20. Yüzyıl Başında Roman

40

20. yy Başında Roman

19. yy in sonlarında doruğuna ulaşan Doğalcılık (NatüraUzm), 1900lere girilirken, sınırlayıcı temel ilkeleri nedeniyle tepki görmeye başladı. Yazarlar, bilimselliğe yaklaşan nesnel gözlem ve nesnel anlatım yöntemlerine karşı çıkıyor, bunun yerine yapıtlarına artık kişisel izlenimlerini, duygu ve düşüncelerini katıyorlardı.

Yeni yaklaşımla ortaya çıkan çeşitli görüşler, kısa süren birçok akımın ve bu akımlara bağlı dergilerin birbirini izlemesine yol açtı. Bu yüzden, edebiyat yapıtlarında hemen hemen bütün ülkelerde belirgin bir artış görüldü. Almanya, Hollanda ve Fransa’da doğala yaşam ve sanat anlayışı, yalnız okurları değil, bu akımın yandaşlarını da bıktırmıştı. Tam anlamıyla Gerçekçilik’in Rus edebiyatındaki Gerçekçilik olduğunu kamtlamaya çalışan Melchior de Vogüe’nin 1886’da çıkan Le roman russe(“Rus Romanı”), adlı yapıtı büyük ilgi uyandırdı. 1891’de K. Hamsun, verdiği dizi konferanslarla gizemli ve düşsel nitelikler taşıyan yapıtların üretilmesi gerektiğini savundu. Kişiliksiz, dış gerçeği yansıtan sanat bezginlik yaratmıştı.

20. yy’ın başlangıcında, çok çeşitli eğilim ve düşüncenin egemen olduğu edebiyat anlayışıma belirgin özelliklerini tanımlamak güçtür. Ana çizgileriyle bu edebiyatın çok kişisel olduğu, gerçeğin yorumunu öznel bir biçimde yaptığı söylenebüir. Bu dönemde Nietzsche’nin düşünüleri ahlak değerlerini yıktı. Bergson’un felsefesi zaman kavramım temelinden sarstı. Psikanaliz, insanların eylemlerini bilinçaltı ve cinsel içgüdülerle açıklamak gerektiğini savundu. Birçok ülkenin romancıları, cinsel yaşamı yeni bir açıklıkla betimlediler. İnsan bedenine ve somut yaşama verilen önem arttı.