30.DİNDARLIĞIN FİZYOLOJİK ETKİ VE İŞLEVLERİ

 
Dindarlık ile beden sağlığı arasındaki ilişki üzerine yapılan çalışmalarda, genellikle dinî inanç ve uygulamaların beden sağlığını olumlu yönde
etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu konuda en dikkat çeken göstergelerden birisi din ile uzun yaşam arasındaki olmlu ilişkidir. Konuyla ilgili çalışmaların büyük çoğunluğunda dindarlık düzeyi yüksek olan bireylerin düşük olan bireylere oranla daha uzun yaşadıkları tespit edilmitir. Aynı şekilde Hıristiyan din adamları üzerinde yapılan bir çalışma, din adamlarının kontrol grubuna göre daha uzun süre yaşadıklarını ortaya koymuştur. Dindarlık ile uzun yaşam arasındaki ilişkinin daha kapsamlı (126,000 denek) bir şekilde incelendiği diğer bir araştırmada, dindarlıkla ölüme neden olan tüm riskler arasında olumsuz bir ilişki tespit edilirken, daha dindar breylerin % 29’unun daha az dindar olanlara oranla daha uzun yaşadıkları belirlenmiştir. (akt. Köylü, 2010).
Dinî inanç ve uygulamaların, organik hastalıkların tedavisinde olumlu etkileri konusunda her geçen gün daha fazla kanıt ortaya çıkmaktadır. Yapılan bir araştırmaya katılan 269 doktorun % 99’u, manevi inancı olan hastaların manevi inancı olmayan hastalara kıyasla hastalıklarla daha iyi baş edebildiklerini ifade ettikleri tespit edilmiştir. Diğer bir araştırmada da, hastaların yarıya yakınının (% 45), dinî inançlarının sağlık durumlarını olumlu yönde etkilediğini belirtmiştir. Bunun yanında, dinî inançlarını önemseyen ve inançlarının öngördüğü pratikleri sıklıkla yerine getiren insanlarda diyastolik kan basıncı (kalp genişlemesi) rahatsızlığına yakalanma ihtimalinin daha az olduğu tespit edilmiştir. Yüksek tansiyon ile dindarlık arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalarda da daha dindar olan bireylerin % 90’ının daha düşük kan basıncına sahip oldukları belirlenmiştir. Dinî pratiklerin kroner kalp rahatsızlıkları ve ölüm oranlarının daha düşük olmasıyla ilişkili olma eğiliminde olduğuna dair bulgular vardır. Yine kronik rahatsızlıklar ve değer verilen insanların kaybedilmesinin ortaya çıkardığı güç durumlarla başedebilme konusunda da dinî inancın insana özel bir katkısının bulunduğu sonucuna ulaşan araştırmalar bulunmaktadır. (Paloutzian, 1997, s.256).
Özellikle son dönemlerde yapılan bazı araştırmalar, kanserle başa çıkmada dinin oldukça önemli bir işlevi olduğunu ortaya koymaktadır. Kalp hastalıklarına maruz kalmış yaşları 55 ve üstünde olan 196 hasta üzerinde yapılan bir araştırmada, dinî tutum ve davranışlar ile fiziki hastalıklar ve işlevel yetersizlikler arasında olumsuz bir ilişki tespit edilmiştir. Diğer bir araştırmada ise dindarların daha az kalp ve damar rahatsızlıklarına yakalandıkları veya kalp ameliyatları sonrasında meydana gelen ölümle daha az karşılaştıkları, daha uzun yaşayıp sağlık hizmetlerine daha başvurdukları belirlenmiştir. (Koenig 2002, s. 267-273). Dinî inanç ve uygulamalar ile beden sağlığı arasındaki ilişki üzerine yapılan 200 araştırmanın incelendiği bir çalışmada ise, sağılıklı yaşam ile dindarlık arasında anlamlı düzeyde pozitif bir ilişkinin olduğu, bu ilişkinin yaş, cinsiyet, ırk, millet, din ve etnik grup vb gibi farklı bağımsız değişkenlere göre de anlamlılığını koruduğu tespit edilmiştir.
