. Misyonerler tarafından özellikle genç sempatizanları etkilemek amacıyla sevgi, dostluk, ilgi, kabul görme, günah-kurtuluş, mükâfat-ceza gibi duygu ağırlıklı söylemler, ekonomik yardım ve destekler önemli oranda kullanılmaktadır.
Maddi çıkar elde etmek amacıyla din değiştirmiş olanlar, şeklen din değiştirmiş olmakta, gerçekte önceki dinine inanmakta ya da zayıf bir dini inanca sahip bulunmaktadır. Buradaki değişimin temelinde servet ihtiyacının doyumu yatmaktadır.
Ülkemizde İslam’dan çıkarak Hiristiyanlığa giren gençlerin din değiştirme süreçlerini araştırınız. Maddi çıkar elde etmenin önemli olduğu görülüyorsa da sizce asıl etken hangisidir? Üzerinde düşünerek belirlemeye çalışınız.