35.ÖĞRENİM DURUMU VE DİNDARLIK -Dindarlığı Etkileyen Faktörler

Bireyin dindarlık düzeyini etkileyen demografik değişkenlerden bir diğeri, öğrenim durumudur. Öğrenim durumu-dindarlık ilişkisini iki boyutta ele almak uygun görünmektedir. Boyutlardan biri, eğitim-öğretim düzeyidir; diğeri ise, yapılan eğitim-öğretimin içeriğidir. Konumuz itibariyle öğrenim düzeyi-dindarlık ilişkisi, bireyin ilköğretimden üniversiteye kadar geçirdiği eğitim-öğretim aşamalarının kişisel dindarlığı üzerindeki etkilerini içermek¬tedir. Öğrenim içeriği-dindarlık ilişkisi ise, eğitim kurumlarında alınan eğitim-öğretim içeriklerinin bireyin dindarlığının kalitesi üzerindeki etkilerini içermektedir.
Bireyin dindarlığının oluşmasında ve daha sonraki dinî hayatının şekillenmesinde en etkili kurumun aile kurumu olduğu konusunda 

eğitimcilerin hepsi fikir birliği içindedir. Nitekim kişisel dindarlığı doğrudan ya da dolaylı olarak konu edinen hemen tüm araştırmalar, aynı hususa vurgu yapmaktadır. Bu nedenle aile kurumu, ilk eğitim kurumu olarak kabul edilmektedir. Kuşkusuz aile, sadece ilk dinî temellerin atıldığı veya ilk dinî eğilim ve etkilerin geliştiği ortam değildir; aynı zamanda o, bireyin sonraki dinî eğitim tercihlerini de birinci derecede belirleyen en önemli sosyal yapıdır.
Kitabınızın 3. ünitesinde “Dindarlığın Sosyal ve Kültürel Kaynakları” başlığı altında yer alan “Eğitim ve Din” alt başlığında ailenin eğitim ve din eğitimi üzerindeki etkileri işlenmiştir.
Genel olarak ifade etmek gerekirse, aile ortamında dine yönelik güdülenmelerle dinî temelleri atılan çocuk, aile ve yakın çevresinin etkisiyle din ağırlıklı bir öğretim programına yönelebilmektedir. Bu çerçevede düşündüğümüzde geride bırakılan her eğitim sürecinin, dindarlıkta artışı da beraberinde getireceği söylenebilir. Küçüklüğünde hafızlık yapmış birisinin isteyerek ve severek İmam Hatip Lisesini okuması ve bu okuldan mezun olduktan sonra aynı istekle İlahiyat Fakültesine devam etmesi, aldığı temel dinî eğitimin doğal bir sonucu olarak dindarlığını arttıran bir süreçtir. Nitekim din öğretimi veren okullarda yapılan araştırmalar bu neticeyi desteklemektedir.

Din dersinden bağımsız olarak alınan eğitim ve öğretimin mevcut dindarlığa etkisi var mıdır? Varsa hangi yöndedir? Eğitim düzeyi yükseldikçe dindarlığın kalitesinde de yükselme oluyor mu? Diğer yandan, yapılan eğitim veya öğretimin içeriği dinî yaşayışta nasıl bir farklılık doğurmaktadır. Din eğitimi, dindarlığın kalitesine güvence sağlar mı? Metnin devamında bu sorulara cevap arayacağız.
Eğitim-öğretim düzeyinin dinin anlaşılması ve yaşanmasında nasıl bir rol oynadığı hususu, Batılı ve yerli kaynaklarda tartışılan bir konudur. Bu bağlamda eğitim düzeyiyle dindarlık arasında farklı faktörlerle ilişkili olarak, bazen olumlu bazen de olumsuz ilişkilerin tespit edildiği araştırmalara rastlamak mümkündür. Buna göre eğitim düzeyi ile dindarlık arasındaki ilişki oldukça karmaşık ve çok boyutludur. Kuşkusuz bu çok boyutlulukta, eğitim alan bireyin dinî alt yapısı, dine bakış açısı, eğitim aldığı kurumun müfredatına yaklaşımı; içinde doğduğu yakın ve uzak çevrenin yapısı, eğitim gördüğü çevreninin sosyo-kültürel etkileri vb. pek çok iç ve dış faktörler rol oynamaktadır.

Bu çerçevede ele alındığında bazı araştırmalara göre eğitim düzeyi yükseldikçe, dine olan ilgi artmakta; yaşanan dindarlığın kalitesi yükselmektedir. İlgili bulgular incelendiğinde, bunların daha çok etkin din hizmetleri veren Hıristiyan, Yahudi ya da çeşitli mezheplere bağlı eğitim kurumlarında yürütülen din merkezli öğrenim hayatının göstergeleri olduğu tespit edilebilir. Kur’an Kursları, İmam-Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakülteleri, ülkemizde bu çerçevede benzer sonuçların gündeme geldiği örnekler arasında yer almaktadır.
