38.KIRSAL-KENTSEL ÇEVRE VE DİNDARLIK-Dindarlığı Etkileyen Faktörler

496

Önceki başlıklar artında zaman zaman dile getirildiği üzere dindarlık, sadece ruhun derinliklerinde filizlenen, dış etkilerden bağımsız gelişip olgunlaşan bir yaşantı değildir. Dindarlık, iç dinamiklerin yanında kişisel eğilimlerin ve çevresel etkilerin birlikte harmanlandığı karmaşık bir örüntüdür. Bu başlık altında, kişi, kurum ve sosyal hayat itibariyle nispeten farklı toplumsal yapıları karakterize eden köy, kasaba, ilçe ve il yerleşim birimlerinde yaşayanların dindarlıkları üzerinde durulmaktadır. Acaba sahip oldukları sosyo-kültürel farklılıklarıyla yerleşim birimleri, barındırdıkları insanların dinî hayatlarını nasıl etkilemektedir? Başka bir ifadeyle dindarlığın oluşup olgunlaşmasında ya da kalitesinde kırsallık ve kentsellik belirleyici bir değişken midir?
Yapılan araştırmalar, bireyin yaşadığı yerleşim biriminin köy, kasaba ya da şehir olması ile dindarlığı arasında bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, büyük yerleşim birimleri olan şehirlere oranla köy, kasaba veya ilçe gibi küçük yerleşim birimlerinde yaşayanların dine daha fazla yakın durduklarını ve dindarlık düzeylerinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Batıda yapılan araştırmalarda genel olarak kırsal kesimlerde yaşayanların, özellikle de çiftçilerin geleneksel dinî değerlere daha bağlı olduklarını ve dindarlık düzeylerinin şehirlerde yaşayanlara göre daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur (Hunter, 1983; Brown, 1988). Bazı araştırmalar, köy-şehir ayırımı yerine küçük yerleşim birimi-büyük yerleşim birimi ayırımını benimsemiştir. Bu ayırıma göre yapılan araştırmalarda nüfusu 50000’e kadar olan yerleşim birimlerinde dinî hayatın, büyük şehirlere oranla daha canlı olduğu tespit edilmiştir. (Glock ve Stark, 1966; Mol, 1972).

Genel olarak incelendiğinde Batıdaki çalışmaların çoğunluğu, sosyal çevre-din ilişkisini sekülerleşme/dünyevileşme bağlamında ele almaktadır. Buna göre kırsal kesimlerde yaşamanın toplumsallaşma açısından olumlu etkisi, dindarlığa da yansımaktadır. Şehir ortamı ise, sosyal hayatta dünyevî katkılar sağladığı için dindarlığı da bu yönde etkilemektedir. Bunun anlamı şudur: Kırsal ya da nüfusun az olduğu yerlerde yaşayanlar, şehirlerde ya da nüfusu kalabalık yerlerde yaşayanlara göre geleneksel inançlara daha çok bağlanmakta; dinî aktivitelere daha çok katılmakta ve dinî inançlarında daha muhafazakâr olmaktadırlar.

Kırsal-kentsel ayırımının dindarlığa etkisiyle ilgili ülkemizde yapılan çalışmalarda da Batı’dakilere benzer sonuçların çıktığı görülmektedir. Bir araştırmada köy kökenli olan deneklerin şehirlerde yaşayanlardan daha dindar oldukları; şehirdekilerin inançsızlık noktasında daha fazla yoğunlaştıkları tespit edilmiştir. Aynı araştırma, köy ve kasabadan gelenlerin dinden etkilenme ve dinî aktivitelere katılma yönünden şehirden gelenlere göre daha ileride olduklarını ortaya koymuştur.(Fırat,1977). Bir başka araştırmada köyden gelen üniversitelilerin şehirden gelenlere göre değişime daha açık oldukları; ibadet ve dinî hükümleri uygulama noktasında ilgili ve istekli oldukları tespit edilmiştir. (Bayyiğit,1988). Özetle ifade etmek gerekirse köy ve kasaba gibi küçük yerleşim birimlerinden gelenlerin dindarlıkları, şehirden gelelerinkinden daha yüksek durumdadır.(Şahin, 2007). Bu konudaki yeni bir araştırma, çarpıcı sonuçlar ortaya koymuştur. Bulgulara göre gündelik yaşamında dinin önemli olmadığını belirtenlerin oranı illerden gelenlerde, kır kökenlilerin oranından yaklaşık 2.5 kat daha yüksektir. Her gün beş vakit namazı eksiksiz kılanların oranı kır kökenlilerde, il kökenlilerin oranının 2 katıdır. Faizli banka kredisi kullanmanın günah olmadığını düşünenlerin oranı illerden gelenlerde, köyden gelenlerin oranından yaklaşık 2.5 katıdır. (Korkmaz, 2010).

Üniversite öğrencileri üzerinde derinlemesine analiz yapan Onay (2004), dindarlık konusunda ilçelerde yaşayanların durumuna özel bir vurgu yapmaktadır. Yaptığı araştırmaya göre ilçelerde yaşayanlar; il, kasaba ve köylerde yaşayanlara göre daha dindardırlar. Bununla birlikte köy ve ilçelerden gelenlerin dindarlık düzeyleri, ilden gelenlerinkinden anlamlı bir şekilde daha yüksektir. Köy ve ilçe karşılaştırmasında köyden gelenler dinin inanç boyutunda, ilçeden gelenler ise, dinin davranış boyutunda daha ileridirler. Daha açık bir ifadeyle köyden gelenler dinî inanç açısından daha güçlü bulunurken ilçelerden gelenler, ibadetleri yerine getirme bakımından daha istekli ve tutarlı bulunmuşlardır. Onay, ilçelerden gelenlerin daha dindar oluşlarını, ilçelerin dinî faaliyetler bakımından daha canlı olduğuna; din hizmetleri açısından köy ve kasabalara göre daha fazla imkânlara sahip bulunduğuna işaret etmektedir. İsteğe bağlı din eğitimi imkânlarının daha geniş ve daha kolay ulaşılabilir olması; müstakil müftülüğün ve çok sayıda din görevlilerinin hizmet vermesi; ayrıca orta öğretim kurumlarında görev yapan meslek dersleri öğretmenleri ile din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmen¬lerinden yararlanma fırsatının bulunması, bu bağlamda ilçelerin sahip olduğu ayrıcalıklar olarak sıralanabilir.
Yukarıdaki sonuçları özetleyecek olursak, genel olarak il ve büyük şehir gibi nüfusun yoğun olduğu yerleşim birimlerinde yaşayanlar, diğer daha küçük yerleşim birimlerinde yaşayanlara oranla dine daha ilgisiz ve uzak durmaktadırlar. Kuşkusuz bu neticede, kalabalık yerleşim bölgelerinde sosyal ilişkilerin oldukça gevşek olması ve bencilliğin artması; sosyal kontrol mekanizmalarının işlevini yitirmesi veya çoğu zaman etkisiz kalması; modernleşmeye bağlı hızlı, bireyselleşmiş, paylaşım ve yardımlaşma gibi dinî değerlerden uzak bir yaşam standardının gelişmesi gibi pek çok faktör belirleyici bir rol oynar