061

154

SOSYAL TABAKALAŞMA

 

Sosyal tabakalaşma;
nasıl yerin labakalan
birbiri üstüne oturuyorsa, insanların da tabakalar veya katmanlara dikey olarak
bö­lündüğünü ifade eder. Sosyologların kul­landıkları jeolojik metafor, birçok
toplu­mun çarpıcı bir yönüne dikkat çekiyorsa da, bu terimi hatalı olabilecek
kullanımları var­dır. Bir toplumdaki insanların bağlantıları, yerin
katmanlarının birbiriyle bağlantısın­dan çok daha karmaşık olup sosyal tabaka­lar
jeolojik tabakalar gibi çıplak gözle görü­lemezler.

Sosyal tabakalaşma
dediğimizde, top­lumda bireylerin işgal ettiği eşit olmayan konumlara dikkat
çekiyoruz. Zaman zaman bu terim her türlü eşitsizliğe
atıfta buluna­cak derecede çok geniş bir bağlamda kulla­nılır. Bununla birlikte
onu belirli veya en azından tanınabilir bir kimliğe sahip grup­lar veya kişi
kategorileri arasındaki eşitsiz­liklerle sınırlamak yararlı olacaktır. Böyle­ce,
bir ailenin üyeleri arasındaki tabakalaş­madan değil, zenciler ile beyazlar
veya elle çalışanlar ile çalışmayanlar arasındaki ta­bakalaşmadan söz ederiz.

Tabakalaşmanın tüm
insan toplumları­nın evrensel bir Özelliği olup olmadığı ko­nusunda, sosyal
bilimciler arasında bir an­laşma sağlanamamıştır. Bu anlaşmazlığın bir kısmı
aynı terimlerin farklı kullanımla­rına bağlanabilirse de, bakış açısındaki
farklılıklar da gözardı edilemez. Fonksiyo­nel
tabakalaşma teorisi, geniş anlamda ta­bakalaşmanın yalnız evrensel olarak mev­cut
olmakla kalmayıp, belirli bir sosyal fonksiyonu da ifa ettiğini iddia eder.
Başka teoriler ise, geçmişte dar anlamda tabaka­laşmanın bulunmadığı ya da gelişmemiş

olarak bulunduğu
toplumda nasıl varol-muşsa, aynı şekilde gelecekte de onun bu­lunmadığı veya
önemsiz olduğu toplumla­rın da olabileceği üzerinde dururlar. Hali­hazırda
tabakalaşmış olan toplumların, ge­lecekte tabakalaşmalarının nasıl zayıflaya­cağını
tahmin etmek veya tabakalaşmanın her yerde ya da
hemen hemen her yerde mevcut olduğu için belirli bir
sosyal fonksi­yona sahip olduğunu kanıtlamak kolay de­ğildir.

Jeolojik iabakalaşma benzetmesi zaman zaman
konuyu muğlaklaştırmaktadır. Çün­kü verili bir toplumda aynı bireyler seçilen
ölçüte bağlı olarak farklı katmanlara ait ola­bilir. Her toplum birden çok
katmanlaşma ölçütü kullanır ve değişik toplumlar aynı öl­çütlere aynı oranda
önem vermezler. Her durumdaki anlamlı ölçütü tesbit
etmek ve bu ölçütlerin tutarlılığını belirlemek çok daha fazla beceri ve çaba
gerektirir. Bazı bi­lim adamları farklı tabakalaşma boyutları ya da bir veya bir başkasının belirleyici rolü arasındaki
tutarlılığı (insicam) vurgular­ken, başkaları, birbiriyle ilişkili olduklarını
kabul etseler de bu boyutların karşılıklı ola­rak zayıflalılamayacağıni
öne sürerler.

Tabakalaşmanın
iktisadi yönü veya bo­yutu tüm toplumlarda önemli olmuşsa da, bu en açık bir
şekilde modern toplumda öne çıkmıştır. Fakat iktisadi boyutun mahiyeti­ni tesbit etmeye kalktığımızda, sorunun ne derece karmaşık bir
yapı arzettiğini görü­rüz. Zira o, ya servete, ya gelire veya mesle­ğe
atıfta bulunur ki, her ne kadar yakından ilişkili de olsalar bunlar bir ve aynı
şey de­ğildir. Servet ve gelirin Ölçülmesi nisbeten
kolaydır. Fakat bölüşülmeleri süreklilik ar zettiği
için bir insanın ya da başkalarının ne kadar parası
olduğu temelinde, insanlar

arasında ayırım
çizgileri belirlemek görün­düğü kadar kolay değildir. Dahası, so run insanların ne kadar
servete veya gelire sahip oldukları değil, onu nasıl kazandıkları veya nasıl
kullandıklarıdır.