Bazı araştırmalara göre eğitim düzeyi yükseldikçe dine olan ilgi azalmakta ya da dinin başta ibadet olmak üzere tecrübe, etki boyutlarında önemli düşüşler yaşanmaktadır. İlköğretim, ortaöğretim ve yüksek öğretim çerçevesinde yürütülen bu araştırmalara göre ilköğretim seviyesindekiler ortaöğretim düzeyindekilerden, bunlar da yüksek öğretim seviyesin- dekilerden daha fazla dinden etkilenmekte; karar verirken dinî hassasiyetlere
daha fazla dikkat etmekte; dinî sorumlulukları ve ödevleri daha fazla içselleştirmekte ve psiko-sosyal sorunlar karşısında daha fazla dine müracaat etmektedirler. Müslümanlar üzerinde yapılan bazı araştırmalar, burada gündeme getirilen ilişkiye uygun düşmektedir. Bu araştırmalara göre, öğrenim düzeyi yükseldikçe özellikle namaz ibadetine devamlılık düşmekte, seçim ve tercihlerde dinî ilkelere uyma davranışı azalmakta, sadaka vb. dinî yardım ve bağışlar düşmekte ve dinî organizasyonlara katılım zayıfla¬maktadır.
Ülkemizde üniversite düzeyinde yapılan çalışmalardan elde edilen bulgular incelendiğinde -ilahiyat fakülteleri hariç- yüksek öğretimle dindar¬lık arasında ters yönlü bir ilişkiden söz edilebilir. Başka bir ifadeyle öğrenim düzeyi yükseldikçe dindarlık düzeyinde düşüş yaşanmaktadır. Kuşkusuz bu durumu besleyen sebepler çok çeşitlidir. Sadece seküler odaklı eğitim veren fakülte ve bölümlerde zaman zaman din ile bilimin karşı karşıya gelmesi ya da yüksek öğrenim sürecinin beraberinde getirdiği sorgulayıcı akademik zihinsel yapıyla dinin eleştirel bir tarzda değerlendirilmesi, akla ilk gelen nedenler arasındadır.
Diğer bir kısım araştırmalara göre ise, eğitim düzeyi yükseldikçe ya herhangi ciddi bir değişiklik ortaya çıkmamakta ya da karmaşık ve tutarsız ilişkiler gündeme gelebilmektedir. Eğitim düzeyi yükseldiği halde dinî hayatında ciddi değişmeler yaşamayanlar, daha çok belirli standartlara bağlı kurulu bir dinî çevreden gelenlerden ya da özellikle dinî bunalım ve şüphelerle boğuşup sonrasında kendini tatmin edecek belirli dinî kalıplara sarılmayı tercih edenlerden oluşmaktadır. Kapalı dinî grup ve cemaatlerde yetişenleri de bu çerçevede örnek teşkil edebilecek başka bir kesim olarak sayabiliriz. Öğrenim düzeyi-dindarlık ilişkisinin karmaşık sonuçlara yol açtığıyla ilgili iki örnekle yetinebiliriz: Bir araştırma bulgularına göre eğitim dinî organizasyonlara katılımı desteklediği halde, eğitim seviyesi artan bireyler arasında dinî organizasyonlardan ayrılma, din değiştirme ve dinden dönme oranları daha fazladır (Sherkat ve Ellison, 2004). Yine, eğitim seviyesinin yükselmesine bağlı olarak dindarlıklarında daha dürüst ve tutarlı olmaya çalışanların bir kısmı, eski olumlu dinî alışkanlıklarının bir kısmından uzaklaşabilmektedir. Daha açık bir ifadeyle bazı dinî tutum ve davranışlarda kalite artarken bazı dinî davranış ve uygulamalar ortadan kalkmaktadır. Öğrenim durumu-dindarlık ilişkisiyle ilgili konunun başında bahsettiğimiz ikinci boyuta geçmeden önce burada şöyle bir değerlendirme yapılabilir: Genel olarak eğitim seviyesinin düşüklüğü, dindarlığın daha basit, fakat daha içten ve samimi bir atmosferde sürüp gitmesiyle ilişkilendirilebilir. Buna karşılık eğitim seviyesinin yüksekliğine paralel olarak dindarlık, daha düşük etkinlik düzeyinde, fakat daha aklî ve tutarlı temellere oturmuş bir karakter kazanabilmektedir. Doğal olarak din eğitimi veren kurumların durumu, hem dinî inanç, bilgi, tecrübe, ibadet, hem de etki boyutu açısından olumlu yönde farklılaşmalar gösterecektir.
