53.ANA BABA İMAJLARI VE TANRI TASAVVURU

Aile, toplumla ilgili en küçük sosyal birim, çocuğun katıldığı ilk ve en önemli kurumdur. İlişki, aileyi tanımlayan en güçlü kavramdır ve psikolojik ilişkiler bu kurumun temel özelliklerinden biridir. Bebeğin ilk karşılaştığı kişi annesidir ve bu karşılaşma onun din de dâhil bütün değerlerini biçimlendirir. Çocuk, dış dünyayı anne ve babasıyla tanır ve anlamlandırır. Bütün ilişkilerindeki ilk modelleri yine anne ve babasıdır.
Pek çok toplumda anne figürü, sevgi, şefkat ve güveni temsil eder. Toplumumuzda da anne hiç tartışmasız bu niteliklerle özdeşleştirilmiştir. Anneye atfedilen diğer nitelikler her zaman bunlardan sonra gelir. Sevgi ve güven, annenin bütün öteki niteliklerini besleyen birincil faktörlerdir ve onun tutum ve davranışları bu faktörlerle birlikte düşünülür. Bu yüzden, annenin bu temel nitelikleri ilk günden itibaren bireyin zihinsel ve duygusal oluşumunu belirlemede de anahtar rol oynar.
Baba ise, toplumumuzda, ailenin reisi ve ailenin başıdır. Kutsal bir müessese olan aile, her şeyden önce bir “baba ocağı”dır. Ailenin statüsünü toplumda genellikle baba temsil eder. Eş ve çocuklar babanın statüsünü yansıtırlar. Babanın statüsünün değeri, çocuğun veya diğer aile üyelerinin aynı statüde değerlendirilmesine neden olur. Güç, otorite ve kontrol babanın elindedir. Ailenin ve toplumun başat değerlerini baba temsil eder ve bu nedenle genellikle baba taklit edilir; onun yolundan ve izinden gidilir. Hatta devlet bile, babadır.

Anne ve babayı belirleyen şey, öncelikle onların bireysel kişilikleri değil, aile yapılanması içerisindeki farklılaşmış durumlarıdır. Yeni doğanlar karşılıklı ilişkileri belirler ve ana-baba figürlerine ilişkisel işlevlerinin anlamını sağlar. Bu figürler birtakım sembolik gerçeklerdir. Bu yüzden annenin sosyal statüsünün değişmesi veya babanın, annenin işlerini devralması, ne anne ve ne de baba figürlerinin anlamını değiştirmemektedir. Çocuğun bakış açısından anne ve baba, sosyal rollerinden bağımsız olarak bir anlam kazanmaktadır (Vergote, 1999). 
tasavvuruna aktarımı sözkonusu olan Çocuğun tasavvurlarının oluşumuna kaynaklık eden anne ve baba, onun ilk Tanrı tasavvurlarının da en derin ve en önemli kaynağıdır. Her ihtiyacı olduğunda annesini yanında bulması, çocukta temel güven duygusu geliştirir Dinin ve Tanrı tasavvurunun kökleri bu duyguda gizlidir. Tanrı tasavvuru, bu dönem boyunca anneyle yaşanan ilişkinin bütün niteliklerini taşır. Bu, belki de çoğu insanın niçin Tanrı’ya gerçek bir güven duyduğunu ve önemli imtihan ve sıkıntı anlarında ondan yardım dilediğini açıklayabilir. Temel güven duygusu, sağlıklı gelişim için gereklidir ve daha sonraki bütün dinî/manevî deneyimler için destek sağlar.

