016

.

 

DENEY

 

Bilimde bir deneyin
amacı, bir bağımlı ve bir ya da daha fazla bağımsız değişken arasında vuku
bulan değişmez ilişkileri gözlemlemek demektir. Böylece bir deney, bu amacı
geçerli olarak yerine getirebilen herhangi bir sürece işaret eder. Daha özgül
olarak, bir deney aşa-ğidaki şartlar uyarınca bir bağımlı ve bir ya da daha çok
bağımsız değişkenin ortak bir değişi­min gözlemlenmesini İfade eder:

 a) Gözlemle­necek özneler homojen bir grubu oluşturur­lar,

 b) deney sırasında bağımsız değişkenlerdeki değişmenin
miktarları karşılıklı olarak birbi­rini İçeren ve dışlayan sınıflar içerisinde
tasnif edilmiştir (böylece değişmenin olmadığı birsı-nıf elde edilir);

 c) Özneler bu sınıflardan biri­sine tesadüfi bir süreç
kanalıyla sokulur;

 d) Bağımsız değişkende meydana gelen değişme­ler her
sınıfı etkiler.

Bu tanımın gereği
olarak deneyin laboratu-varda ya da gerçek hayatta meydana gelmesi arasında pek
bir fark yoktur. Aynı zamanda, bağımsız değişkendeki değişmenin, deney ya­pan
kişi üzerinde bazı eylemlerin doğrudan bir sonucu olarak meydana gelip
gelmediği önemsiz bir konudur. Ne zaman deney yapan ki§İ teorik önemi olan bazı
bağımsız değişken­lerde değişmeye yol açacak olayları önceden kestirebilirse,
olayın vukuunda önce çeşitli oranlarda değişim sınıflarına özneleri rastgele
yerleşlîrirve nihayet yukarıda sıralanan şartla­rın diğerlerini de karşılarsa,
bir deneyi gerçek­leştirmiş olur. Deney terimi, gevşek bir biçim­de, sosyal
hayatın herhangi bir alanındaki ye­niliği İfade edecek şekilde
kullanılmaktadır. Burada, yeniliğin bir deney temeli üzerinde ya da sınırlı bir
alanda meydana gelen etkisi söz-konusudur. Böylece sonuçlar, yapılan yenili­ğin
girmesinden önce gözlemlenebilir.

Deneyce doğrudan ya da
dolaylı olarak baş­vurma mevcut sosyal araştırmacılar tarafın­dan çeşitli
düzeylerde ve çeşitli yoğunluklarda yapılmaktadır. Nitekim sosyal bilimciler ya­pay
olduğu kadar tabii durumları da hipotezle­rini sınamak amacıyla kullanırlar:
Karşılaştır­malı yöntemin de esasen kurumsal ve tarihsel verilerle yapılmış
bilimsel deneyin katı prose­dürlerinin kendisine uygulanamayacağı bir
‘deneyleme’ tarzından İbaret olduğu da çeşitli kişilerce ifade edilmiştir.

Felsefi anlamda deney,
her türlü duyumsal bilgiyi kapsadığı gibi, duyumlardan, kavram­lardan,
yargılardan ya da akıl yürütmelerden elde edilen bilginin tümünü de ifade eder.
Da­ha genel ve ana çizgileri ile kişinin veya insan­lığın hayatı boyunca
edindiği bilginin bütünü ve sezgisidir. Bu anlamda “deney sahibi” ola­rak
tanımlanan kimse, yaşamış, görüp geçir­miş ve bunlardan yeterli ve gerekli
dersleri çı-

kartmış bir kimsedir.

Duyumsal deneyin
değeri ve bunun bilgi ile ilişkisi sorunu felsefe tarihi boyunca çeşitli te­ori
ve tartışmaların ortaya çıkmasına neden ol­muştur. Deneyciliğe göre, her bilgi
duyum de­neyinden gelir, zihinde daha önceden duyular yoluyla algılanmamış
hiçbir şey yoktur. Locke ve Hume gibi deneyciler bu görüşü savunur­lar. Klasik
rasyonalizm İse (Descartes, Kant) bilgi için duyumsal deneyi yeterli bulmaz; dü­şünce
yoksa, deneyin bir değer taşımayacağını düşüncenin her türlü duyu deneyinden
Önce var olduğunu savunur. İdealizme göre, her bil­ginin, hatta her deneyin
kaynağı düşüncedir. Çünkü idealizm duyu deneyinin hatta duyum­ların olmadığı
kanısındadır. Gerçekçiliğe göre de duyu deneyi gerçekten varolana yönelir; va­rolanı
bilir ve bilim aracılığıyla varolanı etki­ler.

Ahlaki deney kavramı
ahlak kurallarının kay­nağı sorusuna cevap verir. Bazı ahlakçılar ah­lak
kurallarınının insanın vicdanı olduğunu öne sürerler. Onlara göre insanların
doğuştan evrensel ve sonsuz olarak sahip oldukları bu kurallar İnsan vicdanının
ya kendiliğinden oluşturduğu veya doğuştan edindiği kurallar­dır. JJ.Rousseau;
“vicdan ilahi içgüdüdür” der. Ahlak kurallarının duyu deneyinden Önce
varolan a priori kurallar olduğunu savunan bu görüşe ‘ahlaki rasyonalizm’ adı
verilir. Bu­na göre bir kısım ahlakçılar da ahlak kuralları kaynağının duyu
deneylerinden edinilmiş ol­duğu kanısmdadırlar. Ahlaki deneycilik adı ve­rilen
bu görüşün farklı biçimleri vardır: a) Bi­reysel deneyin özgünlüğüne inanan,
dolayısıy­la insanların her birinin ayrı bir ahlakı olduğu­nu savunan görüş; b)
Ortak veya sosyal dene­yin önemi üzerinde durarak birey ahlakının, içinde
yaşadığı toplumun töreleriyle sınırlandı­ğını savunan görüş. Bu durumda ahlak
bir sos-yoiojizm niteliği kazanır; c) Bİr çok etkenle ev­rim gösterebilen ve
gelişebilen sosyal deneye önem veren görüş. Sözü geçen etkenler arasın­da
bireyin eylemi gibi deneylerin sentezini ya­pan aklın eylemi de önemli bir yer
tutabilir (Bu hem bilimsel rasyonalist, hem de deneyci bir görüştür).

 (SBA)

Bk. Bilim; Değişken;
Deneycilik; Meterfofoji; Yöntem.