Konuya eğitim ve öğretimin içeriğinin dindarlığa etkisi bağlamında yaklaştığımızda, önemli farlılıkların gündeme geldiğini söyleyebiliriz. Yukarıda da verilen örnekler çerçevesinde ifade edildiği gibi, eğitim programlarında din eğitim ve öğretimini merkez alan eğitim kurumları, verdikleri eğitimin verimliliği ölçüsünde dindarlık düzeyleri yüksek ve koşullara göre kaliteli bireyler yetiştirirler. Bu yönleriyle diğer eğitim kurumlarından tamamen farklı bir yapı ve işlev ortaya koyarlar.
Ülkemizde üniversite öğrencileri üzerinde yapılan bir araştırma, hiç din eğitimi almayanların Allah’a inanç hususunda kararsız eğilimler 104
geliştirdiklerini ve inanç sorunları yaşadıklarını, ayrıca bunların dua ve ibadet davranışlarında resmî ya da özel din eğitimi alanların çok gerisinde kaldıklarını ortaya koymuştur.(Fırat,1977). Liseli gençler üzerinde gerçekleştirilen bir araştırmada ise Allah’a iman konusunda en yüksek puanları İmam-Hatip öğrencileri almasına karşın liseler arasında en düşük puanları Fen Lisesi ve Anadolu Lisesi öğrencileri almıştır. Ayrıca dinî şüphe ve tereddütler noktasında bu iki okul, en yüksek oranlarla başı çekmiştir. (Bahadır, 1993). Bir başka araştırma da benzer sonuçlara ulaşmıştır. Buna göre İmam-Hatip Lisesi öğrencileri, diğer liseler arasında en dindar kesimi temsil ederken en düşük dindarlık düzeyi, özel lise öğrencilerinde tespit edilmiştir.(Onay, 2004). Her iki araştırma da özel okullarda öğrenim gören öğrencilerin en düşük dindarlık seviyelerine sahip oldukları hususuna dikkat çekmektedir.
Diğer taraftan ülkemizde yapılan diğer birçok araştırma bulguları, din eğitimi alan öğrencilerin daha dindar olduklarını gösteren ilave veriler sunmaktadır. Ayrıca, fiziksel ve sosyal olayları anlamlandırırken dinî referansları kullanma düzeyleri bakımından İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin diğer fakülte ve bölümlerden anlamlı derecede farklılaştığı görülmüştür. (Yapıcı, 2003, 2004, 2007). Bir diğer araştırmaya göre de, İlahiyat Fakültesi öğrencileri hem dinin etkisini daha fazla hissettmekte hem de dinî değerleri öncelikli olarak tercih etmektedirler.(Yapıcı ve Zengin, 2003).
İlahiyat Fakültesi örneğinde görülebileceği gibi, yüksek seviyede yapılan din eğitiminin dinî yaşantı üzerinde olumlu etkilerde bulunmasına karşın, din dışı alanlarda yapılan yüksek eğitimin dinî hayatı, belirli ölçüde olumsuz etkilediği pek çok çalışmada ortaya konmuştur. Ancak, eğitim düzeyine bağlı olarak yaşanan düşüşler, dinî hayatın tamamından ziyade dindarlığın çeşitli boyutlarında ortaya çıkmıştır
İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin büyük bir çoğunluğunun İmam-Hatip Lisesi kökenli oldukları dikkate alınacak olursa, yukarıda bahsi geçen çalışmalardan elde edilen sonuçları doğal karşılamak gerekir. Zira daha lise öncesinde din eğitimi almaya başlayan, bu çerçevede dini anlamaya ve yaşamaya çalışan, nihayet yüksek seviyede din eğitimi alarak dinî inanç ve değerleri benimseme düzeyi artan gençlerin hem genel anlamda dinî duyarlılıklarının güçlü olması, hem de dinî pratikleri daha fazla yerine getirme eğilimi göstermeleri beklenen bir durumdur. Bununla birlikte gerek İmam-Hatip Lisesi gerekse İlahiyat Fakültesi’nde öğrenim gören gençlerin bu okulları tercih nedenleri dikkate alınarak bir çözümleme yapılacak olursa, bireysel ilgi ve amaçların dışında ayrıca başta aile olmak üzere, ders programı farklılığının, yaşanan ve öğrenim görülen sosyo-kültürel çevrenin yönlendirici ve biçimlendirici etkisine yeniden dikkat çekmek gerekir.