Anne ve baba imajlarında, Tanrı nitelikler daha çok hangileridir?
Din Psikolojisi alanında Tanrı tasavvuruyla alakalı olarak gerçekleştirilen Batılı araştırmaların pek çoğu, bu tasavvurun altyapısını ana baba imajlarının oluşturduğunu varsayan Freudyen kuramlarla bağlantılıdır. Dinle ilgili yorumunu baba fikri üzerine yoğunlaştırmış olan Freud (1997, 1999), bütün insanların erken çocukluk tasavvurlarını, hayatın belirsizlikleri karşısında var oluşsal çaresizlik duygusunun bir hafifletilmesi olarak evrensel Tanrı tasavvurları içerisinde yansıtmış olduklarına inanmış; Tanrı inancının bir “evrensel saplantısal nevroz”, Tanrı’nın da basitçe “yüceltilmiş bir baba” yansıtması olduğunu varsaymıştır.
Yansıtma hipotezi, psikolojide, Tanrı tasavvurlarının araştırılması konusundaki temel fikirlerden biri haline gelmiş, Batı’da bu hipoteze dayalı olarak gerçekleştirilen araştırmaların sonuçları, çocukların Tanrı’yı genelde insani özellikler taşıyan bir erkek olarak tasavvur ettiklerini göstermiştir. (Beit-Hallahmi ve Argyle, 1975). Buna karşılık, Müslüman çocukların Allah tasavvurları, insanbiçimli (antropomorfik) özelliklerden çok onun temel sıfatlarıyla ilişkilidir (Yavuz, 1983; Yıldız, 2007). Ancak Allah tasavvurunun oluşum ve gelişiminin belki de dünyanın her yerindeki çocuklar için ailesi ve ailevî yaşantısıyla bağlantılı olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Çocukların üst-benliği, deneyim ve fantezilerine dayanarak kurdukları çeşitli kişilere karşılık gelir. Üst-benlik, ana babanın otoriter, yargılayıcı, eleştiren ve cezalandıran taraflarını deneyimlememizle oluşur. Dolayısıyla bu durum, ebeveynlerin içe yansıtıldığı dönemlerde oluşan üst-benlikte içselleştirilen anne baba imajlarının Allah’ın vasıflarına benzemesi anlamını içerebilir.

Freud’un din ve Tanrı ile ilgili görüşlerini inceleyen ve bunların savunulamaz olanlarını reddeden Rizzuto, Tanrı tasavvuru alanında önemli ve kabul edilebilir tezler ileri sürmüştür. Ona göre, Tanrı tasavvurunun oluşumunda ana baba imajları başat rol oynar, çünkü çocuğun ilişki kurduğu ilk insanlar annesi ve babasıdır, zira Tanrı görülmezdir. Dolayısıyla Tanrı’dan bahsedilerek büyütülen çocuğun duygularının tümü, Tanrı’nın güçlü, saygın, her şeyi yöneten ve her yerde olduğu şeklindedir. Çocuk, edindiği deneyimlerin neticesi olarak bu niteliklere sahip sadece iki insan tanır: annesi ve babası. Bu nedenle çocuğun Tanrı tasavvuru, uygun anda en önemli ebeveyn imajını kullanır ve malzemenin tümünü veya çoğunu resmeder. Ancak birden fazla malzeme kaynağı mevcutsa, Tanrı tasavvuru daha zengin hale gelecektir.
Tanrı tasavvuru süreci yaratıcı bir süreçtir. Geçiş nesnesi, gözlenebilir özel bir nesneye bizzat uymaya zorlanmadığı için, çocuk, Tanrı tasavvuru sürecinde hayli özgürdür. Ana baba imajlarını Tanrı tasavvurunu oluşturmak için birkaç şekilde kullanabilir: Ya tasavvurlar arasında doğrudan devamlılık veya karşıtlık kurar ya da tasavvurların benzer ve karşıt niteliklerini birleştirir. Sonuçta kendi ruhsal gücüne katkıda bulunur. Arzular, savunmalar ve korkular, Tanrı tasavvurunun hamurunu biçimlendirir.

Rizzuto’ya göre, Tanrı tasavvurunun izlenebilir ilk bileşeni anne yüzüdür. Tanrı tasavvuru, çocuklukta sürekli olarak gelişir. Entelektüel olgunluk arttıkça ebeveynlerle ve dış dünyayla kurulan ilişkiler ve kazanılan deneyimler Tanrı hakkında düşünmek için bireye imkân verir ve onun Tanrı tasavvurunu dönüştürebilir. Bu değişim bir kaç şekilde gerçekleşebilir. Mesela, birey daha önce kurduğu ilişkileri yeni bir anlayış içerisinde değerlendirebilir. Bazı değişimler, Tanrı tasavvurunu şekillendirmek üzere kullandığı kişi ya da kişilerle ilişkisindeki güncel değişikliklerle (mesela ana babadan birinin ölümü) alakalı olabilir. Ayrıca dini öğretilere dair yeni bir anlayış, daha önceki Tanrı tasavvurunda bazı değişiklikler yapmasına katkıda bulunabilir. Bu dönüşüm, bireyin Tanrı ile ilgili duygusal yaşantısının ve ona bilinçli veya bilinçdışı bir şekilde atfettiği niteliklerin değişimine imkân tanıyan öznel bir değişikliktir. Tanrı tasavvuru oluşturma ve biçimlendirme süreci, devam eden, sona ermeyen bir süreçtir. Rizzuto, çoğu insanın nihaî Tanrı tasavvuruna karar verme fırsatının, kendi ölümlerini geciktirmeyi tasarladıklarında geldiğini belirtir. İnsanların oluşturdukları Tanrı tasavvuru dinamiktir. Tanrı tasavvuru gerçekte “yaşayan bir Tanrı’nın” canlı bir tasavvurudur (Rizzuto, 1974, 1979, 1980).

