4.Cemaat veya Tek Bir Ahlaki Toplulukta Birleştiren İnançlar Bütünlüğü

PAYLAŞ

 

Dinlerin en önemli işlevlerinden birisi mensuplarını ortak bir inanç etrafında bir¬leştirmeleridir. Din paylaşılan bir anlam sistemi oluşturduğu için insanların dünya¬yı, toplumu, tanrıyı ve kendilerini nasıl algılayacaklarına dair ortak bir anlayış ve algı sistemi oluşturur. Aynı inancı paylaşan insanlar dünyaya aynı pencereden ba¬karlar ve o pencereden aynı şeyleri gördüklerini düşünürler. Bu ortak anlam siste¬minin paylaşımı dünyaya dair derin bir düzenlilik ve anlamlılık hissi verir. Dışarı¬dan bakanlar için genellikle bir anlam ifade etmeyen ritüellerin devamı ancak bun¬lara dair ortak kabullerin oluşmasıyla sürdürülebilir. Bir yağmur duasına çıkan in¬sanlar yaptıkları duanın sonunda yağmurun yağabileceğine inanırlar. Yağmur yağ¬madığı takdirde ise genellikle ibadet ettikleri tanrının yağmur yağdıramadığına ve¬ya bu yaptıklarının etkisiz ve anlamsız bir şey olduğuna değil, dualarının kabul edilmediğine hükmederek inançlarına sadakatlerini sürdürürler. Bu durum ortak inancın sürdürülebilmesi için genellikle işleyen bir mekanizmadır. Esasen bu ortak algo ve inanç sistemleri adına din denmese de toplumun kuruluşunun temel bir düzeyidir. Fenomenoloji ve etnometodolojiye (her iki kavram hakkında bölümün sonuna bkz.) göre bütün toplumlar ancak bu ortak algılar sistemiyle var olabiliyor¬lar. Din bu ortak algılar sistemini en iyi düzenleyen mekanizmalardan biridir sade¬ce. Dinin yeterince güçlü olmadığı toplumlarda bile bunun yerini değişik düzey¬lerde büyük veya küçük çaplı ideolojiler alır.

Dinin inanç paylaşımının en doğrudan toplumsal sonucu cemaatleşmedir. Ce¬maat ortak inanç ve algıya dayalı olarak oluşan topluluğu başkalarından ayıracak bir bilinci de geliştirir. Genellikle cemaatlerin gerçeklik hakkındaki ortak bilinç ve algısı inananlarla inanmayanları veya bu ortak algıyı paylaşanlarla paylaşmayanlar arasında bir ayırıma da gider. Dinin inananları gerektiğinde tam bir grup bilinci içinde inanmayanlara karşı bir birlik ve dayanışma davranışına kolaylıkla girerler. Dinî cemaat böylece insanlara bir kimlik (identity) verirken başkalarından ayrış¬mayı da (difference) öğretir.

Aslında dinin sosyolojik tezahürleri açısından en önemli yanı cemaat boyutu¬dur. Çünkü dinin doğrudan etkisi yol açtığı bu grup bilinci, dayanışma örüntüleri ve bunun üzerinden girilen ittifak veya çatışmalardır. Toplumsal düzeyde dinin devrede olduğu hadiselerin başında bu cemaat boyutu gelir. Dinin sosyolojik gö¬rünürlüğü de yine bu cemaat boyutunda olmaktadır.

Sonuçta burada sosyolojik olarak ayırt edilebilecek bir din tanımı ile genel ola¬rak dinsel davranış arasında da bir ayırım yapılabilir. Her dinsel davranış tam te¬şekküllü bir dine mensup olmayı gerektirmeyebilir. Hayatlarının merkezine dini koyan insanlar olduğu gibi, dini hiç önemsemeyen bazı insanların bazı davranışla-rı dinsel olarak nitelenebilir. O yüzden dinin sosyolojik incelemesi çok geniş bir davranışlar yelpazesini içerebilir.

