51.TANRI KAVRAMI VE TANRI TASAVVURU

Tanrı kavramı ve Tanrı tasavvuru, her ne kadar çok eskilere giden bir tarihe sahip iseler de, Psikoloji ve Din Psikolojisi alanındaki kullanımları oldukça yeni sayılabilir. Bu kavramları daha iyi anlayabilmek için öncelikle düşünme, kavram ve tasavvurun ne ifade ettiğini açıklamak gerekir.
 

Düşünme, nesne ve olayları temsil eden imajların, sembollerin, kavramların belli bir amaca yönelik olarak işletilmesi, idare edilmesi veya kendiliğinden gelişmesiyle tanımlanan, açık ve sembolik veya örtülü her türlü bilişsel etkinlik olarak tanımlanmaktadır. Bu etkinlikler arasında kavram oluşturma, akıl yürütme, tasavvur etme, tahayyül etme, sorun çözme, öğrenme, hatırlama, tasarlama ve benzerleri sayılabilmektedir. Düşüncenin ortaya çıkmasında, en başta kavramlardan yararlanılır. Düşünce kavramların birbirine anlamlı bir şekilde bağlanmasıdır Ancak düşünme, kavrama ve öğrenmeyi aşan üst seviyede psikolojik bir faaliyettir. 
Dinî kavramlar, bütün diğer kavramlar gibi doğrudan duyusal verilere dayanmazlar, tecrübe edilen diğer algı ve kavramlardan elde edilirler. Doğumdan sonraki ilk yıllarda din, hayatın içindedir, ama ayırt edilemez. Çocuğun, dünyaya ilişkin ilk duyusal tecrübesinde nesne ve insanlar ayrımlaşmamıştır, ancak daha sonra algı süreci devreye girer ve ilgili kavramları edinir. Dinî düşünce de, çeşitli tecrübelerin, önceki algıların ve hâlihazırda kazanılmış olan kavramların kutsal alana aktarılmasıyla gerçekleşir.

Tanrı kavramı da diğer dini kavramlar gibi aynı süreci izlemektedir. İnsan, Tanrı’yı, bildiği kavramlar aracılığıyla kavramlaştırabilir. Ancak bu kavramlaştırma benzetme yoluyla yapılabilmektedir. Allah’ın, kendisini hakikate uygun olarak, fakat insanların anlayabileceği tarzda tanıttığını ifade etmek mümkündür. Çünkü insan aklı sınırlı özellikleri nedeniyle her türlü işleminde soyutlama mekanizmasına başvurduğu için, Allah hakkında ancak benzetme (teşbih; temsil; kıyas) yoluyla, görüp bildiği varlıklara bakarak fikir sahibi olabilmektedir. İnsanla Tanrı arasında böyle bir benzetmeye (analoji) başvurulmadığı takdirde din, sahip olduğu önemli özelliklerinden birini kaybetmiş olur. Bu durumda Tanrı, kişilik atfedilen bir varlık olmaktan uzaklaşır. Bu bakımdan benzetme çoğu din ve inançlarda önemli bir rol oynamaktadır.
Tasavvur, “ruhsal güçler veya duyusal uyarılarla zihinde önceden oluşan herhangi bir nesnenin, olayın, fiilin ya da bir kavramın istekli olarak yeniden özel bir biçimde şekillenmesi, canlanması, anlam kazanması veya hatırlanmasıdır” (Yavuz, 1983, s. 159). Bu haliyle tasavvur öznel bir süreçtir ve bireysel tecrübeye dayalı olarak toplumsal bir bağlamda şekillenir. Ancak insan, herhangi bir obje hakkında sahip olduğu bilgiler çerçevesinde ve obje¬nin özellikleri doğrultusunda da zihninde onu canlandırmaya çalışır, onun imajını zihninde oluşturur. Yani insan, herhangi bir şeyi doğrudan doğruya görmeden, idrak etmeden de onunla ilgili bilgilerinden hareketle onu tasavvur edebilir.

Dinî tasavvur ise, dinî kavramların, dinî olayların ve nesnelerin zihinde canlandırılması, şekillendirilmesidir. Buna bağlı olarak Tanrı tasavvuru da, bireylerin küçük yaşlarından itibaren zekâ gelişimlerine, edinmiş oldukları bilgi ve yaşantılarına, yetişme ve düşünüş tarzlarına ve bağlı oldukları dinin inanç esaslarına göre Tanrı’yı zihinlerinde canlandırmaları, biçimlendirmeleri ve anlamlandırmaları olarak tanımlanabilir.

