47.İNANÇ GELİŞİMİ-İnanç Psikolojisi

PAYLAŞ

İnanç gelişimi, insan gelişimi düşüncesiyle bağlantılı olan ve inancı, gelişim dönemleri içerisinde inceleme amacı taşıyan bütün girişimleri ifade etmek üzere oluşturulmuş özel bir kavramdır. Bunların genel adı ise dinî gelişimdir. İnancın hayat boyu gelişimiyle alakalı olarak birtakım kuramlar geliştirilmiştir. Bu kuramlar, “basamak”, “evre” ya da “aşama” kuramları olarak adlandırılmaktadır. İnancın gelişime dayalı yörüngesine ışık tutan bu kuramlar, Din Psikolojisi’ne, inanç gelişimini anlama ve değerlendirme konusunda önemli katkılarda bulunmaktadır.
İnanç gelişimi kuramları, daha önce mevcut olan genel gelişim kuramlarında çok az yer verilen veya hiç bahsedilmeyen, genelde din özelde ise inanç boyutunu ortaya çıkarma amacı taşımaktadırlar. Her insanın dinî serüveninin kendine özgü ve benzersiz olduğu gerçeğinden hareketle, inanç gelişimi kuramlarında, “inancın bütün hayat döngüsü boyunca genel bir gelişimsel yörüngesi var mıdır?” sorusunun cevabı aranmaktadır.
İnancın, hayat boyu gelişime dayalı olarak incelenmesi ile ilgili çalışmalar eski tarihli olmakla birlikte, geliştirilen kuramlar oldukça yeni ve çok çeşitlidir. Dolayısıyla bütün bu kuramları ele almak yerine, inanç gelişimi burada, teorik temelleri geniş ölçüde kendisinden önceki genel gelişim kuramlarına dayanan ancak inanç gelişimi konusunda başlangıç kabul edilen ve kendisinden sonraki kuramları da derinden etkileyen James J. Fowler’ın İnanç Gelişimi Kuramı çerçevesinde ele alınacaktır.
Aşağıda bir örneği yer alan inanç gelişim kuramları, teoloji ve din psikolojisi dışında, psikolojinin hangi alt dallarıyla irtibatlıdır?