 

Cemaat veya Tek Bir Ahlaki Toplulukta Birleştiren İnançlar Bütünlüğü

Dinlerin en önemli işlevlerinden birisi mensuplarını ortak bir inanç etrafında bir­leştirmeleridir. Din paylaşılan bir anlam sistemi oluşturduğu için insanların dünya­yı, toplumu, tanrıyı ve kendilerini nasıl algılayacaklarına dair ortak bir anlayış ve algı sistemi oluşturur. Aynı inancı paylaşan insanlar dünyaya aynı pencereden ba­karlar ve o pencereden aynı şeyleri gördüklerini düşünürler. Bu ortak anlam siste­minin paylaşımı dünyaya dair derin bir düzenlilik ve anlamlılık hissi verir. Dışarı­dan bakanlar için genellikle bir anlam ifade etmeyen ritüellerin devamı ancak bun­lara dair ortak kabullerin oluşmasıyla sürdürülebilir. Bir yağmur duasına çıkan in­sanlar yaptıkları duanın sonunda yağmurun yağabileceğine inanırlar. Yağmur yağ­madığı takdirde ise genellikle ibadet ettikleri tanrının yağmur yağdıramadığına ve­ya bu yaptıklarının etkisiz ve anlamsız bir şey olduğuna değil, dualarının kabul edilmediğine hükmederek inançlarına sadakatlerini sürdürürler. Bu durum ortak inancın sürdürülebilmesi için genellikle işleyen bir mekanizmadır. Esasen bu ortak algo ve inanç sistemleri adına din denmese de toplumun kuruluşunun temel bir düzeyidir. Fenomenoloji ve etnometodolojiye (her iki kavram hakkında bölümün sonuna bkz.) göre bütün toplumlar ancak bu ortak algılar sistemiyle var olabiliyor­lar. Din bu ortak algılar sistemini en iyi düzenleyen mekanizmalardan biridir sade­ce. Dinin yeterince güçlü olmadığı toplumlarda bile bunun yerini değişik düzey­lerde büyük veya küçük çaplı ideolojiler alır.

Dinin inanç paylaşımının en doğrudan toplumsal sonucu cemaatleşmedir. Ce­maat ortak inanç ve algıya dayalı olarak oluşan topluluğu başkalarından ayıracak bir bilinci de geliştirir. Genellikle cemaatlerin gerçeklik hakkındaki ortak bilinç ve algısı inananlarla inanmayanları veya bu ortak algıyı paylaşanlarla paylaşmayanlar arasında bir ayırıma da gider. Dinin inananları gerektiğinde tam bir grup bilinci içinde inanmayanlara karşı bir birlik ve dayanışma davranışına kolaylıkla girerler. Dinî cemaat böylece insanlara bir kimlik (identity) verirken başkalarından ayrış­mayı da (difference) öğretir.

Aslında dinin sosyolojik tezahürleri açısından en önemli yanı cemaat boyutu­dur. Çünkü dinin doğrudan etkisi yol açtığı bu grup bilinci, dayanışma örüntüleri ve bunun üzerinden girilen ittifak veya çatışmalardır. Toplumsal düzeyde dinin devrede olduğu hadiselerin başında bu cemaat boyutu gelir. Dinin sosyolojik gö­rünürlüğü de yine bu cemaat boyutunda olmaktadır.

Sonuçta burada sosyolojik olarak ayırt edilebilecek bir din tanımı ile genel ola­rak dinsel davranış arasında da bir ayırım yapılabilir. Her dinsel davranış tam te­şekküllü bir dine mensup olmayı gerektirmeyebilir. Hayatlarının merkezine dini koyan insanlar olduğu gibi, dini hiç önemsemeyen bazı insanların bazı davranışla­rı dinsel olarak nitelenebilir. O yüzden dinin sosyolojik incelemesi çok geniş bir davranışlar yelpazesini içerebilir.

PAYLAŞ
Önceki makale3.Kutsal ve Din Dışı
Sonraki makaleHİKMET