Dinî inançların organik hastalıkların tedavisinde hastaların moral ve umut düzeylerini yüksek seviyede tutarak tedaviye olumlu katkılarının yanında, koruyucu bir işlev icra ettiklerini söylemek mümkündür. Zira insan sağlığına zararlı olan birçok alışkanlık ve davranış, genellikle çoğu dinlerde yasaklanmıştır. Yani birçok durumlarda insanlar, sağlıklarını korumak için değil de dinî bir emri yerine getirmek için belli şeylerden uzak durmaya çalışmakta ve bu tür davranışlar dolaylı da olsa sağlıklarına olumlu bir şekilde yansımaktadır. Örneğin bir kimsenin dinî inancı ona, kalp hastalıklarını azaltan eksersizi, dengeli bir kilo kontrolünü kolaylaştıran
diyeti, ciğer hastalıkları ve trafik kazalarından kaynaklanan ölüm ihtimalini azaltan alkolden kaçınmayı ve onu kötüye kullanmamayı tavsiye ve emrederek dolaylı da olsa fiziki sağlığına katkıda bulunabilmektedir. Nitekim yapılan araştırmalar, dindar insanların, daha az sigara ve içki tükettiklerini, daha az uyuşturucu maddeler kullandıklarını; bunun yanında, gayri meşru ilişkilerden daha çok sakındıkları için dindar olmayanlara oranla kısmen ya da tamamen daha sağlıklı olduklarını ortaya koymuştur. (Koenig, 2001/2002 s.102).
En yaygın dinî bir uygulama olduğu bilinen duanın, insanların ümit düzeyini yüksek tutma konusunda olumlu bir işlev icra ettiği ve organik rahatsızlıklardan kaynaklanan ıstırap duygularının hafifletilmesine katkıda bulunduğu yaygın bir şekilde gözlemlenmiştir. Dua, bir yardım isteme, bir sevgi terennümü, iç hayatı canlandıran büyük bir kuvvet olarak tanımlanabilir. Hastalığın tedavisine olan inanç, ıstırabın azalmasına ve mevcut durumun kabul edilmesine katkıda bulunmaktadır. Zira insan ruhunda durmadan kımıldanan bir hareket, sürekli değişen bir dalga halinde olan dua, bazen bir fikir, bazen bir şiir, bazen de bir mûsıkî şekline bürünmekte, fakat her zaman ruhta bir kemâl hareketi olmaya devam etmektedir. Duada sanki Tanrı insanı işitiyor ve doğrudan doğruya cevap veriyor gibidir. Bunun içindir ki duayla birlikte beklenmedik olaylar olmakta ve ruh dengesi yeniden kurulmaktadır. Yalnız bırakılma ve acze düşme hissi ile çabaların boşluğu duygusu etkisini kaybetmeye başlamakta, dua eden insan, ruhunun derinliklerinde bambaşka tuhaf bir kuvvet hissederek kendinde keder ve ıstıraplara karşı dayanma kuvveti bulmaktadır. Çünkü dua, ümit kapılarını beklemeyi, mantıki motifler olmadığı halde dahi açık tutmakta ve olumsuz şartların insan üzerindeki etkisini en aza indirebil¬mektedir. Dua ile insan, sınırlı gücünü Tanrının sınırsız gücüyle birleştirmeye çalışmakta ve sorunlara artık kendi gücüyle değil Tanrının sonsuz gücüyle meydan okumaya başlamaktadır.
Dua yalnızca insanın duygusal dünyasını değil fizyolojik süreçlerini de etkileyebilmektedir. Bazen dua ile birkaç dakikada veya birkaç günde organik hastalıklar bile iyi olabilmektedir. Mesela Fransa’da Lourdes müessesinin kayıtlarına göre, burada iki yüzden fazla verem, kanser, kemik hastalıkları ve benzeri diğer organik hastalıklara yakalanan insan, mucize kabilinden hemen hemen aynı surette iyi olmuştur. Bu durum, son 136 yılda yaklaşık 100 milyon insanın burayı hastalıklardan şifa bulmak amacıyla ziyaret etmelerini de açıklar gözükmektedir. Toplumumuzun önemli bir kesiminin şifa bulmak amacıyla sıklıkla özellikle türbe ziyaretlerine başvurmaları da aynı düzlemde değerlendirilebilir.
Sonuç olarak; fizyolojik sorunların çoğu psikolojik rahatsızlıklarla ilişkilidir. Bunlar arasında yalnızlık, ayrılık, bağımlılık, acizlik, stres, depresyon ve çaresizlik gelmektedir. Dinî inanç ve uygulamalar strese neden olan olayları azaltırken, psikolojik iyiliğin (mutluluk, hayattan tatmin olma ve moral) artmasına katkıda bulunduğu, bunların da sonuçta beden sağlığını olumlu yönde etkilediği söylenebilir. Araştırma sonuçlarına bağlı olarak, dindarlık düzeyi yüksek olan kişilerin işlevel açıdan daha iyi durumda oldukları, düşük kan basıncına, daha az kalp ve damar rahatsızlıklarına yakalandıkları ve bu rahatsızlıklar sonucu ölüme daha az maruz kaldıkları, genelde daha uzun bir yaşam sürdükleri söylenebilir.

En çok başvurduğunuz dini pratiğin hangisi olduğunu ve bunun üzerinizde nasıl bir etki bıraktığını belirtiniz