Dinî kavramları anlama, yorumlama ve tasavvur etme din dili ile gerçekleşmektedir. Din dilinin kapsamı çerçevesinde kullanılan ifadelerin çoğu, dolaylı veya dolaysız olarak Allah ile ilgilidir. İbadet anında yapılan dualar, tövbeler, temenniler, yakarışlar, hamd, şükür, öğüt niteliğinde dile getirilmiş ifadeler, kıssalar, kâinat ile ilgili açıklamalar, peygamber sözleri, dinî tecrübeler, dinî davranışlar ve ahlâk kuralları din dili çerçevesinde kullanılan bazı ifadelere örnektir. Bu ifadelerin bir kısmında dolaylı veya dolaysız olarak ‘Tanrı hakkında konuşulur.’ Tanrı’nın kendi varlığı hakkında konuşması sonucu ortaya çıkmış ‘kutsal metinler’de ise, Tanrı hakkında konuşan bizzat Tanrının kendisidir. Söz konusu metinleri öğrenmek, anlamak ve yorumlamak durumunda olan insan da Tanrı hakkında bir dil kullanmaktadır. 
Bireyin Tanrı tasavvurunu şekillendiren beş faktör bulunduğu öne sürülmüştür. Bu faktörler şunlardır: 1) Ana-baba ile ilişkiler. 2) Diğer önemli kişi ve gruplarla ilişkiler. 3) Kendilik kavramı veya öz-saygıya ilişkin duygular. 4) Tanrı konusundaki öğrenim ve Tanrı’nın insanlıkla ilişkisi. 5) Dini uygulama, dua, ibadet, kutsal metin okuma, dini tartışmalar ve kişinin kendi düşünceleri. (Grom 1981).

Psikolojik düşüncede, Tanrı kavramı (god concept) ile Tanrı tasavvuru (god image: god representation) arasında ayırım yapma yönünde güçlü bir eğilim bulunduğu görülmektedir. Tanrı kavramı, bilişsel veya teolojik Tanrı anlayışına göndermede bulunurken; Tanrı tasavvuru, bireyin Tanrı’yı duygusal olarak tecrübe etmesidir.
Tanrı tasavvuru konusundaki araştırmalarıyla tanınan Rizzuto (1979)’ya göre Tanrı tasavvuru ile Tanrı kavramı birbirinden farklıdır. Çünkü Tanrı kavramı, teologların düşüncelerine dayanır, varlığı veya yokluğu metafiziksel muhakeme yoluyla tartışılır. Fakat bu Tanrı insana tesir etmeyebilir. Filozof ve mistikler bunu herkesten daha iyi bilirler. Tanrı tasavvurunda ise, insanın duygusal olarak kabullendiği bir tasarım sözkonusudur. Tasavvur edilen Tanrı, daha önce çocukluktaki Tanrı tasavvurunun ayrıntılarını, bu tasavvurun daha sonraki ayrıntılarıyla bağlantılandıran birçok duygu, ta-savvur ve hatıra sağlar ve uyandırır.
Dinî gelenek, Tanrı’nın vasıflarından, onun insanlara karşı tavrından ve fiillerinden bahsederek, bir Tanrı tasavvuru da sunmaktadır. Dine bağlanarak inanan kişi, dinin kendisine sunduğu Tanrı tasavvurunu kabul etme niyetindedir. O halde Tanrı tasavvuru, büyük ölçüde dinî ilişkinin mahiyetini belirler. Bununla beraber, kendi dinlerinin Tanrı’sının tasvirini teşkil eden vasıfların bütünü içinde inanan kişiler; kendi psikolojilerinin, eğitimlerinin ve kültürel çevrelerinin onların hayatında bütünleştirme imkânı verdiği şeyi vurgularlar.( Vergote 1999).