Ana baba imajlarının Tanrı tasavvuruna aracılık düzeyini belirlemek amacıyla gerçekleştirilen pek çok araştırma mevcuttur. Modern psikoloji, deneysel olarak, Tanrı tasavvuru ile anne babanın karakter özellikleri arasında olumlu bir ilişki bulunduğunu belirlemiştir. Araştırmalar, Tanrı tasavvurunun oluşumunda anne babayla ilk deneyimlerin önemini onaylamasına rağmen, birçok araştırma, babanın mı yoksa annenin mi, Tanrı tasavvuru üzerinde en fazla etkili olduğu konusunda çelişkili sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Bazıları anne imajının daha fazla etkili olduğunu savunmuş (Vergote, 1999); diğer bazıları ise daha fazla sevilen ebeveynin veya karşı cins ebeveynin Tanrı tasavvuru üzerinde daha güçlü etkisi bulunduğunu öne sürmüşlerdir. Bazen, tercih edilen bir ebeveyn bulunmadığında, ana baba imajı ile Tanrı tasavvuru arasında daha güçlü bir ilişki bulunmuş (Godin ve Hallez, 1965); bazen de anne ve babanın bileşik imajının, Tanrı tasavvuruna ana babadan birinin imajından daha çok benzediği ileri sürülmüştür (Birky ve Ball, 1988).

Psikolojik düşüncede, Tanrı kavramı ve Tanrı tasavvuru konusunda birçok psikoloji ekolünün ve kuramın etkisi bulunmaktadır. Bunlar Psikanaliz-den başlayarak, Nesne İlişkileri kuramı, Bağlanma kuramı, Yapısal-Gelişimsel kuramlar, Analitik Psikoloji, Bilişsel Psikoloji, Sosyal Psikoloji ve Kültürel Psikoloji olarak sıralanabilir.
Ülkemizde ise, anne baba imajları ile Allah tasavvurları arasındaki ilişki üzerine doğrudan değil, genellikle Allah’ın isimleri ve temel sıfatlarından hareketle birtakım araştırmalar gerçekleştirilmiş ve insanımızın Allah’ı daha çok hangi isim ve sıfatlarıyla tasavvur ettikleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Ancak bu araştırmalarda elde edilen sonuçlar dolaylı olarak bazı yorumlar yapmamıza imkân verebilmektedir. Mesela kadınlar, Allah’ın sevgi, şefkat, merhamet gibi daha çok anne imajını çağrıştıran isim ve sıfatlarını; buna karşılık erkekler, Allah’ın güç, kudret, otorite ve ceza gibi daha çok baba imajını çağrıştıran isim ve sıfatlarını tercih etmektedir (Kuşat, 2006; Mehmedoğlu, 2007). Diğer taraftan, anne ve baba imajlarının, Allah tasavvuru üzerindeki etkilerinin farklı olduğu; anne imajı nasıl olursa olsun genelde benzer etkilerde bulunduğu ve Allah tasavvurlarında farklılık oluşturmadığı; buna karşılık baba imajlarının farklı Allah tasavvurlarına yol açtıkları bulunmuştur (Mehmedoğlu, 2007).

Sonuç olarak, güven, sevgi ve otoritenin hayatın başlangıç dönemlerinde içselleştirilmesi, bireyin sonraki tutum ve davranışlarını ayarlayıp düzenlemesine yardım etmekte ve bu nitelikleri Allah ile ilişki de dâhil, diğer bütün ilişkilere aktarabilme yeteneği kazandırmaktadır. Anne ve babada somutlaşan sevgi, güven ve güç imajlarının Allah tasavvuru üzerindeki etkileri, doğrudan olmasa da aktarımın sembolik bir yansıması olarak düşünülebilir.