İnanç Gelişimi Kuramı
Fowler’ın inanç gelişimi kuramı, bir yanıyla genel gelişim kuramlarına, diğer yanıyla da teolojiye dayanmaktadır. İnanç gelişimi kuramının temel teorik köklerinin Erikson ve Levinson’un piko-sosyal teorilerinin yanı sıra Piaget ve Kohlberg’in yapısal-bilişsel gelenekleri içerisinde bulunduğu bir gerçektir. Kuramın temel teolojik kökleri ise, Niebuhr ve Tillich’in görüşlerine dayanmaktadır. Dinler tarihçisi Smith’in de, din, inanç (faith) ve iman (belief) kavramları arasındaki farklılıkların belirgin bir şekilde birbirinden ayrılması fikri ile kuram üzerinde büyük etkisi vardır.
Fowler, çoğunlukla dinî geleneklere bağlı olarak tarif edilen ve içeriği kutsal metinlere göre belirlenen inanç kavramını, insanın temel dinamik güven tecrübesi olarak tanımlayıp yorumlar. Yani güven, dinî duygu ve düşüncenin temeli olarak kabul edilir. Fowler’a göre inanç ahde dayalı bir yapıdadır. Ahit, güven ve bağlılıktır. Dolayısıyla inanç sadece bireyde olup biten bir olgu değildir. O, başkalarına güven ve bağlılığı içermektedir. Başkalarına güven ve bağlılık, bizi aşkınlaştıran, bizi birbirimize bağlayan değer merkezlerine, güç imgelerine ve hikâyelere olan ortak güven ve bağlılığımız tarafından doğrulanır ve derinleştirilir. Sonuç olarak inanç, güven ve bağlılığımızı bir ya da birçok değer merkezine, güç imge ve gerçekliklerine odaklanmak suretiyle yorumlama ve bağlanmanın dinamik sürecidir. inanç, paylaşılan güven ve bağlılıklar içinde bizi ötekine, paylaşılan değerlere, anlam ve gücün aşkın çatısına bağlayan ve başkalarıyla ilişkilerimiz içerisinde şekillenen varoluşsal bir yönelimdir (Fowler, 2000).
Böylece inanç kavramı, kurumlaşmış dinleri aşar ve bireysel değer noktalarını, hayalleri, gerçek tecrübeleri ve insanın içinde kendisini dinî geleneklere, aileye, ulusa, güce, paraya, cinselliğe ve benzerlerine bağladığı ana hikâyeleri kapsar. Bu, bireyin hayatının anlaşılmasında uygun bir yol sunar. Bununla birlikte inanç (faith) kavramı, kendi bütünlüğü içinde, ilahi olanı da içine alacak şekilde daha geniş bir anlamda insanla alakalı hale gelir. Fowler burada, ilişki olarak inanç ve bilgi olarak inanç arasında bir ayırım yapmaktadır. İnanç doğumla birlikte ilişkilerden oluşur ve temel olarak hem kendi grubuna ve sosyal çevreye, hem de aşkın olana ilişkindir. Aynı zamanda inanç, dünyaya bakış ve dünyayı anlama ve anlamlandırma tarzıdır. Böylece inanç bütün kişiliği kapsamaktadır. Çünkü onun hem ahlakiliği ve sosyal farkındalığı, hem de ruhî kabiliyetleri, benlik tasarımı ve bilinemeyen katmanları inancı içine almaktadır. Burada inanç, insanî bir arzu ve talep haline gelir. Dindar veya dindar olmadan, Yahudi, Hıristiyan veya Müslüman olarak görünmeden önce hayatımızı nasıl düzenlediğimiz ve hayatımızı ne ile anlamlandırdığımız problemi ön planda gelmektedir. (Bucher, Oser, 1988; Fowler, 2000).
Fowler, “yapı” kavramını, bireyin algıladığı, çevresine uyguladığı bir eylem ve işlev olarak bulunan gözlemlenebilir düşünce biçimi olarak tanımlar. İnancın yapısı, birden çok bileşenin veya yeteneğin etkileşiminden oluşan karmaşık bir bütünlüktür. Bireyin düşüncelerini oluşturan işlevsel yapıların birbirine geçtiği, etkileşimsel ahenkli bir tarz bütünlüğü içinde devam ettiği sürecin adı ise “aşama” olarak isimlendirilir. Yani, her bir aşamada düşünsel yapılar birbiriyle organize bir şekilde dinamik bir bütünlük oluştururlar. İnancın içeriği, bireylerin değer verdiği, kendilerini adadığı, hizmet ettiği, yasaklarına uyduğu değer merkezleri ve güç imgelerinden meydana gelir. Başka bir ifadeyle, inancın içeriğini genellikle bir değer sisteminin varsayımları temsil etmektedir. İnanca dair yapılar, her bir aşamada, dinî veya felsefî sistemlere ait semboller, inançlar, ayinler(ritüeller) ve mitler tarafından şekillenir ve bilişsel işlevi organize ederek belli bir formata dönüştürür. İnanç ve dinî içeriklerle alakalı olarak akaide dayalı yapılara inanmayı gerektiren iman kavramları arasındaki fark ve dinleri aşan bir kuram ortaya koyma çabası, inanç gelişimi kuramında dinî içerikleri ikinci plana itmiştir. (Fowler, 2000; Mehmedoğlu ve Aygün, 2006; Ok, 2007)
İnanç, altı aşama olarak belirlenen süreçlerin her birinde, bir önceki ve bir sonraki aşamaya göre, farklı bir tarz oluşturarak, inanç aşamalarının boyutları olarak isimlendirilen bakış açılarından, kendine özgü bir yapılanma meydana getirir. inanç aşamalarının boyutlarını ise, mantık yürütme biçimi, bakış açısı edinme, ahlaki yargılama biçimi, sosyal farkındalık biçimi, otorite merkezi, dünyayı tutarlı görme biçimi ve sembole yüklenen işlevsellik oluşturmaktadır (Fowler, 2001). Ortaya çıkan altı aşama hiyerarşik bir ardardalık oluşturur, aşamalar arasında geçiş ancak bir önceki aşamanın tecrübe edilmesiyle mümkün olur. Geçiş, her şeyden önce insanın yaşı ve tecrübelerine bağlı olarak gerçekleşir. Her bir aşama arasındaki süre kişiden kişiye değişir, ancak yaş ve hayat tecrübesiyle doğrudan bağlantılıdır. Aşamalar arasındaki geçiş süresi 10 yıla kadar varabilir. Olgunluk bağlamında üst aşamaların özellikleri bir önceki aşamaya göre daha yeterli fakat daha değerli değildir (Fowler, Streib ve Keller, 2004).
Fowler, inancın, insan merkezli çok boyutlu bir yapı sergilediğini ortaya koymaya ve bu yapıyı tasvir etmeye çalışır. İnanç, hem bilinçli hem de bilinçsiz süreçleri kapsar, içinde gönül ve akıl dinamiğini birlikte barındırır. İnanç bir etkinliktir fakat bu geleneksel olarak temel inanç sistemlerine sahip olma ya da dini faaliyetlere katılma değil; inancın aktif, değişen, gelişen bir niteliğe sahip olduğu görüşünü ön plana çıkarır.


