45.İMAN VE İNANÇ KAVRAMLARI – İnanç Psikolojisi

İman ve inanç kavramları, bazı dillerde olduğu gibi, Türkçe’de de bazen farklı anlamlarda bazen de aynı anlama gelecek şekilde kullanılmaktadırlar. Ancak hem dinî literatürde hem de sosyal bilimler literatüründe bu kavramların daha çok birbirlerinden farklı anlamlarda kullanıldıkları görülmektedir. Özellikle dinî literatürde iman kavramının dinî, felsefî, psikolojik, sosyo-kültürel ve siyasî anlayışları yansıtacak şekilde çok boyutlu olarak tanımlandığı gözlenmektedir. .
Dilimize Arapça’dan geçen ve “güvenmek” anlamına gelen “emn” kökünden türeyen iman kelimesine sözlüklerde, “karşısındakine güven vermek, güven duymak, tasdik etmek ve gönülden benimsemek” anlamları verilmektedir. Bunun yanısıra “sağlamlaştırmak, kesin karar vermek, tasdik etmek” manasındaki “akd” kökünden türeyen itikad da iman karşılığında kullanılmaktadır (el-İsfahani, 1961; İbn Manzur, 1299-1308). İnan (iman); “inanmak işi; bir kimse veya bir şeyin doğruluğunu, büyüklüğünü ve gücünü sarsılmaz bir duygu ile benimseme;” İnanç (itikad) ise, bir düşünceye gönülden bağlı bulunma; Tanrı’ya, bir dine inanma, iman, itikat; birine duyulan güven, inanma duygusu; inanılan şey, görüş ve öğreti” olarak tanımlanmaktadır (TDK, 1988). Görüldüğü gibi inanç kelimesi tanımlarda imanı da kapsayacak şekilde daha genel bir anlam ifade ederken; iman, bir dine yönelme olarak, daha özel manada kullanılmaktadır.
Kur’an’da inanç ile ilgili olarak (iman, İslam ve tasdik gibi) olumlu ve (yalanlama, inkâr etme, ortak koşma, terk etme, inatla inkâr etme, kalbinde olmayanı söyleme, şüphe etme gibi) olumsuz nitelemeler bulunmaktadır.

Yukarıda Türkçeleri verilen inançla ilgili olumsuz nitelemelerin Kur’an’daki karşılıklarını bulunuz.
Kur’an’daki kullanımı dikkate alınarak iman kelimesine, genellikle doğrulama (tasdik) ve tahsis etme, teslim olma (İslam) anlamları verilmiş; daha sonra terim olarak, “Allah’tan tebliğ ettiği kesin olarak bilinen hususların bütününde peygamberi tereddütsüz olarak tasdik etmek” şeklinde tanımlanmıştır.
Bu kavramları ayrıntılı olarak ele alan Kelam ve Akaid kitaplarında iman, genellikle temel inanç esaslarını “kalp ile tasdik, dil ile ikrardır” veya “kalbin tasdiki, dilin ikrarı ve amelden ibarettir” şeklinde tanımlanmaktadır. “Kalp ile tasdik” ifadesinin, imanda, sezgi ve kavrayışı içeren duygusal sürecin, akıl ve duyuyu içeren bilişsel süreçten daha öncelikli bir rol oynadığını vurgulamak üzere kullanıldığı söylenebilir.
İman ve inanç, İslam Dini’nde olduğu gibi diğer dinlerde de üzerinde önemle durulan kavramlardır. Bunlar pekçok teolog ve filozof tarafından detaylı bir şekilde tartışılmıştır.

Smith (1979), iman ve inanç kavramları arasında bir ayırım yaparak, imanın “temel bir insani nitelik” olduğunu belirtir. Ona göre iman, kişinin kendisine, diğerlerine ve evrene karşı yönelimi veya toplam cevabıdır. Fowler (1981) da Smith’in bu ayrımını aynen kabul eder. Ona göre iman, inancı ifade etme ve iletmenin önemli tarzlarından biridir. İnanç, imandan daha derindir, bilinçdışı güdülerimizi kapsadığı gibi, bilinçli iman ve fiillerimizi de içerir. 
Allport (2004), güven olarak adlandırdığı iman kavramını, daha az emin olduğumuz inançları ifade etmek üzere kullandığımızı; buna karşılık inancı daha kesin konularda kullanmaya eğilimli olduğumuzu ileri sürer. Ona göre inanç, son aşamada iman haline gelir. Clark (1961), aradaki farkın büyük ölçüde psikolojik olduğunu, inancın daha durağan, imanın ise dinamik ve canlı olduğunu belirtir. Vergote (1999) ise, inanmak eyleminin karşılığının inanç değil iman olduğunu, dolayısıyla imanın inançtan ayrı tutulması gerektiğini belirtir. İmandaki “güven” üzerinde duran Vergote, inancın bir anlamda içte yaşanan iman olduğunu ifade eder.
Ülkemizdeki din psikologları da genelde iman ve inanç kavramlarını birbirinden ayırırlar. Onların tanımlamalarında, imanın inanca nazaran daha özel bir anlam ifade ettiği hususu öne çıkmaktadır. Her ikisinin zaman zaman birbirlerinin yerine kullanılsalar da birbirleriyle ilişkili ancak ayrı kavramlar oldukları, inancın kapsam itibariyle iman dâhil muhtemel bütün düzeyleri içerecek şekilde daha genel olduğu, imanın ise inanca göre daha özel bir anlam ifade ettiği görülmektedir.
Acaba imanın ifade ettiği bu özel anlam nedir, nereden kaynak¬lanmaktadır? Bu özel anlama ve alana ulaşmak için öncelikle dinlere ve onların kutsal metinlerine başvurmak gerekmektedir. Bu metinlere göre bu alan, gayb’dır, yani insanın algı ve kavrayış alanının ötesinde bulunan, duyu ve akıl yoluyla hakkında bilgi edinilemeyen ve onu aşan gerçekliklerdir; görünenler âleminin dışında görünmeyen varlık âlemidir. İman, bu gerçekliklerin ve bu âlemin varlığının kabul edilmesidir. Gayba iman, imanı özel kılan ve diğer bütün beşerî inanç çeşitlerinden ayıran temel özelliktir. Gaybı oluşturan iman objeleri, çeşitlilik göstermekle birlikte, bütün dinlerde bulunabilmektedir. Mesela İslam Dini’nde gayba imanı oluşturan konular Amentü’de özetlenmiştir. Böylece dindeki anlamıyla imanın, aslında gayba iman olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, İslam Dini’ne göre, gaybın kabulü veya reddi, inancı ve inançsızlığı belirleyen ölçüt olmaktadır.
Bunun yanısıra inancın daha çok bilişsel veya zihinsel, imanın ise duygusal ve iradi bir eylem olduğu, ama genel anlamda inanma olgusunun bunlardan herhangibirine indirgenemeyeceği ve bütününün etki ve katkıda bulunduğu psikolojik bir süreç olduğu ortaya çıkmaktadır.
Dinî İmanı genel olarak inançtan ayıran özellikler nelerdir?