Bu açıklamalara dayanarak, Tanrı kavramının, Tanrı kelimesine dair entelektüel içeriği yansıttığını; Tanrı tasavvurunun ise, duygusal tepkilerle yakından ilişkili bireysel tecrübelere işaret ettiğini ifade edebiliriz. Ancak Tanrı kavramı, Tanrı tasavvurunun oluşumunda çeşitli roller oynar. Bunlardan ilki, soyut mantıkî-matematiksel kavramlaştırma kapasitesi ortaya çıktığında, Tanrı hakkındaki yaygın dilin anlamını ayrıntılarıyla kavramak için bir yöntem sağlamasıdır. İkincisi ise, tasavvurlarımız bizi dehşete düşürdüğünde ya da mükellefiyetimizi aşan bir şey olduğunda düzenleyici olmasıdır (Lawrence, 1991).
Bu iki kavramın gelişimi, farklı psikolojik ve kişilerarası süreçler vasıtasıyla eş zamanlı bir şekilde meydana gelir. Bireyin Tanrı kavramı ve Tanrı tasavvuru anlamlı bir biçimde farklı olabilir. Tanrı kavramının gelişimi doğrudandır. Tanrı kavramı büyük oranda kişinin Tanrı hakkında ne düşündüğü ve ne öğrendiği sayesinde gelişir, bilişseldir. Tanrı kavramı bilinçli düşüncede daha başat bir faktördür. Tanrı olduğuna inanılan varlığa ilişkin duygusal tecrübe anlamındaki Tanrı tasavvurunun içeriği ise, öncelikle duygusal temellidir. Bu duygu, bilinçdışı bir süreç olarak genellikle Tanrı kavramından ayrımlaşmamış bir şekilde devam eder. İnsanlara Tanrı
hakkında herhangi bir soru yöneltildiğinde, Tanrı tasavvurlarından ziyade Tanrı kavramı çerçevesinde konuşurlar.
Tanrı tasavvuru ve Tanrı kavramı büyük oranda birbirlerini etkileyerek gelişirler. Çünkü bilişsel veya duygusal, bilinçli veya bilinçdışı süreçler birbiri üzerinde doğrudan veya dolaylı olarak etkide bulunur. Dolayısıyla bu yapıların değişik bağımsızlık düzeyleri olabileceği, ancak bunun asla tam bir ayrım olamayacağı söylenebilir.
Tanrı tasavvuru, Tanrı kelimesine dair duygusal tepkilerle yakından ilişkili bireysel tecrübelere işaret etmesi dolayısıyla psikolojide, düzenleyici ilke veya hayat-anlamı sistemi olarak da yorumlanmaktadır. Düzenleyici ilke, bilinçdışı dünya görüşlerini düzenleyen, dolayısıyla onların ilişkisel epistemolojilerini yapılandıran veya yorumlayan, insanın temel ilişki modelinin parçası olarak tanımlanmaktadır. Hayat-anlamı sistemi ise, hem biyolojimizi ve hem de değer ve tutumlarıyla birlikte psikolojimizi kapsayan bütün diğer ortak sistemlerin içsel uyumu demektir (Manock, 2003). Dolayısıyla Tanrı tasavvuru, sadece duygusal nitelikli bireysel bir tecrübe değil, kavramlar arasındaki ilişki bağını kuran, dünya görüşlerini yapılandıran, hayata dair anlamlar üreten ve bütün bunları tutarlı ve uyumlu bir halde düzenleyen daha üst bir yapılanmadır.

Psikolojide Tanrı tasavvurunun, genellikle çok sınırlı bir biçimde tanımlandığı görülmektedir. Bunun nedenlerinden biri Freud’un dine ve Tanrı’ya yönelik yaklaşımlarının olumsuz içeriklerle yüklü olması ve sonraki psikologların bu yaklaşımı aşma yönündeki çabalarının yetersizliğidir. Özellikle psikanalitik düşünürlerin çoğu bu konudaki düşüncelerini Freud’un yaklaşımıyla sınırlandırmış, Tanrı tasavvurunun farklı bakış açıları ve alternatif yaklaşımlar içerisinde ele alınmasından kaçınmıştır.
Tanrı, gözlenebilir ve algılanabilir bir nesne değildir. O’na benzeyen hiçbir şey yoktur (Şûrâ, 42/11). Bu nedenle, insanın Tanrı hakkındaki bilgisinin birincil kaynakları kutsal kitaplardır. İnsan kutsal kitaplardaki Tanrı bilgilerini, kendi donanımlarını ve toplumsal kalıpları kullanarak, bir Tanrı kavramına ulaşır. Bu bilişsel süreç, öznel yaşantılarla Tanrı tasavvurunu geliştirir. Böylece insanî ilgi, beklenti ve ihtiyaçlar Tanrı tasavvuruna aktarılır. Dolayısıyla bu, bizatihi Tanrı değil, insanın Tanrı’ya ilişkin olarak oluşturduğu bir tasavvurdur.