İnanç Aşamaları
Fowler’ın inanç aşamaları, anahatlarıyla şöyledir:
Aşama Öncesi Dönem veya Temel İnanç (yaklaşık 0-3/4 yaşlar)
Konuşma öncesi duygusal ilişkiler ile sınırlı bir aşama olması ve deneysel olarak araştırılmasının güçlüğüne rağmen bu dönemde daha sonradan inancın üzerine temelleneceği otonomi, güven, ümit ve cesaretin tohumları atılır. Güvensizlik tecrübesi, ilk sevgi ve şefkati veren insanlarla ilişki tecrübesi, inanç yoğunluğu olarak kabul edilir. Kendini beğenme veya yetersiz güvenden dolayı kendini soyutlama söz konusudur. Konuşma ve düşünme yeteneğinin ortaya çıkmaya başlamasıyla birlikte birinci aşamaya geçiş hızlanır. Dil ve törensel oyun içinde, sembollerin kullanımı başlar.

Aşama 1. Sezgisel-Yansıtıcı İnanç (yaklaşık 3/4-7/8 yaşlar)
Bu aşamada birey, çevresindeki insanların inançla ilgili hikâye ve eylemlerini pratik bir tarz içinde taklit eder. Bu bağlamda taklide dayalı bir inanç özelliği söz konusudur. İlk kez ölümün, cinselliğin ve diğer katı tabuların bilincine varılmaya başlanır. Birey, tasavvurlar vasıtasıyla kendinin, kutsalın yasaklarının ve ahlakın varlığının bilincine varır. Ölüm, cinsiyet ve çevrede gerçekleşen diğer olaylar sezgisel olarak algılanır. Ancak buradaki tehlike bu tasavvurların yıkıcı tabular ve katı ahlakî kurallar tarafından aşırı derecede etkilenmesidir.

Aşama 2. Öyküsel-Lafzî İnanç (yaklaşık 6/7-11/12 yaşlar)
Birey, mantıklı düşünme yeteneğinin gelişmeye başlamasıyla birlikte, dünyadaki işleyişi anlama çabasına girer. Kendi inanç toplumuna ait olmayı sembolize eden hikâye, inanç ve uygulamaları kendine mal eder. Artık hayal ile gerçek dünya arasında ayırım yapılabilir ve başkalarının bakış açıları ayırt edilebilir. Dinî inanç ve semboller tamamen gerçek olarak kabul edilir. Daha önceki farklı birçok olaydan meydana gelen tecrübe kavramı, anlam sağlamada bir düzen ve sıra oluşturan mantıklı bir yapılanma sağlar. Anlatılan hikâye, dram ve mitler tecrübeyi anlamada önemli araçlara dönüşür. 

Aşama 3. Yapay-Geleneksel İnanç (yaklaşık 11/12-17/18 yaşlar)
Birey, ergenlikle beraber, formel işlemler ve kişilik bunalımlarının ortaya çıkmasıyla, muhtemelen inancın üçüncü aşamasını göstermeye başlayacaktır. Tanrıyla daha çok kişisel ilişki ve biçimsel amelî düşünceyle ilgili soyut fikirlere bir güven söz konusudur. Birey kendisi ve diğerleri için farklı hikâ¬yelerin anlamlarını kurmaya ve kendi hayat hikâyesiyle diğerlerini ilişkilendirmeye başlar. Önemli insanların veya kendi akranlarının görüşleri içselleştirilip kişiselleştirilerek inanç ve değerler araştırılabilir. Bu inanç ve değerler, hiçbir şekilde eleştiriye tabi tutulmayacak şekilde algılanır. Öte yandan, birçok değerden sadece biri olduğunun farkında olmadığı kendi değerleri, bir ideoloji şeklini alır.