Geçmiş toplumlarda
toprak gibi bazı şe­killeriyle servet, para gibi başka şekillerde-ki servetten
ve miras olarak kalan servet, ti­caret yoluyla kazanılan servetten daha de­ğerliydi.
Kapitalizm bu tür ayrımların öne­mini azalttı. Fakat tümüyle de ortadan kal­dırmadı.
Nihayet servetin biriktirilmesi ve aktarılması sosyalist toplumlarda şiddetle
kısıtlanmış, gelir eşitsizliği de ortaya çık­mıştır.

Kapitalist veya
sosyalist tipte olsun tüm sanayi toplumları, mesleki yapılan bakı­mından lam
bir aile benzerliğine sahiptir­ler:

 1) Mesleki rol bu toplumlarda, tarihte bilinen tüm diğer
toplumlardan çok daha büyük bir çıkış gösterir. Mesleğin, evin ge­leneksel
toplumlarda işgal ettiği kapsamlı alandan kopması tamamlandıkça, daha çok insan
belirli mesleklere sahip olmaya başla­dı ve onların sosyal kimlikleri artan biçim
de bu mesleklerin terimleriyle tanımlanır oldu. İnsanın yetişkin hayatının
büyük bö­lümü bir fabrika veya büroda mesleğini icra ederken geçer, hayatının
daha önceki kısmı ise büyük ölçüde bu mesleğe hazırlık niteli­ğini taşır;

 2) Mesleki yapının kendisi daha karmaşıklasın iş ve
farklılaşmış hale gel­mektedir.

Tüm meslekler bir
anlamda eşit biçimde yararlı olsalar da, onlara toplumun üyeleri tarafından
eşit biçimde değer verilmez. Bu konuya dair sağduyunun görüşü, en azın­dan
kapitalist toplumlarda, mesleklere, eşit olmayan ücretler ödenmesinden dolayı
farklı biçimlerde kıymet biçildiği şeklindedir; fakat bu bazı mesleklere niçin
öbürle­rinden daha fazla ücret ödendiğini açıklaya-maz.
Mesleklerin katmanlaşması gerçekte çok karmaşık bir fenomendir. Tüm modern
toplumlarda mesleki katmanlaşma aynı toplumun üyeleri arasında değerlerin değişebilirliği ve eski
değerlerin hızla yenileriy­le yer değiştirmesi suretiyle karmaşıklaş-mıştır.

Bir mesleğe biçilen
değer ile, onun sağ­ladığı gelir arasında açık bir mütekabiliyet varsa da, bu
mütekabiliyet kusursuz olmak­tan uzaktır. Bu, kısmen modern dünyada hem gelir,
hem de prestij açısından çeşitli meslekler arasında sürekli meydana gelen
değişmelere bağlıdır. Fakat kusursuz müte­kabiliyetin olmayışının arkasında
başka, daha temci nedenler de olabilir. Kol ile kafa işçisi arasındaki gelir
eşitsizlikleri çoğu sa­nayi toplumlarında büyük çapta azaltılmış-tır, fakat el
işçiliği, kafa işçiliğinden daha az itibar görmeye devam etmektedir; hatta da­ha
iyi Ücret ödense bile. Bu durum yalnız kapitalist değil, sosyalist ideolojide
kol iş­çiliğinin tarafında olunmasına rağmen, sos yalist
toplumlar için de doğrudur.

Meslek tüm sanayi
toplumlarında eği­timle yakından ilgilidir, ama bu durum muhtemelen kapitalist
toplumlardan çok sosyalist toplumlarda daha çok geçerlidir. Eğitime açıkça
değer verilir. Çünkü o iyi ücret sağlayan mesleklerin kapısını açmak­tadır.
Fakat ona başka nedenlerle de değer verilir. Eğitim insanların bilgiyi edinmele­rine
ve kendi mesleki alanlarının içinde ve dışındaki hayatın iç anlamına nüfuz etme
imkânı verir; bunların tümü yalnız parasal açıdan ileride sağlayacağı gelirler
için de­ğil, aynı zamanda kendi başına da değerli­dir.