Aşama 4. Bireysel-Düşünceye Dayalı İnanç (yaklaşık 17/18 yaş ve
sonrası)
Bu dönemde birey, artık hayatını kurguladığı ve şekillendirdiği inanç ve değerleri sorgulamak, tecrübe etmek ve yeniden yapılandırmak zorundadır. Bu değer ve inançlar, artık düşünülmeden, irdelenmeden ve eleştiriye tabi tutulup sorgulanmaksızın kabul edilmeden daha çok, açık ve kesin bir şekilde bilinçli olarak seçilmiş ve eleştiri süzgecinden geçirilmiş bağlılıklar anlamına gelmektedir. Dıştaki otoriteden içteki otoriteye yönelen birey, eleştirel bir bakış açısından inanç ve değerlerini yeniden inşa ederek bilinçli bir “yönlendirici ego” ortaya koyar. “Özerk inanç” geliştirmeye başlar.

Aşama 5. Birleştirici İnanç (30 yaş sonrası)
Bu aşamadaki kişi, “zihindeki ve yaşantıdaki zıtlıkları bütünleştirmeye” çabalayarak çelişkileri birleştirmeye başlar. Birey, bir önceki basamak içinde gelişen inanç sınırlarını aşarak, gerçeğin hem çok boyutlu hem de kaynağı itibariyle birbiriyle uyumlu ve bağlantılı olduğuna dair bir yetenek geliştirir. Birbirine zıt olan kutuplar arasındaki uyuşmazlıkların giderilmesi ve uyumlu bir şekilde kabul edilmesi yolunda bir uğraşı içine girilir. Birey, kendine ve öteki geleneklere ait sembol, hikâye, mecaz, istiare ve mitleri yeniden de-ğerlendirir ve yapılandırır.

Aşama 6. Evrensel İnanç (belirli bir yaş yok, 30 yaş öncesi nadir)

Bu aşama, olgun inancın zirvesidir. Çok az insan inancın bu aşamasına çıkabilir. Bu aşamaya ulaşan birey, adalet ve sevgiyi etkinleştirip, baskı ve işkenceyi alt etmek için, hayatın anlamı ve Tanrı’nın gücü ile birleşme sürecini yaşar. İnancın bu noktasına ulaşan kişiler, toplumun huzuru için kurtarılmış bölgeler oluştururlar. Adalet ve sevgi toplumuna karşı olan insanlık dışı yapılarla mücadeleye eğilimli olan bu bireyler, toplum içinde sevgi ve adaleti yaşayan topluluk olarak hayat sürdürürler.
Evrensel İnanç aşamasında, olgunlaşıp kemale ermiş örnek modeller ortaya konulmaktadır. Ancak bu modeller, tartışmaya açık modellerdir. Zira bunlar, bir din veya kültür için modellik teşkil edebilirken, başka bir din ve kültür için olumsuz çağrışımlar içermektedir. Dolayısıyla deneysel araştırmalarda bu aşamaya genellikle yer verilmemektedir. 
İnanç gelişimi kuramı yapısal-gelişimsel psikolojiye dayanan temellerine uygun olarak deneysel açıdan test edilebilir bir inanç kavramı öne sürmektedir. Ancak bu kuramın teorik çerçevesinin teolojik temelleri de mevcuttur ve bu nedenle inancın bu şekilde bir psikolojik kurama dayanması ile belirli bir dini geleneğe (İslam’a ya da Hıristiyanlığa) uygunluğu arasında ister istemez bir uyum sorunu ortaya çıkmaktadır (Streib, 1991; Ok, 2007).
Son olarak, inanç gelişimi kuramında, inancın, bireyin bir çağrıya karşılık vermesi olarak tanımlanmasının, İslam’daki iman anlayışı ile herhangi bir sorunu yok gibi gözükmektedir (Ok, 2007). Ancak kuramın birtakım eleştiriler aldığına değinmek gerekiyor. Bu çerçevede bütün cins, kültür, din ve tarihi zaman dönemleri göz önünde bulundurulduğunda, bu iddiaların genel bir geçerliliğe sahip olamayabilecekleri dile getirilmektedir. Diğer taraftan bu kuramdaki bazı aşamalar oldukça karmaşık ve soyuttur. Ayrıca inanç gelişimi kuramında, “bütün dinler gelişmeyi aynı yoğunlukta mı teşvik etmektedir?”, “farklı kültür ve dinlere mensup bireyler aynı gelişim çizgisini mi takip etmektedir?” gibi aydınlatılmayı bekleyen bazı belirsizlikler mevcuttur.