Eğitim, meslek ve
gelir; insanlar tarafın­dan benimsenen hayat tarzlarına önemli öğeler olarak
katılırlar. Sosyal tabakalaşma kendisini tipik olarak aynı toplumun üyele­ri
arasında hayat tarzlarında ortaya çıkan farklılıklarla gösterir. Bu tür
farklılıklar ha­yatın hem maddi, hem de maddi olmayan yanlarıyla ilişkilidir ve
kendilerini daha saydam biçimlerde gösterirler. Alışkanlık, giyim ve gıda,
hayat tarzlanndaki farklılığa işaret eder ve iyi
bilindiği gibi dil insanları birleştirmek bir yana, ayırır.
Hayat tarzla­rıyla birbirinden farklılaşan gruplara, özel­likle de onlar kendi
aralarında tabakalaş-mışlarsa, statü grupları denir.

Yaygın kullanımda
sınıflar ile statü grupları arasında sistematik bir ayırım zetilmezse de, bunu yapmakta fayda vardır. Ünlü bir ayırıma
göre, bir sınıf üretim siste­mindeki konumuyla tanımlanırken, bir sta­tü
grubunu karakterize eden şey onun tüke­tim kalıbıdır. Sınıflar kimliklerini
muhale­fet içinde edinir. Statü grupları arasındaki ilişkiler özenme/taklit
ilişkileri iken, sınıf­lar arasındaki ilişkiler çatışma ilişkileridir.

Irk temelli
tabakalaşmanın en açık ve en uç örneği, Güney Afrika’da görülmüştür. Irkların
ayrılması burada yalnız yaygın bir sosyal uygulama değil, aynı zamanda kabul
edilmiş bir temel sosyal ilkedir de. Irk ayrı­mı (apartheid)
Güney Afrika toplumunda resmi bir normdur ve evlilikten siyasete, si­yasal
hayatin tüm yönlerini düzenlemeye çalışır. Irk ayrımının kökleri, ırk temelli
ta­bakalaşmanın büyük kısmında olduğu gibi sömürge yönetimi tecrübelerine dek
geri gi­der.

Irk sık sık kastla karşılaştırılır. Zira her iki tabakalaşma türü
de aşın katı olmasıyla belirgindir. Gerçekte kast terimi, katı sosyal

tabakalaşmanın
eşanlamlısı haline gelmiş­tir. Kast sisteminin en karakteristik türüne Hindular
arasında, geleneksel Hindistan’da rastlanır. Yakınlara kadar kast ayrımları
Hindular arasında çok titizce yapılmaktay­dı ve çeşİÜi
kural ve sınırlamalarla her kast mevkilerini korumaktaydılar.

Kas sisteminde birçok
değişmeler mey­dana geldi. Çağdaş Hindistan’da kastların bölünmesi -tıpkı
Birleşik Devletler’de ırk­ların bölünmesi gibi- pek
çok diğer ayrım­larla ve eşitsizliklerle bir arada varlığını sürdürür ki, bunun
kökleri başka yerlerde aranmalıdır. Geleneksel Hint toplum düze­ninin önemli
bir özelliği, insanlar arasında­ki eşitsizliklerin gerçekte varolması bir ya­na,
doğal ve eşyanın mahiyetinden kaynak­lanan bir şey olarak kabul edilmişti. Bu,
bü­yük ölçüde hiyerarşik toplum anlayışının hem
hukuk, hem din tarafından desteklen­diği Ortaçağ Avrupası
için de doğrudur. Bugün köprülerin altından çok sular geç­miştir ve çoğu
toplumlarda eşitsizlik ve ta­bakalaşma eşitliğin hakim değer olduğu hu­kuki ve
ahlâki bir çevre içinde varlığını sür dürmektedir. Bu demektir ki, çağdaş top­lumların
çoğunda tabakalaşma geçmiş top­lumların hiyerarşik
tabakalar, katmanlar ve kastlara ayrılmasından çok daha seyyal ve şekillenmemiş
haldedir. Geçmiş toplum­larda hiyerarşi kabul edilmiş ve tümü değil­se bile,
toplumun çoğu üyesi tarafından be­nimsenmiş durumdaydı.

(SBA) Bk. Hiyerarşi,
Statü